Kenar

Görsel sanatlar piyasamızda: KARA 2015 KIRİZİ.

Featured

DUYGU YAŞAM

IMG_1198 

KRİZİN GÖRSELİ BÖYLE OLABİLİR 🙂

Emre Zeytinoğlu’nun  Murat Pulat resimleri üzerine Warhola online dergisinde bir yazısı yer alıyor :

http://warholamag.com/murat-pulatin-resimleri-uzerine/

yazıyı okuduğunuz zaman bazı alıntılar ve  ustalar tarafından söylenmiş  felsefi sözler ile güçlendirilmeye çalışıldığı görülüyor. Biz burada  konunun o felsefi(!) boyutuna değil, ülkemizde  görsel sanatlar açısından nelerin bir yeni diye anılmaya başladığından söz edelim.

genç sanatçım  önceleri Photoshop programı ile elde ettiği görüntüleri yine aynı programın filtrelerinden geçirerek dijital kopyalarını boyadı veya aynısını tuvale kopya etti adına da , çağdaş sanat diyerek sundu. Bizim  yeni yöntem galericiler de genç sanatçılarımın yaptığı bu yeniliklere balıklama dalarak, ortaya yepyeni, taze ve şimdiye kadar değerini bilemediğimiz olağanüstü(!) yetenekler çıkardılar.

Artık ülkemizde görsel sanatlar konusunda sorun kalmamıştı ve gençlerimiz bu konuyu çözüme ulaştırmışlardı(!)

Vasconcelos_Rockyjoana-vasconcelos-bull vasconcelos_rocky

Genç sanatçılar ile ilgili sergiler yapılmaya başlandı, yarışmalar düzenlendi, genç sanatçılarımızın işleri İngiltere, Dubai’ye götürüldü ve oralardan başarı(!) haberleri gelmeye başladı; sözde  satışa sunulan eserler yabancılar tarafından kapışılmış ve büyük paralar karşılığında alıcılar bulmuştu…

Uçurulan balonların havası birkaç yıl dayandıktan sonra birer, birer sönmeye başladı. Ortalığı bir sis kaplamıştı ve sis perdesi dağılınca bir de baktık ki ne balon kalmış ne de,  İngiltere, Dubai piyasası..

Bizim koleksiyonerler veya sayıları çok fazla olmayan sanat yatırımcıları, sis perdesinden faydalanarak kendilerini yabancı ülkelerdeki sanat fuarlarına atmaya başladılar. Artık yabancı sanatçılara yatırım yapmaya başladıkları gerçeği sanat piyasamızda bir ekonomik kriz yarattı…

Push-Pin-Portrait-Artwork-On-Board-5 imagesCAKZAXZO

Son bir yıldır süren sanat piyasasındaki kriz, bu arada bazı sanatçıların da  PR şirketlerini devreye sokarak krizi yenme gayretleri içinde oldukları gerçeği ile bizleri karşı karşıya getirdi; sanatçım ortaya koyduğu eserlerinin önemini yeniden,  bir takım önemli imzalar ile sunmaya başladı. Sosyal medyayı kullanarak tanıtımına daha bir önem verdi. Fakat akla getirilmeyen bir gerçek vardı, taşıma suyla değirmen fazla dönmüyordu. Her seferinde sanat piyasasında para harcayan kesimin, bir şekilde gözünü boyayan kesim etkili olamıyordu. Artık sanata yatırım yapacak olan, yabancı sanat uzmanlarının, sanat yayınlarının, sanat eleştirmenlerinin, bizim sanatçılar ile ilgili önemi ortaya koymalarını bekliyorlardı. Bu beklenti de boş çıkınca, yabancı sanatçılara yönelme fikri geçerli oldu ve galericilerden bir çoğu da listelerine yabancı sanatçılar katarak, yerli piyasayı etkilemeye başladılar.

Ben Heine - Art - portrait - Eminem 04

Peki bizden önemli sanatçılar çıkmaz mı? Bize sorarsanız bu gidişle çıkmaz çünkü, görsel sanatlar piyasasında hala alavere, dalavereler sürdükçe, önemli olacak sanatçılarımız da gümbürtüye gideceklerdir, şimdiye kadar olduğu gibi.

