Kenar

Görsel sanatlar piyasamızda: KARA 2015 KIRİZİ.

Featured

DUYGU YAŞAM

IMG_1198 

KRİZİN GÖRSELİ BÖYLE OLABİLİR 🙂

Emre Zeytinoğlu’nun  Murat Pulat resimleri üzerine Warhola online dergisinde bir yazısı yer alıyor :

http://warholamag.com/murat-pulatin-resimleri-uzerine/

yazıyı okuduğunuz zaman bazı alıntılar ve  ustalar tarafından söylenmiş  felsefi sözler ile güçlendirilmeye çalışıldığı görülüyor. Biz burada  konunun o felsefi(!) boyutuna değil, ülkemizde  görsel sanatlar açısından nelerin bir yeni diye anılmaya başladığından söz edelim.

genç sanatçım  önceleri Photoshop programı ile elde ettiği görüntüleri yine aynı programın filtrelerinden geçirerek dijital kopyalarını boyadı veya aynısını tuvale kopya etti adına da , çağdaş sanat diyerek sundu. Bizim  yeni yöntem galericiler de genç sanatçılarımın yaptığı bu yeniliklere balıklama dalarak, ortaya yepyeni, taze ve şimdiye kadar değerini bilemediğimiz olağanüstü(!) yetenekler çıkardılar.

Artık ülkemizde görsel sanatlar konusunda sorun kalmamıştı ve gençlerimiz bu konuyu çözüme ulaştırmışlardı(!)

Vasconcelos_Rockyjoana-vasconcelos-bull vasconcelos_rocky

Genç sanatçılar ile ilgili sergiler yapılmaya başlandı, yarışmalar düzenlendi, genç sanatçılarımızın işleri İngiltere, Dubai’ye götürüldü ve oralardan başarı(!) haberleri gelmeye başladı; sözde  satışa sunulan eserler yabancılar tarafından kapışılmış ve büyük paralar karşılığında alıcılar bulmuştu…

Uçurulan balonların havası birkaç yıl dayandıktan sonra birer, birer sönmeye başladı. Ortalığı bir sis kaplamıştı ve sis perdesi dağılınca bir de baktık ki ne balon kalmış ne de,  İngiltere, Dubai piyasası..

Bizim koleksiyonerler veya sayıları çok fazla olmayan sanat yatırımcıları, sis perdesinden faydalanarak kendilerini yabancı ülkelerdeki sanat fuarlarına atmaya başladılar. Artık yabancı sanatçılara yatırım yapmaya başladıkları gerçeği sanat piyasamızda bir ekonomik kriz yarattı…

Push-Pin-Portrait-Artwork-On-Board-5 imagesCAKZAXZO

Son bir yıldır süren sanat piyasasındaki kriz, bu arada bazı sanatçıların da  PR şirketlerini devreye sokarak krizi yenme gayretleri içinde oldukları gerçeği ile bizleri karşı karşıya getirdi; sanatçım ortaya koyduğu eserlerinin önemini yeniden,  bir takım önemli imzalar ile sunmaya başladı. Sosyal medyayı kullanarak tanıtımına daha bir önem verdi. Fakat akla getirilmeyen bir gerçek vardı, taşıma suyla değirmen fazla dönmüyordu. Her seferinde sanat piyasasında para harcayan kesimin, bir şekilde gözünü boyayan kesim etkili olamıyordu. Artık sanata yatırım yapacak olan, yabancı sanat uzmanlarının, sanat yayınlarının, sanat eleştirmenlerinin, bizim sanatçılar ile ilgili önemi ortaya koymalarını bekliyorlardı. Bu beklenti de boş çıkınca, yabancı sanatçılara yönelme fikri geçerli oldu ve galericilerden bir çoğu da listelerine yabancı sanatçılar katarak, yerli piyasayı etkilemeye başladılar.

Ben Heine - Art - portrait - Eminem 04

Peki bizden önemli sanatçılar çıkmaz mı? Bize sorarsanız bu gidişle çıkmaz çünkü, görsel sanatlar piyasasında hala alavere, dalavereler sürdükçe, önemli olacak sanatçılarımız da gümbürtüye gideceklerdir, şimdiye kadar olduğu gibi.

Sanat piyasasında  bir liste dolaştırılırsa ve o listede olmayanlar dikkate alınmazsa  ülkemizden nasıl önemli sanatçılar çıkar ki; çünkü o listede olmayan bir çok yetenekler var ve hepsi de ilgi bekliyorlar. Sanatçıyı keşfedeceksin, ilgi gösterip yatırım yapacaksın ki, ortaya önemli sanatçılar çıkabilsin. Örneğin İngiltere’de Charles Saatchi Damien Hirst için, “yürü kulum” dedi ve bugün Damien çakma bir sanatçı olduğu halde dünyada en çok kazanan ve en garip sanatçı olarak ün yaptı, Katar’a bile 50 milyon dolara eczane raflarını sattı söylentisi dolaşıyor…

main

Bizden bir Damien Hirst çıksın istyemiyoruz fakat bizde olan gerçek sanat değerlerinin de bir an önce desteklenmesini ve  sanatta dış dünyaya da sunulmasını bekliyoruz. Hadi para babaları, sanat konusunda yazanlar, medyamız, kültür bakanlığımız hep birlikte bir atak yapın da görelim.

Emre Zeytinoğlu’nun yazdığı gibi, Murat Pulat’ı çok önemli bir felsefe ortaya koymuş sanatçı gibi tanıtmak kolay da bunu sanat dünyasına kanıtlamak o kadar kolay değil… Sen Hollywood filminden, yabancı film karelerinden görüntüler al, dijital ortamda işle, sonrada üzerinde şeffaf bir maddeyle katman uygula oldu sana sanat eseri… Önce sanatın etik kurallarına da uymak gerekiyor; o kullandığın fotoğraf veya film karesi sana ait olacak veya kime aitse telifini de almış olacaksın ki hakkaniyetle bir sanat yapmış olasın.

Genç sanatçılara buradan bir tavsiyemiz olacak, “Artık Phoshop filtrelerini kullanmayı gözümüze sokarak uygulamayın ve kendinize başka yöntemler bulun. Çünkü dünyada artık o filtrelerden yola çıkarak sanat yapmayan kalmadı ve bir geleceği de yok.  Yaptığınız sanatı farklı kılabilmek için belki de çok uzun zaman çalışmak gerekecektir ve  bunu da  ekono0mik getiriler sağlar ve de ülkemizde görsel sanatlara da gerektiği gibi destek sağlanırsa ancak bu dediğimiz olur…

RH+ Sanat dergisinin genç sanatçılar yarışmasını yapmayacağı ve yapacağı yarışmada yaş sınırını kaldırdığı belirtiliyor. Bu karara saygı duymak gerekiyor. Bir ara da 40 yaşın altındaki sanatçılar çok önemli gösterilmeye çalışıldı ki bu da çok yanlıştı çünkü, 40 yaşın üzerinde, yeni sanat teknolojilerini gençlerden çok daha iyi kullanabilen, yaşlı sanatçılarımız da var ve bunları sosyal medyada da takip edebiliyoruz.

Sözde sanat yazarlarımız, PR yapmayı bırakın ve gerçek sanatçılar üzerinde de yazmaya başlayın artık; bunun için araştırın bakın önünüze neler çıkacaktır. Kolaycılığı, masa başından yazmayı bırakmak gerekiyor. İyi bir sanat yazarı iyi bir araştırma yapandır… Süslü yazılar, kendinizin bile zor anlayabileceği kelimeler yerine, daha açık ve gerçek olanları yazarsanız, hem sizi anlayacak olanların sayısı artar ve hem de yazınızı ‘kral çıplak’ kategorisine sokmaktan kurtulursunuz…

UPSD Basın Bildirisi

UPSD, sanat eserinin pasaportu niteliğinde olan EPİVERON’u basına tanıttı.

ÜNLÜ SANATÇILAR, MÜZAYEDE EVLERİNİN SORUMSUZ

FİYAT POLİTİKALARINA KARŞI BİRLİK OLDU!

Geçtiğimiz hafta sonu, Piramid Sanat’ta düzenlenen basın toplantısı ve sanat ortamına açık bir forumla kamuoyuna sunulan “EPİVERON” (Eser Piyasaya Veriliş Onayı) sanatçılar arasında büyük ilgi gördü. Doğuş gerekçeleri ile beraber EPİVERON’u özetleyen bir metin ise aynı gün imzaya açıldı. Türkiye’nin en tanınmış sanatçıları arasında yer alan birçok isim, sanatçı haklarını hiçe sayan, başta müzayede evleri olmak üzere, birçok konuya itirazlarını dile getirdi. Müzayede evlerinin sanatçıların eserleri piyasaya sunulurken tek yönlü bir alt fiyat dayatması ve eserlerin gerçek piyasa değerlerinin ortalama 10’da 1’i ne alıcıya sunmaları ve tüm ikazları hiçe saymalarını artık kabul edemeyen çağdaş sanatçılar, yıllardır bu sorumsuz davranışlara tepki veriyorlardı. EPİVERON’un bu başıboş ve sanatçı haklarını yok sayan tavırlara son verecek bir içerikte olmasına önem veren birçok ünlü isim, Piramid Sanat’taki buluşmaya katıldı. Bildiriyi ve imzacı sanatçıları, altta sunuyoruz:

Biz, aşağıda imzası bulunan sanatçılar, sanat ortamımıza dürüstlük, şeffaflık ve denge getireceğine inandığımız, EPİVERON’un (Eser Piyasaya Verilme Onayı) hayata geçmesini destekliyoruz.