Sanat piyasasında  bir liste dolaştırılırsa ve o listede olmayanlar dikkate alınmazsa  ülkemizden nasıl önemli sanatçılar çıkar ki; çünkü o listede olmayan bir çok yetenekler var ve hepsi de ilgi bekliyorlar. Sanatçıyı keşfedeceksin, ilgi gösterip yatırım yapacaksın ki, ortaya önemli sanatçılar çıkabilsin. Örneğin İngiltere’de Charles Saatchi Damien Hirst için, “yürü kulum” dedi ve bugün Damien çakma bir sanatçı olduğu halde dünyada en çok kazanan ve en garip sanatçı olarak ün yaptı, Katar’a bile 50 milyon dolara eczane raflarını sattı söylentisi dolaşıyor…

main

Bizden bir Damien Hirst çıksın istyemiyoruz fakat bizde olan gerçek sanat değerlerinin de bir an önce desteklenmesini ve  sanatta dış dünyaya da sunulmasını bekliyoruz. Hadi para babaları, sanat konusunda yazanlar, medyamız, kültür bakanlığımız hep birlikte bir atak yapın da görelim.

Emre Zeytinoğlu’nun yazdığı gibi, Murat Pulat’ı çok önemli bir felsefe ortaya koymuş sanatçı gibi tanıtmak kolay da bunu sanat dünyasına kanıtlamak o kadar kolay değil… Sen Hollywood filminden, yabancı film karelerinden görüntüler al, dijital ortamda işle, sonrada üzerinde şeffaf bir maddeyle katman uygula oldu sana sanat eseri… Önce sanatın etik kurallarına da uymak gerekiyor; o kullandığın fotoğraf veya film karesi sana ait olacak veya kime aitse telifini de almış olacaksın ki hakkaniyetle bir sanat yapmış olasın.

Genç sanatçılara buradan bir tavsiyemiz olacak, “Artık Phoshop filtrelerini kullanmayı gözümüze sokarak uygulamayın ve kendinize başka yöntemler bulun. Çünkü dünyada artık o filtrelerden yola çıkarak sanat yapmayan kalmadı ve bir geleceği de yok.  Yaptığınız sanatı farklı kılabilmek için belki de çok uzun zaman çalışmak gerekecektir ve  bunu da  ekono0mik getiriler sağlar ve de ülkemizde görsel sanatlara da gerektiği gibi destek sağlanırsa ancak bu dediğimiz olur…

RH+ Sanat dergisinin genç sanatçılar yarışmasını yapmayacağı ve yapacağı yarışmada yaş sınırını kaldırdığı belirtiliyor. Bu karara saygı duymak gerekiyor. Bir ara da 40 yaşın altındaki sanatçılar çok önemli gösterilmeye çalışıldı ki bu da çok yanlıştı çünkü, 40 yaşın üzerinde, yeni sanat teknolojilerini gençlerden çok daha iyi kullanabilen, yaşlı sanatçılarımız da var ve bunları sosyal medyada da takip edebiliyoruz.

Sözde sanat yazarlarımız, PR yapmayı bırakın ve gerçek sanatçılar üzerinde de yazmaya başlayın artık; bunun için araştırın bakın önünüze neler çıkacaktır. Kolaycılığı, masa başından yazmayı bırakmak gerekiyor. İyi bir sanat yazarı iyi bir araştırma yapandır… Süslü yazılar, kendinizin bile zor anlayabileceği kelimeler yerine, daha açık ve gerçek olanları yazarsanız, hem sizi anlayacak olanların sayısı artar ve hem de yazınızı ‘kral çıplak’ kategorisine sokmaktan kurtulursunuz…

GÖRSEL SANATLARIMIZ VE SANAT PİYASASI.

 Duygu Yaşam

Görsel sanatların emeklemesi konusunda müzayede şirketlerinin rolünün büyük olduğu artık inkar edilecek bir durum değil.

Sanatçıların bir birlik oluşturamamış olmaları, sayıları yüzleri bulan sanat okullarının, mezun ettikleri sanatçı adaylarına  alt yapı sunabilmek için bir çaba içinde olmamaları, sanat piyasasının Türkiye’ye özgü bir biçimde yol almasını sağladı ve bugün içinde bulunduğumuz çarpık durumlar ortaya çıktı.