EPİVERON, UPSD tarafından düzenlenmiş, sanat dünyamızda her kesimini çok farklı açılardan koruyacak bir formülün kağıda dökülmüş halidir; sanat eserinin pasaportu niteliğindedir.

Bedri Baykam EPİVERON hakkında konuşurken.

İster kalıcı, ister geçici bir süreliğine olsun, bir sanat eseri yurtiçi veya yurtdışında yer veya el değiştiriyorsa, EPİVERON onun her türlü güvencesini sağlayacak olan belgedir. Eserin ilk elden çıkış anından itibaren, eserin çalıntı veya sahte olmadığını kanıtlayan, eser her el değiştirdiğinde kaydını üzerine geçiren, eser bir yere gittiğinde kimin sorumlu olduğunu ve ne zaman sahibine döneceğinin kaydını tutan, eserin satış veya telif hakları ayrıysa, bunları netleştiren ve sonuç olarak sanat dünyamıza, sanat piyasamıza bir nebze belirlilik, açıklık ve güvenilirlik kazandırma amacı taşıyan bir girişimdir.

EPİVERON seminerinden sonra  katılan sanatçıların bir kısmı toplu halde. Sanat piyasasından  Yahşı Baraz’ın toplantıya katılarak bilgiler vermesi ilgiyle izlendi.

Koleksiyonerler EPİVERON’u olmayan bir sanat eseri almakla, kendilerini sahte veya çalıntı bir eser, veya sanatçının rızası dışında sirkülasyonda veya satışta olan bir sanat eseri alma riskinin ortasında bulmaktadırlar.

EPİVERON ayrıca müzayedelerde satışa sunulan eserlerin, piyasaya ilk sunuluş fiyatlarının, sanatçı veya varislerine veya temsilcisine sorulmadan keyfi olarak tek yönlü dayatmayla düzenlenmesini reddeden bir belgedir.

Sanatçının tüm haklarının çiğnenmesine mani olmak, sanat piyasasındaki trafiği kontrol altına almak ve eser dolaşımındaki tedirginliği ortadan kaldırmak için EPİVERON’u olmayan bir eserimin sergilenmek/satılmak üzere atölyemden çıkışının talep edilmesini kabul etmiyorum.

Ayrıca, sanatçıya saygısı olan tüm koleksiyonerlerden, bundan böyle galerilerden veya müzayede evlerinden veya sanatçılardan EPİVERON’u olmayan sanat eseri almamalarını, hiçbir şekilde sanatçıyı bugün veya yarın mağdur edebilecek, gerçek fiyatlarını hiçe sayan rayiçlerden bir alış veriş yapmamaları konusunda uyarıyoruz ve onların da sanatçı haklarına ve Türk sanat ortamının sağlıklı gelişimine saygılı birer insan olarak bunu kabul edeceklerine inanıyoruz. Çünkü EPİVERON, en başta koleksiyonerleri koruyacak.

Bedri Baykam                                        Bubi

Tomur Atagök                                        Kezban Arca Batıbeki

Adnan Çoker                                          Yusuf Taktak

Nilüfer Ergin                                          Genco Gülan

Özdemir Altan                                       Ekrem Altındağ

Şükran Moral                                         İrfan Önürmen

Devrim Erbil                                           Bahri Genç

Balkan Naci İslimyeli                             Komet

Orhan Taylan                                         Tülin Onat

Rahmi Aksungur                                    Mustafa Ata

Ekrem Kahraman                                   Yahşi Baraz

Mustafa Karyağdı                                  Meriç Hızal

 

 

Mevlut Akyıldız                                      Zahit Büyükişleyen

Muzaffer Akyol                                      Adem Genç

Seydi Murat Koç                                    Nebahat Karyağdı

Yücel Dönmez                                        Fazilet Kendirci

Ceylan Mutlu                                         Murat Havan

Denizhan Özer                                       Bünyamin Özgültekin

Mehmet Yılmaz                                     Esin Gence

Meryem Alkan                                       Pınar Saraçoğlu

Gülay Yüksel                                          Zafer Sarı

Mine ve Nur Gülener                             Fehim Güler

Nazan Kuşçu                                          İsmail Ateş

Elif Ölmez                                              Mehmet Özenbaş

Nuray Şinikçi                                          Seher Özcan

Yüksel Özen                                           Hasan Fehmi Hızal

İsmet Şenel                                           Deniz Çınar

Nilüfer İnaltong                                     Arda Can Özsu

Gönül Karakan Ata                                 Gülay Kakşi Okay

Soyhan Baltacı                                       İsmail Avcı

Resul Aytemür                                       Ertuğrul Akyüz

Zafer Gençaydın

HIRSIZA, ARSIZA, DOLANDIRICIYA, HAKSIZ KAZANÇ ELDE ETMEK İSTEYEN SÖZDE  SANAT ESERİ SATICILARINA DUYURUMUZDUR…

Yücel Dönmez

Ülkemde görsel sanatlar  sanatlar ile uğraşan isimlerin karşı karşıya kaldıkları sahte, çalınmış, dolandırılmış veya sanatçıya zarar verebilmek için planlı olarak piyasaya sürülmeye çalışılmış olan resim veya  her türlü sanat eserlerinden haksız kazanç elde etmeye çalışanlara karşı UPSD bünyesinde  yeni bir oluşum başlatılmıştır…

Her türlü sanat eserlerinin gerek müzayedeler ve gerekse başka yollar ile satışa sunulmasının ancak geçerli bir sanat sertifikası olan EPİVERON belgesi ile etik ve yasal bir durumda olacağı, EPİVERON’u olmayan sanat eserlerinin ise şaibeli olacağı ve satıcı ile alıcı arasında risk oluşturacağı göz önüne alınmalıdır…

Bu güner kadar şahsım ile ilgili bir çok çalınmış ve Tevfik İhtiyar’ın  galerilerinde konsiye bırakmış olduğum ve birileri tarafından dolandırılmış veya haksız olarak galeri iler ilgili alacak, verecek meselesi ile birilerinin eline geçmiş olan  eserlerimin, benden yasal olarak alınmamış olduğu ilgililerce bilinmelidir…

Sanatçı olarak zamanımızı üretmekle geçireceğimize bu sahtekarlar ve dolandırıcılar ile uğraşarak tüketmememiz için, lütfen elde edeceğiniz sanat eserlerinin yasal olarak sizin elinize geçtiğini belgelemek için, EPİVERON belgesini de isteyiniz. Eğer belge yoksa sanatçı ile temasa geçilerek, daha önce yasal olarak el değiştirmiş olan sanat eserine, sanatçısından belge alınabilir…

Ayrıca  ellerinde sanat eseri bulunan ve bunları müzayedelere vermek isteyenler şunu bilmelidirler, bir sanat eseri ticari bir amaçla reklamı yapılarak (müzayede kataloğu veya online yoluyla) satışa sunuluyorsa, mutlaka satanın veya o eseri müzayedeye koyan şirketin, sanatçıdan telif hakkının alınmış  olduğu ile ilgili belgeyi sunması veya görmesi gerekmektedir… Sanatçıdan telif hakkı alınmamış olan sanat eserlerinin  görsel reklamları yapılarak satışa sunulması veya ticari bir amaçla kullanılması kanunlarımıza göre suçtur…

Son zamanlarda bazı yerlerde sahte imzalı eserlerimin de satışa sunulduğu ile ilgili örnekler görerek şaşırmış durumdayım. Bu kadar mı sahtekar olduk ki, sanatçının üzerinden haksız kazanç elde etmeye çalışarak, alıcının duvarına da sahte, çalınmış veya dolandırılmış bir eserin asılmasına aracılık ediyoruz, üstelik üç kuruşluk fiyatlar uygulayarak…

Sanat piyasasında ehliyetsiz, sanatın ne olduğu ile uzaktan yakından ilgisi olmayan ve çoğu eskicilikten gelmiş olan bir çok sözde sanat satıcısı görmekteyiz. Bu arada dürüst olarak sanat satıcılığı yapanlar bu tarifimizin dışındadırlar, sözümüz tamamen bilinçsiz olarak bu işe soyunmuş olan ve sanatçıya ne gibi bir zarar vereceklerini düşünemeyecek derecede akıl sağlığına sahip olanlar içindir… Çünkü ellerine geçirdikleri eserin sanatçısı ile temas kurmayı düşünemeyecek derecede mantık dışı hareket edenler ne yazık ki, sanat alıcılarını ve anatseverleri de  aldatarak olarak, sanatçının üzerinden haksız kazanç elde etmeye çalışmaktadırlar…

12 Ocak 2019 tarihinde,  UPSD Sanat merkezinde yapılacak olan EPİVERON toplantısında bu konudaki son söz söylenecek ve EPİVERON resmen gündeme getirliecektir…

ERENKÖY RUH VE SİNİR HASTALIKLARI HASTAHANESİNDE SİGARA ODASI…

Duygu Yaşam

Çok düşünceli bir yönetimin olduğu hastane… Hastalar o kadar düşünülüyor ki, sigara içsinler diye özel oda bile açılmış… Yalnız o odanın karşısına yatırılmış olan bir sözde hasta ise bundan rahatsız olduğu için kimseye derdini dinletemiyor… Çok merak ediyoruz, başka bağımlılar için de özel odaları var mı acaba…

Sokakta protest  hareket yaptığı için bu hastaneye  apar topar yatırılmış olan I. E(30) adındaki güzel sanatlar fakültesi mezunu ressam bir kız, sigara odasının tam karşısındaki odaya kapatıldığını ve sigara kokusundan rahatsız olarak şikayet ettiği için de kimsenin dinlemek istemediğini, kendisini ziyarete giden annesinin telefonundan bildirdi…

Kamusal açıdan hiçbir saldırganlık tehlikesi veya bulaşıcı hastalığı veya herhangi bir bağımlılığı olmadığı halde Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanesinde, zorla tutularak ilaçlar verildiğini belirten kızın annesi İ.E, sağlık bakanlığı, Cimer ve savcılıklara başvurduğu için de artık hastaneden çıkmasının zor olduğunun kendisine, hastanenin hasta hakları bölümünden söylediğini belirtiyor…

Annenin bir başka iddiası, kızının üzerinde denek olarak ilaçlar denendiği ile ilgili… Bu korkunç bir iddia, gerçekse kabul edilebilir bir durumu yok…  Bir hasta üzerinde  gerekmeyen bir ilaçın kullanılmasının, kimyasal silah ile eş değerde olduğu da kabul edilmelidir…

Psikiyatri bölümüne 30 yaşındaki birisi yatırılmak isteniyorsa, o kişinin saldırgan etrafa zarar veren ve sakınılması  gereken biri olması gerekir. Oysa bu kızın öyle bir durumu yok. Sadece gözdağı için, sadece  çevre kirliliğine karşı protest bir hareket yaptığı için tutulduğu açıkça belli…

Ayrıca bir hasta hakları bölümü ki, kızın annesi hastaneyi ve doktorunu savcılığa, Cimer’e ve sağlık bakanlığına şikayet ettiği için hastaneden çıkmasının imkansız olduğunu anneye bildiriyor…

Peki haksızlığa uğraya kişi kime başvuracak? 30 Yaşında yukarıdaki kriterlere uymayan biri, sadece gözdağı için hastanede neden tutuluyor. Üstelik tedaviyi red için form doldurmak istediği halde buna bile izin verilmiyor…  Aynen korku filmi gibi… Hipokrat yemini etmiş bir dokıor kendisini savcılığa şikayet ettiği için hastanedeki sözde hastasını nasıl tehdit eder?  Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanesi, Faruk Bayülken zamanında milli bir felaketti. Benim ve Mete Alpman’ın haberleriyle hastaneye dikkatleri çektik ve rahmetli Yıldırım Aktuna başhekim olarak atandı, hastane normal bir hale geldi…

Şimdi Erenköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde bazı aynı durumlar ile karşılaşıyoruz. Fakat tarih ne yazık ki 2018… 1970’li yıllar değil… Ve bu bahsettiklerimiz ayıptır, ülkemize yakışmıyor… Bizim birbirimizi sevmemiz gereken en iyi zaman oysa, doktorumuz bile karşısındakine sevecen davranamıyorsa düşünmek hem de çok düşünmek gerekiyor…

Bakalım bundan sonra ne olacak? Cumhurbaşkanlığı şikayet hattı CİMER de devreye girdi fakat hastanenin, iki cihan bir araya gelse geri adım atmayız diye bir duruşu var… Ve bu duruşu sergileyenler akademisyenler, karşılarındaki de çaresiz bir kızcağız…

Her şeyi bir tarafa bırakalım, hasta haklarına, insan haklarına göre, 30 yaşındaki birisi, zorla, istemediği halde hastaneye kapatılamaz…  Burada aklımıza şu da geliyor, şikayet ettikleri için, kıza sanki deli raporu vermek için uğraşıyorlar ki  geleceğini de karartsınlar…

SONY DSC

İSTANBUL ART SHOW VE SANAT PİYASASININ AYIBI

Turkish Art Market (Özel)

Açılacak, açılmayacak derken, Elmadağ Hilton oteli fuar merkezinde, İstanbul Art Show açıldı. Bir butik sanat fuarı görünümünde düzenlenen İstanbul Art Show, Contemporary İstanbul’a alternatif olacak iddiada.

 

Fuarın bir salonunun üstten görünüşü.   Yahşi Baraz, Gökhan Büyükataman 

Şimdiden birkaç yabancı galerinin ilgilendiği fuara önümüzdeki yıl, önemli sayıda yabancı galerilerinin katılabilecekleri düşünülüyor.

İstanbul Art Show, Baraz Galerinin temsil ettiği ünlü sanatçı Hunt Slonem’in eserlerine yer vererek, fuarın ilk günden uluslararası bir nitelik kazanmasını sağlamış oldu.

Hunt Slonem eserleri Baraz Galeride.

Fuarın konferans serisinde Bedri Baykam,  Doç. Dr. Ece Ceylan Baba’nın moderatörlüğünü yaptığı söyleşide, sanat dünyamızı anlatarak çeşitli konuları dile getirdi.  Bedri Baykam’ın  müzayecilik konusundaki çarpıklıkları dile getirmesi, salonda bulunanların da büyük ilgisini çekti…

  

İstanbul Art Show Proje direktörü Gökhan Büyükataman, önümüzdeki yıl organizasyonun butik bir sanat fuarı olarak gündeme geleceğini belirterek, katılacak olan galeriler konusunda daha profesyonel seçiciliğe gideceklerinin mesajını verdi.

Fuarın karma sergisinden bir görünüş.

Fuarda görüşlerini aldığımız ziyaretçiler,  fuarın sıcak bir havasının olduğunu, ayrıca çok merkezi bir noktada olduğu için de, büyük ilgi çekeceğini ifade ettiler.

 

Sali Turan Fuara Asmalı Mescit galeri ile katıldı

SANAT PİYASASININ AYIBI

Nedense bu fuarda  önemli isimlerin ziyaretine tanık olamadık. Acaba sanat piyasamızın bu ilgisizliğini nasıl isimlendiririz… Aslında bu fuarın açılıp açılamayacağı da  uzun zamandır tartışılıyordu. Fakat fuar  iddiaların aksine çok güzel bir şekilde düzenlenmiş olarak açıldı. O zaman  neden gereken ilgi gösterilmedi ki… Ziyaretçi açısından fena değildi fakat, sanat koleksiyoncularını  veya sanata  ticari gözle bakıp yatırım yapanları bu fuarda göremedik. Bunlardan geçtik, fuarda, İstanbul’da bulunan  çeşitli galerilerin temsilcileri veya sanat kurumlarının ilgilileri de gözükmedi… Öteden beri iddia ettiğimiz bir şey var; sanat piyasamızda birlik yok.  Bir sanat fuarı  açılabiliyorsa, mutlaka desteklenmelidir… Bu ülkeden para kazananlar, ülkemizde  kriz de olsa sanatı desteklemelidirler. Çünkü sanat kaybettirmez fakat uzun dönemde, her şeyden daha çok kazandırır… Borsa da para kaybedebilirsiniz fakat sanat piyasasında yatırımınızı uzun döneme yayarsanız,  umduğunuzdan çok kazanırsınız… Ayrıca sanatı desteklemek, ülkemizin gelecekteki ekonomisini de desteklemek demektir. Çünkü sanatçı bir kuşağı olan ülkelerin ekonomileri çok daha iyi oluyor. Bu gerçek Amerika’da yapılan bilimsel bir araştırmanın sonucudur…

FUARDAN ÇEŞİTLİ  GÖRÜNÜŞLER:

Bahri Genç Piranid Sanat standında

Niş Galeri Nihat Tokat, Çerkes karadağ ve sanatçılar ile.

 

PROTEST SANATÇISINI AKIL HASTAHANESİNE KAPATTILAR…

ERENKÖY RUH VE SİNİR HASTALIKLARI HASTAHANESİNDE ZORLA TUTULDUĞUNU SÖYLEYEN İ.E ADINDAKİ SANATÇIYI, ANNESİ BİLE HASTAHANEDEN ÇIKARAMADI…

Duygu Yaşam

Adı İ.E(30) Marmara Ünivers,itesi Güzel Sanatlar fakültesi mezunu, ressam.