Bugün ülkemizde sanatı severek toplayan koleksiyoncuların sayısı çok az olduğu için, görsel sanat eserleri  müzayede şirketleri tarafından birer mal gibi pazarlanarak, sözde sanata yatırım yaparak ülkemiz sanatını yükseltmeye(!) çalışan bir sanat yatırımcı grubu oluşturuldu ki, bunların sayıları sadece  bu pazardan pay almaya çalışan sanatçılar dışındaki oluşumların işine yaradı.

Bedri Baykam yönetimindeki UPSD görsel sanatçıların korunması açısından çok önemli bir konuyu gündeme getirdi; EPİVERON

Ülkemizde sanat ile yaşayan görsel sanatçıların sayıları çok az ve çoğu sanatçı adayları da okulu bitirdikten bir müddet sonra, bütün hayalleri yıkılmış gibi bir kenara çekilip başka işler yapıyorlar. Hani her sanat okulu bitiren de sanatçı olacak diye bir şey yok fakat, 83 milyonluk ülkemizden bu çarpıklıklar yüzünden bugüne kadar şöyle, dünya piyasalarında  aranan, yatırım yapılan bir tek sanatçı çıkaramamışız.  Buna neden ise, bu piyasadaki ehliyetsiz kişilerin köşe başlarında kümelenmiş olmaları ve  ülkemizdeki yetenekleri umursamamalarıdır.

Yetenekli, yüksek eserler yapan sanatçı kendi olanakları ile dünyanın hiçbir yerinde istediği yere ulaşamaz. Arkasında destekçisi, sponsorları ve ülkesinin kültür kurumları olmalı ki, onu dünya piyasasına sunabilen güçlerin olduğu da hissedilsin. Ülkemizde ne galeriler gerektiği gibi işlevlerini yürütüyorlar ne de sanat kurumları. İstanbul’da bulunan müze adı altındaki oluşumlar ise, AVM mantığı dışına çıkamamışlar, genel olarak insanlar oralara çok önemli sanat eserleri görebilmek için değil, tatil zamanlarını değerlendirebilmek için gezinti amacı ile gidiyorlar.

Tüm bu gerçeklerin yanı sıra, bakıyorsunuz müzayedelerde, uzun zamandan beri belli isimler üzerinde yürütülen bir politika güdülüyor; baş yapıt tanımlamaları ile hemen her müzayede de mutlaka bir yüksek fiyat ortaya çıkarılarak, bu piyasada bugün alıp yarın karı ile satabileyim mantığı güden insanlar özendirilmeye çalışılıyor. Burada tehlikeli olan ise, yeni kuşak sanat koleksiyoncularının bu tuzağa düşmesidir ki, böyle olursa ülkemiz görsel sanatları daha uzun yıllan emeklemeye devam edecektir diyebiliriz.

MONDRİAN’IN kIRMIZI, MAVİ VE SARI YAPITI DÜNYA SANAT PLATFORMUNA BİR YENİYİ SUNMUŞTUR VE BAŞ YAPITTIR.

Bir sanat eserinin baş yapıt olmasına nasıl karar verilir diye hiç düşündünüz mü? Veya kimler bu kararı verebilir? Yani ülkemizde çağdaş sanatın başlangıcından bugüne kadar ortaya konulmuş olan sanat eserleri içinden baş yapıt olanları, sadece müzayede şirketleri  mi kararlaştırıyor?