Sokaklardaki düzenden rahatsız olduğunu ve  protesto etmek için Kadıköy’de soyunarak ve dans ederek, canlı bir performans yaptığını belirten İ.E, polisin devreye girdiğini ve kendisini Erenköy Ruh ve Akıl hastanesine kapatıklarını, telefonda anlattı…

7 Gündür müşahede altında tutulan  İ.E’yi annesi hestahaneden çıkarmaya çalıştığında ise kendisine, mahkeme kararı var çıkaramazsın yanıtı verildi…

Oysa kız sokaktan hastaneye götürüldü, mahkemeye  de çıkarılmadı…

Hastahanede ilgili doktor ile konuşuyorum, genç bir asistan doktormuş. Bana Türk Medeni kabnununun 432 inci maddesine göre yatırıldı kesinlikle çıkaramazsınız diyerek, sözde gözdağı veriyor… Bahsettiği kanunu maddesi şöyle diyor;

‘akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, ağır tehlike arzeden bulaşıcı hastalık veya serserilik sebeplerinden biriyle toplum için tehlike oluşturan her ergin kişi, kişisel korunmasının başka şekilde sağlanamaması hâlinde, tedavisi, eğitimi veya ıslahı için elverişli bir kuruma yerleştirilir veya alıkonulabilir. görevlerini yaparlarken bu sebeplerden birinin varlığını öğrenen kamu görevlileri, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.
bu konuda kişinin çevresine getirdiği külfet de göz önünde tutulur.
ilgili kişi durumu elverir elvermez kurumdan çıkarılır.”

Kızcağız hastahanede ”sizleri dava edeceğim bunu yapamazsınız” diyor doktorlar ise, 432 madde diye diretiyor… Efendim kızın bipolar bozukluğu varmış ve 17 yıl önce tedavi olmuş. Bunu keşfetmişler ve sanki müebbete mahkum olmuş bir suçlu gibi psikolojisini daha da bozmaya çalışıyorlar…

17 yıl önce 13 yaşındayken annesinin zoruyla bir özel hastahanede tedavi görmüş ve sonrasında da üniversiteyi de bitirmiş… Sokaklarda bipolar bozukluğu olan belki de onbinlerce kişi serbestçe gezserken, hiç bir bağımlılığı olmayan ve etrafa saldırmayan, bulaşıcı hastalığı olmayan bu kişinin hapishanede, pardon hastahanede tutulmasına ne gerek var? Şimdiden zaten psikolojisini bozmuş bu durum… Sanatçıdır protest sanat yapabilir… Şükran Moral da bir protest sanatçısı ve halk önünde göbeğini keserek de protest sanat yaptı fakat tutup akıl hastahanesine götürmediler… Abartıyıoruz bazı şeyleri… Kanunun maddesi var ya,  artık o madde karşısında medeniyet açısından bir yorum bulamadığımız için, işin kolayı, gardiyanlık mesleğine sanki soyunuyoruz, YASSAK…

Ukraynalı FEMEN grubuna dahil kızlar da ülkemizde çırılçıplak protesto eylemleri yaptılar fakat onlar mahkeme kararı ile hastahaneye kapatılmadı.  Ayrıca  bugüne kadar soyunarak protesto gösterisi yapan bir çok örnek var ve  akıl hastanesine kapatılmadılar…

İştebuna örnek ·  02.04.2015.tarihli Takvim gazetesinin haberinden bir bölüm;

Aramayı soyunarak protesto etti!

 Adliye girişinde üzerinin aranmasına tepki gösteren feminist Avukat Özlem Özkan soyundu. Üzerindekileri çıkaran avukatı etrafındakiler şaşkınlıkla izledi’’

 

Protesto için adliyede soyunan avukatı da hastaneye götürmediler…

 

İ.E’nin doktoru M ile telefonda yaptığım konuşmada,  annesi ile konuştuğunu ve benimle bilgi paylaşmayacağını söyledi.

Anne kızını hastaneden çıkarmak isteğini bildirince kendisine bazı evraklar gösterildi ve kızını hastaneden çıkarmasının tehlikeli olacağı belirtilerek, mahkeme kararı var denildi…

Herhalde kızı hastaneden sonra da hapse atmaya mı kararlılar?

 

Bir garip olay…

 

Aytrıca annenin tedavi istemiyorum diyerek kızını hastahaneden çıkarma hakkı olduğu da, hasta hakları kurallarında yer alıyor…

Hastahanede annenin  gözünün önünde kızının sürüklenerek b,ir odaya götürüldüğü ve kendisine zorla iğne yapıldığı da, anne tarafından ifade ediliyor…

Tinerciler, sokaklarda kavga ederek insan yaralayanlar,  çeşitli suçlar işleyenler serbestçe  dolaşırken,  hastanede sizleri dava edeceğim diye bağırdığı için İ.E’nin zorla bir odaya götürülerek iğne yapılması hiç de insani bir şey olmasa gerek…

Doktor bu kız hasta tedavi etmemiz gerekiyor dese de, eğer tedaviyi reddediyorsa, zorla ne ilaç verebilirsiniz, ne de tedavi edebilirsiniz; bu psikiyatri hastanelerinde uygulanmasuı gereken hasta hakları ile ilgili bir kuraldır. 30 yaşındaki kızı, hastanede tecrit odasına kapatarak psikolojisini daha fazla bozmanın ne alemi var…

Kız alkolik değil, uyuşturucu bağımlısı değil hiçbir şiddet göstergesi de yok. Peki, o zaman derdiniz ne? Tedavi edecek hasta arıyorsanız, sokaktaki bağımlıları zorla götürerek tedavi edin. Aslında buna da hakkınız yok kişi istemiyorsa bir şey yapamıyorsunuz…

Sanatçı kız protesto için soyunup dans ettim diyor. Eğer suç ise mahkemeye çıkartırdınız, ne cezası var ise kesilirdi… Muhtemelen de serbest bırakılırdı…

Psikiyatri hastanelerinde elma ile armuyun karıştırılmasının, daha fazla sorunlara yol açabileceği bilinmeli ve buna göre hareket edilmelidir… Ne çok insanları tedavi etmeye meraklısınız… Her şey bitti şimdi de psikiyatri adına, ceza hukuku mu uyguluyorsunuz…

Ayrıca annenin ifadesine göre, kızının vücudunda çizikler be belinde kesikler var… Doktora göre ise, hastalar duvardaki çerçeveleri alarak kendilerine çerçeveler ile zarar veriyorlarmış. O zaman insana derler ki, duvardaki metal çerçeveleri neden orada bırakıyorsunz…

Sağlık bakanlığımız bu tür hastaneleri, aniden yapılan denetlemeler ile ele almalıdır ki, anında neler yapılabildiği tespit edilebilsin…

Hastaya telefon kullanma hakkını bile hatırlatmayan hastanede, tedaviden bahsetmek,  ne derece  etik bir davranıştır düşünmek gerekiyor…

Kişi saldırgandır, cinayet işleme veya intihar etme şüphesi doğmuştur o zaman gereken önlemler alınabilir de, protesto için soyunduğunu söyleyen birini hastaneye kapatıp, ağır ilaçlar ile tedavi etmeye kalkmak da ne demek… Zaten hastaneye kapattığınız anda psikolojisini siz bozmuş oluyorsunuz. Tecrit odasına kapatıp karanlıkda bırakmak, bunlar hiç de insani gelmiyor…

Erenköy hastahanesi ilgilileri kusura bakmasınlar, hasta hakları hastanenizde ihlal ediliyor ve hastanın annesi çıkarmak istediği halde kendisine, “hayır çıkaramazsın. Mahkeme kararı var” deniliyor… Oysa kızcağız hakim harşısına çıkarılşmamış ki, peki mahkeme kararı nasıl verildi, kişinin gıyabında mı?

Yargısız infaz diye bir şey var ve böyle bir şey olsa gerek…

SANATI  PAZAR TEZGAHINA ÇEVİREN SÖZDE SANAT PİYASASI…

Duygu Yaşam

Uzun bir müddet yazılarıma ara verdim çünkü, birileri oldukça rahatsız olmaya başlamıştı… Şimdilerde ise yazmanın, susmaktan daha  dürüst bir davranış olduğu inancı ile yazıyorum, yazacağım…

Sanat piyasası denilince akla sanat eseri gelir. Fakat o sanat eserini ortaya koyan sanatçı nedense ülkemde hep göz ardı edilir; insan kayırma, yağ çekme, düğme ilikleme bu tür daha başka davranışlar, sanatın yanında  hiç de sanata yakışmayan bir biçimde sergilenir… Oysa sanat eseridir sergilenen, ortaya konulan ve değerlendirilmesi gereken… Ceplerini doldurma gayreti içinde olan bir avuç insan sanatın  ne kazanç sağladığı ile ilgileniyor, sanatçının durumu umurlarında değil…

Böyle bir sanat piyasası ile de, genelde sözde koleksiyoncular  oluşmaya başladı; bugün satın aldığı sanat eserinin iki ay sonra ne edeceğini sorgulayan sözde sanat koleksiyoncuları ile de ülkemizde sanat, bir arpa boyu ilerlemiyor… Aynen mehter takımı gibi bir ileri, iki geri…

Ve bu çarpık, aslında sanat piyasası ile ilgisi olmayan Salı Pazarı biçimindeki sanat piyasasına  sanatın ne olduğunu ve nasıl olması gerektiğini sorsanız, karşılığında PARA lafından başka bir şey duyamazsınız… Çünkü sanata değil, salt paraya endekslenmişlerdir…

Bir tarafta galeriler ile galericilik mesleği oturtulmaya çalışılırken, diğer taraftan ehliyetsiz ellerde süregelen bir müzayede anlayışı ve  mağdur edilen sanatçılar… Ortada bir pasta vardı ve bu pastanın milyonlarca dolar değerinden bahsedilerek insanlar sanata yatırım yapmaya yönlendirildi. Fakat sonra ne oldu biliyor musunuz, o sözde koleksiyoncular aldatıldıklarını anladılar ve  bir çoğu sanatı bile ağızlarına almamaya başladı…  Çünkü  zanaat yapan bir usta ile, sanat yapan sanatçıyı karıştırmışlardı… Aynı zamanda Çala fırça  konsantre olarak sanat yapan, düşünerek üreten sanatçı ile, saz çalan, eser çalan sanatçıyı da karıştırmışlardı… Hal böyle olunca da, ülkemden kazanılan paraların yurt dışındaki sanatçılara, milyon dolarlar boyutunda gittiği haberlerini alıyoruz…

Elbette  sanata yatırım yapmayı kafasına koyan insan, yabancı sanatçılara da yatırım yapar fakat, ülkesindeki sanata ve sanatçısına da destek olmalıdır. Bilimsel araştırmalara göre,  sanatçı kuşağı olan, sanata önem veren ülkelerin ekonomileri, çok daha güçlü oluyor…

Ülkemde rahmetli Sakıp Sabancı’dan sonra iş piyasasından sanata sponsor olmalar artmaya başladı fakat nedense bu sponsorluklar, ayırımcılık körüklenen etkinliklere daha çok yapılıyor… Bakıyorsunuz ülkemiz çağdaş sanat müzelerine kavuşuyor fakat bundan sanat kesiminin haberi yok. Sadece belli kesimlşeri içine alan bir yapılanma içinde oldukları görülüyor…

Şimdilerde  sanat piyasasında  Koç müzesinin söylentileri var. Aslında  bu bir proje ve 2019 yılının sonbaharında  açılışı yapılacak. Müzeye eserler alınmaya da başlamış. Mışlı  yazıyorum çünkü,  kimseden net bir haber  çıkmıyor. Ülkenin söz sahibi sanat uzmanlarına soruyorsunuz, fazla bilgileri yok. Sanatçılara soruyorsunuz, henüz kimsenin kendilerine ulaşmadığını belirtiyorlar. Fakat bir çok sanatçılardan da, sanat eserlerinin toplandığı bilgileri de yayılıyor…

Milli ve yerli sloganlarının uçuştuğu bu dönemde, içinde milli, yani ülkemize özgün, yerli çağdaş sanatçılarının olmadığı, Batı etkisi ile yapılmış işlerin bulunduğu  bir müzeyi hangi anlayışla açabileceklerini merak ediyoruz…

Batı denilince yanlış anlaşılmasın elbette bizim sanatçılarımız da Batı’daki teknikleri kullanarak resim, sanat yapabilirler fakat, yabancı bir sanatçının birebir benzerini yaparak,  ülkemizin  çağdaş sanat müzesine kabul edilmiş sanatçı var ise, buna  ne dersiniz?  İşte Arter müzesinin bu yanlışa düşmemesi için şimdiden tedbirini alarak, gerçek bir çağdaş sanatlar müzesini kurması gerekir… Yoksa, insanların boş zamanlarında biraz da sanat göreyim ve gezinti olsun diye  ziyaret edecekleri AVM alternatifi bir yer olur ki, hem ülkemizde sanat adına yazık olur hem de  birtakım sanatçılarımıza uygulanacak ayırımcılık, rahatsızlık doğurur, şaibe yaratır…

Batı’daki gibi aile koleksiyonu ağırlıklı kurulan müzelerin, ülkemizde  sorun yaratacağı kesindir. Çünkü Batı’da  uzun zamanlara dayanan bir sanat koleksiyonculuğu ve sanat eleştirmenliği müessesesi vardır ve büyük koleksiyonlara eserler, kılı kırk yararak seç,ilir. Bu yüzden önemli koleksiyonlar başlı başına birer müze gibidirler ve elinde büyük çapta koleksiyon bulunan aileler ya koleksiyonlarını bir müzeye bağışlar ya da kendileri müze açma yoluna gidebilirler… Ülkemizdeki büyük koleksiyoncularımızın(!) çoğu, spor toto doldurur gibi  koleksiyon yaparlar, ya tutarsa zihniyetiyle… Bugün ellerinde binlerce  sanat eseri olan yatırımcıları duyuyoruz. Şimdi o  toplayıcıların ellerindeki eserler ile  sağlıklı bir müze kurulabilir mi, düşünmek gerekir…

Müzeye kabul edlecek olan sanat eserlerinde, sanatçısının sanata ne getirmiş olduğu aranır… Dünya sanatına bir katkısı var mı veya ülkesinin sanatına, bulunduğu kıtanın sanatına gibi… Coğrafyasından kopmuş bir sanatçıya Batı’da, çölde kaybolmuş yolunu bulmaya çalışan bir  seyyah gibi bakarlar… Bir  mucize olur da sis kalkarsa, belki bir yol bulacaktır fakat o sisin kalkması ise, hiç de kolay değildir…

Ülkemizde genellikle genç sanat kesimi, sanatın artık globelleştiğini, bu yüzden Batı Doğu gibi sanatta ayırım yapılamayacağını, istedikleri gibi sanat yapabileceklerini söylüyorlar. Doğrudur isteyen istediği gibi sanat yapar da, sanatçıyı kabul edecek olan global uzmanlar, önce o sanatçının hangi coğrafyadan çıktığına ve sanatına kendi coğrafyasından nasıl baktığına takılırlar… Sanatçı kendi kültürünü görmezden gelip, yabancı kültürler içinden ortaya bir şeyler koymaya kalktığında ne kadar başarılı olabilir ki… Bir kere yaptıkları mutlaka başka birilerini hatırlatacaktır, özgün olmayacaktır ve karşısındakine de bir mesaj veremeyecektir…

Ülkemizden bu duruma bir örnek vermek gerekirse, Ergin İnan’ı verebiliriz… Yaptıkları  kendi kültürümüzden, kitap süsleme sanatının çağdaşa sentezlenmiş mesajlarıdır… Masallardır, dualar, büyüler, fal kültürü, taşlamalar, yakınmalardır… Çalışmalarında minyatürün bugün çağdaşa sentezlenmiş izlerini de görüyoruz…

Sanatçı kendi kültürünü  analiz edip sentezlemenin yanı sıra, Batı’dan veya Doğu’dan alacağı etkileri de, sanatıyla özdeştirerek, ortaya öncü ve yeni bir şeyler koyabilir ve bu konuda ülkedeki sanatçıların vizyonuna katkı yapar. Bu konuda Bedri Baykam’ı örnek verebiliriz. Bedri Baykam’ı  kendisini yeni dışavurumculuk akımıyla özdeştirse de, o geleneksel camaltı resimlerimizin  çağdaş sentezini ortaya koyuyor… Camaltı resimlerinin kolaj anlayışı ve  minyatür resimlerinin yazıyla  donatılmış sayfaları, Bedri’nin resimlerinde farklı bir boyut kazanarak,  bize mesajlar verir ve aynı zamanda Batı’ya da gönderme yapar…

Örneğin Bubi’nin kafes yorumları… Osmanlı geleneğinin kafes  kültürü Bubi’nin çalışmalarında yeni bir boyut kazanır ve  halk sanatımızın sepet örgüleriyle sentezlenir.  Peki Ankara’da yaşayan sanatçı Emre Okçuer? 2000’li yıllardan beri çağdaş sanatı kendisine özgü farklı üslubuyla gerçekleştiren bu sanatçımız, sanatın İstanbul’da merkezileşmesinin mağduru sayılabilir… Videoları ile kavramsal sanata yeni bir ses getirmiş (Asmalımescit-Adahan galerideki karma sergide işleri görülebilir).

Fevzi Karakoç,  atın kültürümüzdeki yerini, akıncılar efsanesi ile özdeştirerek,  çağdaş yorumlarıyla bizlere sunar… Bir Erol Akyavaş, Devrim Erbil, Balkan Naci, Necmi Gürseler, gibi daha başka sanatçılarımızı da bulunduğumuz coğrafyadan yola çıkmış sanatçılar olarak ekleyebiliriz…

Müzede yer alması gereken sanatçıları göz ardı etmek, yeni bir oluşumun ölü doğmasına yol açar ki, bu affedilmez…

Bizden hatırlatması…

EPİVERON NEDIR NASIL HAZIRLANIR

Görsel sanat eserlerinin  garantisi anlamına gelen EPİVERON’un ne olduğu ve nasıl hazırlandığı ile ilgili sorular alıyoruz. İşte yanıtları;

Epiveron belgesini sanatçının kendisi hazırlıyor ve  sanat eserinin bilgilerini, tarihini, boyutlarını içeren bu belgede, isterse sanatçı eserinin fotoğrafını da koyabiliyor ve ayrıca sertifika sanatçının ıslak imzasını taşıyor. Bir nevi yapıt sertifikası olan bu belgenin noterce taktiklenmesi gerekmez.

İngilizce bir Epiveron örneği.

Bugün sanat iyasasının oluştuğu ülkelerde, sanat eseri satan galeriler veya müzayede şirketlerinde mutlaka eserin sertifikası da verilir ki, sahte veya çalıntı, dolandırılmış eser olmadığı belli olsun.

İngilizce hazırlanmış resimli bir Epiveron örneği.

UPSD çabaları ile gündeme gelen Epiveron sisteminin bizde de bazı sanatçılar tarafından kullanılmaya başlandığı, bu sistemin tüm sanatçılara yayılması gerektiği tavsiye ediliyor. Epiveronu olmayan sanat eserine yatırım yapacak olan kuleksiyoncunun da, sertifikası olmayan eseri alırken ayrıca riskini de satın almış olacağını bilmesi gerekir.

 

GÖRSEL SANATLARIMIZ VE SANAT PİYASASI.

 Duygu Yaşam

Görsel sanatların emeklemesi konusunda müzayede şirketlerinin rolünün büyük olduğu artık inkar edilecek bir durum değil.

Sanatçıların bir birlik oluşturamamış olmaları, sayıları yüzleri bulan sanat okullarının, mezun ettikleri sanatçı adaylarına  alt yapı sunabilmek için bir çaba içinde olmamaları, sanat piyasasının Türkiye’ye özgü bir biçimde yol almasını sağladı ve bugün içinde bulunduğumuz çarpık durumlar ortaya çıktı.

Bugün ülkemizde sanatı severek toplayan koleksiyoncuların sayısı çok az olduğu için, görsel sanat eserleri  müzayede şirketleri tarafından birer mal gibi pazarlanarak, sözde sanata yatırım yaparak ülkemiz sanatını yükseltmeye(!) çalışan bir sanat yatırımcı grubu oluşturuldu ki, bunların sayıları sadece  bu pazardan pay almaya çalışan sanatçılar dışındaki oluşumların işine yaradı.

Bedri Baykam yönetimindeki UPSD görsel sanatçıların korunması açısından çok önemli bir konuyu gündeme getirdi; EPİVERON

Ülkemizde sanat ile yaşayan görsel sanatçıların sayıları çok az ve çoğu sanatçı adayları da okulu bitirdikten bir müddet sonra, bütün hayalleri yıkılmış gibi bir kenara çekilip başka işler yapıyorlar. Hani her sanat okulu bitiren de sanatçı olacak diye bir şey yok fakat, 83 milyonluk ülkemizden bu çarpıklıklar yüzünden bugüne kadar şöyle, dünya piyasalarında  aranan, yatırım yapılan bir tek sanatçı çıkaramamışız.  Buna neden ise, bu piyasadaki ehliyetsiz kişilerin köşe başlarında kümelenmiş olmaları ve  ülkemizdeki yetenekleri umursamamalarıdır.

Yetenekli, yüksek eserler yapan sanatçı kendi olanakları ile dünyanın hiçbir yerinde istediği yere ulaşamaz. Arkasında destekçisi, sponsorları ve ülkesinin kültür kurumları olmalı ki, onu dünya piyasasına sunabilen güçlerin olduğu da hissedilsin. Ülkemizde ne galeriler gerektiği gibi işlevlerini yürütüyorlar ne de sanat kurumları. İstanbul’da bulunan müze adı altındaki oluşumlar ise, AVM mantığı dışına çıkamamışlar, genel olarak insanlar oralara çok önemli sanat eserleri görebilmek için değil, tatil zamanlarını değerlendirebilmek için gezinti amacı ile gidiyorlar.

Tüm bu gerçeklerin yanı sıra, bakıyorsunuz müzayedelerde, uzun zamandan beri belli isimler üzerinde yürütülen bir politika güdülüyor; baş yapıt tanımlamaları ile hemen her müzayede de mutlaka bir yüksek fiyat ortaya çıkarılarak, bu piyasada bugün alıp yarın karı ile satabileyim mantığı güden insanlar özendirilmeye çalışılıyor. Burada tehlikeli olan ise, yeni kuşak sanat koleksiyoncularının bu tuzağa düşmesidir ki, böyle olursa ülkemiz görsel sanatları daha uzun yıllan emeklemeye devam edecektir diyebiliriz.

MONDRİAN’IN kIRMIZI, MAVİ VE SARI YAPITI DÜNYA SANAT PLATFORMUNA BİR YENİYİ SUNMUŞTUR VE BAŞ YAPITTIR.

Bir sanat eserinin baş yapıt olmasına nasıl karar verilir diye hiç düşündünüz mü? Veya kimler bu kararı verebilir? Yani ülkemizde çağdaş sanatın başlangıcından bugüne kadar ortaya konulmuş olan sanat eserleri içinden baş yapıt olanları, sadece müzayede şirketleri  mi kararlaştırıyor?

Eugene Delecroix

Baş yapıt tanımlaması çok riskli bir iştir. Bir sanat eserinin başyapıt olması için, o sanat eserinin sanat dünyamızda belli kriterleri içermesi gerekir.  Gerçek sanat eseri, yüksek sanat olarak tanımlanabilen özelliktedir. Örneğin Picasso’nun Guernica’sı, Gustav Klimt’in Öpüşme, Mondrian’ın  Kırmızı, Mavi ve Sarı kompozisyonu.Eugene Delecroix’in  Bağımsızlık tablosunun neden bir baş yapıt olarak tanımlanması gerektiğini  de şu bilgiyle pekiştirebiliriz,  Fransa Kralı Charles X’i deviren 1830 yılının Temmuz Devrimi’ni anmak için, Özgürlük Lideri Halk, dünyanın dört bir yanındaki devrimci ruhla eşanlamlı hale geldi. Alegoriyi çağdaş unsurlarla birleştiren tablo, romantik tarzın heyecan verici bir örneğidir. Fransız Tricolojisini, farklı sınıfların üyeleri olarak arkada birleştiren baştan çıkarıcı karakteriyle, düşmüş yoldaşların bedenleri ile dolu bir barikatı fırlatmaya başlar. Bu görüntü, Özgürlük Heykeli ve Victor Hugo’nun romanı Les Misérables da dahil olmak üzere diğer sanat ve edebiyat eserlerine ilham kaynağı olmuştur.”  EPİVERON İLE  SANAT ESERİ KİMLİĞİNE KAVUŞUYOR. Uluslararaı Plastik Sanatlar Derneği UPSD bünyesinde yapılan uzun çalışmalar sonucunda, EPİVERON uygulamasına geçildiği açıklandı. Sanatçıların bu uygulamaya uyarak, eserlerine bir kimlik kazandıracaklarını ve  çalımış, sahte, dolandırılmış eserlerin artık risk grubunda lacağını ortaya koyan Epiveron kimliği artık sanat yatırımcısı ve sanat severlerin de  önem vereceği bir uygulama olarak, sanat eserlerine gerçek anlamını yükleyecektir.Artık müzayedeye de çıksa, Epiveronu olmayan sanat eseri ne teklif verecek olan alıcı  iki kere düşünmek durumunda kalacaktır ve müzayede şirketleri de Epiveronu olmayan eserleri satmak için  zorlamayacaklardır. Bu nedenle yaşayan tüm sanatçıların bu sisteme uyarak, daha önce  koleksiyonlara girmiş olan eselorine de  Epiveron vermeleri  gerekmektedir.  Sanatçı atölyesinden çıkan her esere çıkış amacına göre de, kimlik sertifikasının yanı sıra bir Epiveron belge de düzenlenmesi, sanatçı için bir sigorta niteliğinde olacaktır. Konu ile ilgili olarak birçok  sanatçıyla yaptığımız araştırmada, Epiveron sisteminin bugüne kadar görsel sanatlarımızın  düzeninin sağlanması için atılan, ilk önemli  adım olduğu üzerinde duruldu.

UPSD BİLDİRİSİ; EPİVERON GÖRSEL SANATLARDA SORUNLARI ÇÖZÜYOR…

Art4Critic

Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği UPSD, uzun zamandır Epiveron sistemi üzerinde çalışmalar yapıyordu. Bir çok ünlü sanatçının da fikirleri alınarak ortaya çıkarılan Epiveron sisteminin son şekli yayınlandı;

 Epiveron sistemi düünya sanat piyasalarında profesyonel amaçla çalışan  sanatçılar tarafından kullanılıyor ve sanata yatırım yapanların da bu belge olmadan sanat eserine ilgi duymaları da mümkün olmuyor.

UPSD BİLDİRİSİ

Sayı :2018/41
Tarih: 02.11.2018

EPİVERON’U SANAT ORTAMIMIZA SUNUYORUZ

Değerli sanat kamuoyumuz,
UPSD olarak, sanat dünyasında yer alan herkesi ilgilendiren ve maalesef büyük bir sorun haline
gelmiş olan bir konuyu ele aldık ve ortaya “EPİVERON” adını verdiğimiz belge çıktı. EPİVERON
yani “Eser Piyasaya Verilme Onayı”, sanat dünyamızda her kesimini çok farklı açılardan
koruyacak bir formülün kağıda dökülmüş halidir. Aşağıda göreceğiniz gibi EPİVERON, sanat
eserinin pasaportu niteliğindedir. İster kalıcı, ister geçici bir süreliğine olsun, bir sanat eseri
yurtiçi veya yurtdışında yer veya el değiştiriyorsa, EPİVERON onun her türlü güvencesini
sağlayacak olan belgedir. Eserin ilk elden çıkış anından itibaren, eserin çalıntı veya sahte
olmadığını kanıtlayan, eser her el değiştirdiğinde kaydını üzerine geçiren, eser bir yere gittiğinde
kimin sorumlu olduğunu ve ne zaman sahibine döneceğinin kaydını tutan, eserin satış veya telif
hakları ayrıysa, bunları netleştiren ve sonuç olarak sanat dünyamıza, sanat piyasamıza bir nebze
belirlilik, açıklık ve güvenilirlik kazandırma amacı taşıyan bir girişimdir. EPİVERON, eser bir
koleksiyona girdiğinde veya el değiştirdiğinde, verilmesi gereken orijinallik belgesinin (certificate
of authenticity) öncesi ve sonrasında, tamamlayıcısı niteliğindedir.
EPİVERON, (henüz) yasal bir zorunluluk değil ama bir gereklilik. Sanat ortamında kontrolsüzce el
değiştiren, takibi yapılamayan sanat eserleri özelinde bir düzenleme ve kontrol mekanizması
sağlayacak olan bu belge ile, sadece sanatçı veya galerici değil, koleksiyoner ve özellikle
müzayede evleri de sorumluluk sahibi olacaktır. Ancak sanatçılar, galericiler, koleksiyonerler,
aracılar, müzayedeciler bunu sürekli olarak uygularsa ve EPİVERON’u olmayan sanat eserlerini
satın veya ödünç almamak konusunda ortak bir bilinç gösterilirse, ortaya çok farklı ve sağlıklı bir
sanat ortamı çıkacak. Bu belge ile birlikte:
• “Sahte eser mi aldım?” diyenlerin oranı giderek azalacak.
• Çalıntı/sahte eser satanlara karşı caydırıcı bir önlem alacak ve bunların sayısı giderek
azalacak.
• Sanatçısından veya kaynağından “ihtilaflı” veya tartışma yaratabilecek eser alma ihtimali
yok olacak.
• Eser “yuvasından” çıkarak herhangi bir sergiye, müzayedeye gidip gelirken, gerek taban
değeri, güvenlik/sigorta bedeli ve eserin somut sorumlusu belli olacak.
• Sanatçıların ve galericilerin yıllardır müzayedeler tarafından mağdur edilmesi son
bulacak.
DİKKAT: Burada özellikle koleksiyonerlere önemli bir görev düşüyor. Lütfen artık sanatçı veya
varisi veya yetkilendirilen kişi tarafından kaşelenmiş EPİVERON’u olmayan hiçbir sanat eserini
almayın, itibar etmeyin, kesinlikle koleksiyonunuza katmayın.
Sahte, çalıntı veya eserin sanatçısının tüm haklarını mağdur ederek gerçek değeriyle alakası
olmayan bir bedelle satışa sunulmuş olan hiçbir eser, gerçek anlamda sanatsever bir
koleksiyonerin elinde olan eserler arasında bulunmaz, bulunmayı hak etmez!
EPİVERON’un sanat ortamımızda “uygulanması” ve gerçek anlamda sanat eserinin pasaportu
haline gelmesi tamamen size bağlı. Bu nedenlerle, EPİVERON’u olmayan hiçbir eseri ne
galeriden, ne sanatçıdan ne de müzayede evinden almamanızı rica ediyoruz.
EPİVERON’u olmayan bir sanat eseri almakla, karaborsa alış-veriş yapmak, sigortasız işçi
çalıştırmak arasında fark yoktur.
Elinizdeki eserin, değerinin onda bir değerine satılmasını da engelleyin, sanatçının tüm haklarının
bu yolla çiğnenmesine de mani olun.
EPİVERON, sizlerin kararlılığı, bu belgeyi sürekli her yerde kullanması ve fikirleriyle birlikte
ilerleyecek ve Türk sanat ortamının sağlıklı bir geleceğe doğru yol alması, ancak bu şekilde
gerçekleşecek. Bu uygulama pratiğe geçtiğinde ortaya çıkabilecek olan ek gereksinimler veya
başka detaylar olabilir. Lütfen EPİVERON ile ilgili fikir ve görüşlerinizi
epiveron.upsd@gmail.com adresine iletin.
Katkılarınız için şimdiden teşekkürlerimizle,
Bedri Baykam
UNESCO Resmi Partneri -IAA/AIAP
Dünya Başkanı
IAA/AIAP Türkiye Ulusal Komitesi
UPSD Başkanı
UPSD Yönetim Kurulu
Bahri Genç
Fazilet Kendirci
Ceylan Mutlu
Murat Havan
Denizhan Özer
Nebahat Karyağdı

_____________________________________________________________________

EPİVERON UYGULAMASI İLE İLGİLİ, SANATÇININ PİYASAYA VERECEĞİ ESER İÇİN DÜZENLEMESİ GEREKEN FORMLAR-SERTİFİKALAR…

EPİVERON

(Eser Piyasaya Verilme Onayı)

(EPİVERON’u bulunmayan herhangi bir eserin satın alınması veya sergilenmesi, her türlü hukuki ihtilaf ve
tartışmaya gebedir.)

Eser Adı :
Sanatçı :
Yıl :
Teknik :
Çıkış Kaynağı :
Koleksiyon geçmişi :
Son Koleksiyoneri :
Eserin görseli ek olarak sunulmuştur.
ESER HAK SAHİBİ
(Sanatçı, varisleri veya bu kişiler tarafından yetkilendirilmiş kişi)
Adı Soyadı :
Telefon :
Cep Telefonu :
Adres :
e-mail :
Şayet farklı bir kişiyse, telif hakları sahibi:
Adı Soyadı :
Telefon :
Cep Telefonu :
Adres :
e-mail :
ESERİN KATILMASINA İZİN VERİLEN
• Sergi (satış amaçlı)
• Sergi (sergileme amaçlı)
• Müzayede
ESER BİR SATIŞ AMAÇLI SERGİYE VERİLİYORSA
Eserin galeri satış fiyatı ……………… ( ) +KDV olacaktır.
Belirtilen rakama, galerinin satış komisyonu olan % … dahildir.
Bu satışta pay sahibi olan diğer kurum/kişinin payı %….olarak tespit edilmiştir.
Eser satışı üzerinden %… indirim yapılabilir.
Galeri İsmi :
Küratör / Direktör :
Tarihi :
Yeri :
Sigorta Bedeli :
Eser veya eserlerin sergiden sonra en geç ……… gün içerisinde sanatçı veya hak sahibine iade edilmesi
gerekmektedir.
Galeri veya kurum sergiden sonra konsinye eser elinde tutmak isterse, bu eserler EPİVERON’ları çıkarılarak
anlaşılan süre üzerinden sergi mekanına bırakılabilir.
ESER SADECE “SERGİLEMEK AMAÇLI” SERGİYE VERİLİYORSA
Galeri/Müze/Kültür Kurumu İsmi :
Küratör / Direktör :
Tarihi :
Yeri :
Sigorta Bedeli :
Anlaşmaya göre, varsa eser kira bedeli*:
Eserin alındığı andan, geri getirilip teslim edildiği ana kadar ana sorumlusu:
İsim :
Telefon Numarası :
İmza :
……………. ‘in ……………… başlıklı yapıtını sergileme amaçlı aldım. Geri getirene kadar oluşabilecek tüm
hasarlardan, eser değeri üzerinden kurumumla (bilgileri altta) beraber sorumluyum. Kurumdan verilmiş
yetkilendirilme belgesi ektedir.)
Kurum :
Yetkilendirilen kişi :
Yetkiyi veren kişi :
Lütfen el yazısı ile yazın:
Okudum, anladım.
İmza:
…………………………………………………
(Eser, şayet sanatçı değil, bir koleksiyoner veya kurum tarafından başka bir sergiye veriliyorsa, sanatçı veya
varisleri veya yetkilendirdikleri kişi haberdar edilmeli ve yazılı onay alınmalıdır.)
Sergiye Veren:
Adı Soyadı :
Telefon :
Cep Telefonu :
Adres :
e-mail :
Haberdar edilen ve onay alınan sanatçı veya varisi veya yetkilendirdikleri kişi:
Adı Soyadı :
Telefon :
Cep Telefonu :
Adres :
e-mail :
Sergileyen, eserin nasıl sergileneceği konusunda, sanatçı veya varislerinin talimatları doğrultusunda
hareket edeceğini taahhüt eder. (Örnek: “Yerde veya spot ışıksız veya yerden en az 50 cm yukarıda” gibi)
Sanatçısı veya varisi zaman aşımı nedeniyle bulunamayan eserler için bilirkişi onayı:
İsim:
İmza:
Tarih:
Eser hak sahibinin izin/imzası:
(Bakınız yukarısı)
Sergi Bitiminde:
… tarihinde ……’de sergilenmek üzere verdiğim ……… adlı eseri hasarsız olarak teslim aldım.
İsim:
A) Sanatçı B) Eser hak sahibi C) Galeri
Tarih:
İmza:
Eseri teslim eden:
ESER BİR MÜZAYEDEYE VERİLİYORSA • Eserin müzayede çıkış fiyatı kesinlikle ………………. TL ( )’nin altında olamaz.
• Bu rakam sanatçı veya varislerinin onayı olmadan belirlenemez.
• Eserin kataloğa girecek görseli ve bilgisi için sanatçı veya varislerinin onayı alınmalıdır.
(Bilgi için: Rakamın o gün Merkez Bankası tarafından açıklanan döviz alış kuru karşılığı)
Eser sahibi veya varislerinden kimin haberdar edildiği ve “orijinal aidiyet onayı” veren kişi:
Adı Soyadı :
Telefon :
Cep Telefonu :
Adres :
e-mail :
Müzayede Evinin İsmi :
Müzayede Bilgisi :
Tarihi :
Yeri :
Eseri satışa sunan şahıstan/kurumdan istenilen bilgiler:
Eserin koleksiyonuna giriş şekli (satın alma, miras, el değiştirme vs) :
Eserin koleksiyonuna giriş tarihi :
Eserin koleksiyonuna giriş bedeli :

GÖRSEL SANATLARIMIZIN EMEKLEMESİ ÜZERİNE…

Duygu Yaşam

Türkiye’de  yüzlerce güzel sanatlar fakülteleri açıldı ve binlerce sanatçı adayları yetişiyor fakat, bu okullarda eğitim görenler için yeterli alt yapı hazır değil. Alt yapının hazırlanması bir yana, sanki bu eğitim müesseselerinden yetişenler, mesafe kat etmesinler diye tuzaklar hazırlanmış…

Ülkemizde  görsel sanatlar ile ilgili bir piyasa yok. Sanatçının, sanatçı adaylarının geleceği sanki müzayede şirketlerinin eline bırakılmış; isteyen istediği gibi sanat piyasasını kendi kurallarınca yöenetiyor, değer biçiyor ve istediği sanatçıya destek çıkıyor, sanatı değerlendireceğine ceplerini doldurmak açısından değerlerini kuruyor ve hiç kimse onları sorgulamak yoluna gidemiyor veya gitmek istemiyor…

İşte sanatçının, sanatçı adaylarının kaderlerinin eline bırakıldığı, sözde sanat piyasası…

Bir yanda durum böyleyken, diğer yanda sanat eğitimi veren bir çok özel  üniversiteler… Onların da umurlarında olan bir şey yok. Bir öğrencinin bir yıl için ödediği on binlerce TL nin hesabını soran yok… Ve bu üniversiteler ülkemizde  gerçekte olmayan sanat piyasasının kurulmasında rol oynayamıyor… Çünkü sanat fakültelerinin de çarpık sanat piyasasının oluşmasında rolü büyük; yetenekli öğrenciler, hocalarının önünde silik kalabiliyorlar… Bir  öğrencinin geçenlerde yakınması şöyle oldu, “Bizler kırk fırın ekmek yemeliyiz ki bir yere varabilelim sanatta. Hocalarımızı aşabilmemiz çok zor, buna olanak verilmiyor.”

Borsada suç olan maniplasyon, nedense sanat piyasasında parası olana sanatçı hüviyeti veren ve piyasasını yükselten yasal bir yol olmuş…

Belli isimler pompalanıyor, sanki 83 milyonluk Türkiye’mizde yetenekli görsel sanatçıların sayıları sadece bir elin parmakları kadar… Çünkü sadece bir elin parmakları kadar bile sayılamayan isimler üzerinde  görsel sanatların para politikası sürdürülüyor… İngiltere’deki müzayede şirketlerini kopya edercesine şişirilen ve süslenen müzayede satışları ile, sanki sanat değil de poülizm, sanatın sosyetesi pazarlanmaya çalışılyor… Bugüne kadar Türkiye’de görsel sanatlara hangi uluslararası özellik kazandırdınız diye sorgulamaya kalktığınızda bu sözde sanatın piyasasını, yanıt veremiyorlar. Fakat nedense kendilerine göre ülkemizde çağdaş sanata  merhem olduklarını savunurlar… Sundukları sanat eserleri sanki bulunmaz kanser ilacı gibi, her derde çare gibi sunuluyor . Oysa o satışlarda çare sanatçıya ve ülkemiz sanatına değil, birilerine  paralar kazandırıyor…

Bir müzayedede  bir sanatçının eserini 150 bin TL den fazla para ödeyerek almış olan bir sanat yatırımcısı, 50 bin TL ye elinden çıkarabilir miyim diye dert yanıyordu… Mantıklı bir  fiyat politikası güdülmediği için de, ülkemizde sanata yatırım yaparak destek olanların bir çoğu, piyasadan çekildi ve yeni birilerini piyasaya çekebilmek için çareler aranıyor… Önce şu iyice bilinmelidir; görsel sanat eseri sadece alınıp satılan bir mal gibi görülmemelidir… Sanat eseri yüksek bir değerdir ve para ile de ölçülmez. Bugün görsel sanat eserini sadece para olarak değerlendiren kafalar, gitsin borsada oynasınlar, belki buğday alıp satarak daha fazla kazanabilirler…

Görsel sanat eseri, alıcısına farklı bir kimlik kazandıran, onu farklı kılan ve yarattığı farkındalığı çevresinin görmesine  neden olan bir yüksek duygu ürünüdür… Bunu ülkemizde belki de ilk olarak  rahmetli Sakıp Sabancı görmüş ve iş dünyasında, sanat eserine sahip olma farkındalığı yaratmıştır…

SANAT DANIŞMANLIĞI?

Bir başka sorun da, sanat danışmanlığı konusu… Aklına esen sanat danışmanıyım diye ortaya çıkabiliyor. Oysa bir sanat danışmanı önce etik değerlere saygılı olmak durumundadır. Sanat danışmanı ülkemde  neler yapıldığını, hangi sanatçıların önemli olduğunu ve ülkemizin görsel sanatlarda önünü açabileceğini bilmelidir ki, yatırım yaptıracağı patronuna da faydalı olabilsin… Bizdeki sanat danışmanları ne sanatçıyı tanıyor, ne de atölyeleri ziyaret ediyor. Danışmanına güvenerek sanat eserine yatırım yapan birçok patronun ise bu durum umurunda bile değil…

Bazı sözde sanat danışmanları var ki ülkemde, çalıştığı kurum veya şahısdan daha fazla koleksiyona sahip olmuştur… Nasıl olmuştur diye düşündüğünüzde de gerçeği görebiliyorsunuz fakat ortada saf ve dürüst bir çocuk yok ki, “Kral çıplak” diyebilsin…

ELEKTRİK FATURALARINDAN GÖRSEL SANATLARA  DA PAY VERİLMELİ…

İstanbul’da merkezileşmiş sanat galerilerinin biri açılıp biri kapanıyor.  Çünkü galerilere bir devlet desteği yok. ..Sanatçıya bir devlet desteği yok…

Elektrik faturalarından TRT’ye verilen destekte görsel sanatlara pay yok ama dizilere haftada bir milyon , yüzbin TL den, 375 bin TL ye kadar destek veriliyor… Çünkü ülkemde sanatçı denildiği zaman ya sahnede göbek atan, şarkı söyleyen, ya da dizilerde oynayanlar akla geliyor… Sanatçı denildiği zaman görsel bir sanatçı insanların gözünün önünde  belirmez… Hatta evlenme proğramlarındaki tipleri bile sanatçı sayan kesimler vardır…

Devlet bir tek TRT dizisine bir yılda verdiği paraları görsel sanatlarda sanatçıya destek açısından değerlendirebilse, ülkemden  dünya sanat platformuna da isimler sokabiliriz ve sanatçılarımız kolaya kaçmaz, gerekli olanı üretebilmek için daha fazla çaba harcarlar…

Öğrencilere verilen burslar gibi, görsel sanatçılar için de destek bursları verilmelidir. Bunu Amerika, Avrupa, Asya ülkeleri yaparken ülkemizden görsel sanatçılara bu tür desteğin olmaması, bizi çağdaş bir ülke olmaktan uzak tutuyor…

 

GÖRSEL SANATLARDA ÖNEMLİ BİR GELİŞME

Epiveron diye bir sistem için UPSD devreye gitrdi ve  sanat eserlerinin kimliğe kavuşturulması açısından önemli bir adım atıldı… Artık epiveron sistemiyle, her sanat eserinin bir pasaportu yani kimliği olacak ve kimliksiz sanat eseri bir yerde şaibeli sayılacağı için, alana da satana da risk oluşturabilecek. Epiveron ile, bu güne kadar yasal olarak sanatçı tarafından veya galerisinden satılmış olan eserlere gereken kimlikler verilebilecek ve bundan sonra da kimliksiz sanat eseri alınıp satılamayacak. Elbette burada isteyen alır ve satar denilebilir de o zaman, her türlü riske de hazır olmaları gerekiyor, kimliksiz sanat eseri sahpilerinin…