Eugene Delecroix

Baş yapıt tanımlaması çok riskli bir iştir. Bir sanat eserinin başyapıt olması için, o sanat eserinin sanat dünyamızda belli kriterleri içermesi gerekir.  Gerçek sanat eseri, yüksek sanat olarak tanımlanabilen özelliktedir. Örneğin Picasso’nun Guernica’sı, Gustav Klimt’in Öpüşme, Mondrian’ın  Kırmızı, Mavi ve Sarı kompozisyonu.Eugene Delecroix’in  Bağımsızlık tablosunun neden bir baş yapıt olarak tanımlanması gerektiğini  de şu bilgiyle pekiştirebiliriz,  Fransa Kralı Charles X’i deviren 1830 yılının Temmuz Devrimi’ni anmak için, Özgürlük Lideri Halk, dünyanın dört bir yanındaki devrimci ruhla eşanlamlı hale geldi. Alegoriyi çağdaş unsurlarla birleştiren tablo, romantik tarzın heyecan verici bir örneğidir. Fransız Tricolojisini, farklı sınıfların üyeleri olarak arkada birleştiren baştan çıkarıcı karakteriyle, düşmüş yoldaşların bedenleri ile dolu bir barikatı fırlatmaya başlar. Bu görüntü, Özgürlük Heykeli ve Victor Hugo’nun romanı Les Misérables da dahil olmak üzere diğer sanat ve edebiyat eserlerine ilham kaynağı olmuştur.”  EPİVERON İLE  SANAT ESERİ KİMLİĞİNE KAVUŞUYOR. Uluslararaı Plastik Sanatlar Derneği UPSD bünyesinde yapılan uzun çalışmalar sonucunda, EPİVERON uygulamasına geçildiği açıklandı. Sanatçıların bu uygulamaya uyarak, eserlerine bir kimlik kazandıracaklarını ve  çalımış, sahte, dolandırılmış eserlerin artık risk grubunda lacağını ortaya koyan Epiveron kimliği artık sanat yatırımcısı ve sanat severlerin de  önem vereceği bir uygulama olarak, sanat eserlerine gerçek anlamını yükleyecektir.Artık müzayedeye de çıksa, Epiveronu olmayan sanat eseri ne teklif verecek olan alıcı  iki kere düşünmek durumunda kalacaktır ve müzayede şirketleri de Epiveronu olmayan eserleri satmak için  zorlamayacaklardır. Bu nedenle yaşayan tüm sanatçıların bu sisteme uyarak, daha önce  koleksiyonlara girmiş olan eselorine de  Epiveron vermeleri  gerekmektedir.  Sanatçı atölyesinden çıkan her esere çıkış amacına göre de, kimlik sertifikasının yanı sıra bir Epiveron belge de düzenlenmesi, sanatçı için bir sigorta niteliğinde olacaktır. Konu ile ilgili olarak birçok  sanatçıyla yaptığımız araştırmada, Epiveron sisteminin bugüne kadar görsel sanatlarımızın  düzeninin sağlanması için atılan, ilk önemli  adım olduğu üzerinde duruldu.

UPSD BİLDİRİSİ; EPİVERON GÖRSEL SANATLARDA SORUNLARI ÇÖZÜYOR…

Art4Critic

Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği UPSD, uzun zamandır Epiveron sistemi üzerinde çalışmalar yapıyordu. Bir çok ünlü sanatçının da fikirleri alınarak ortaya çıkarılan Epiveron sisteminin son şekli yayınlandı;

 Epiveron sistemi düünya sanat piyasalarında profesyonel amaçla çalışan  sanatçılar tarafından kullanılıyor ve sanata yatırım yapanların da bu belge olmadan sanat eserine ilgi duymaları da mümkün olmuyor.

UPSD BİLDİRİSİ

Sayı :2018/41
Tarih: 02.11.2018

EPİVERON’U SANAT ORTAMIMIZA SUNUYORUZ

Değerli sanat kamuoyumuz,
UPSD olarak, sanat dünyasında yer alan herkesi ilgilendiren ve maalesef büyük bir sorun haline
gelmiş olan bir konuyu ele aldık ve ortaya “EPİVERON” adını verdiğimiz belge çıktı. EPİVERON
yani “Eser Piyasaya Verilme Onayı”, sanat dünyamızda her kesimini çok farklı açılardan
koruyacak bir formülün kağıda dökülmüş halidir. Aşağıda göreceğiniz gibi EPİVERON, sanat
eserinin pasaportu niteliğindedir. İster kalıcı, ister geçici bir süreliğine olsun, bir sanat eseri
yurtiçi veya yurtdışında yer veya el değiştiriyorsa, EPİVERON onun her türlü güvencesini
sağlayacak olan belgedir. Eserin ilk elden çıkış anından itibaren, eserin çalıntı veya sahte
olmadığını kanıtlayan, eser her el değiştirdiğinde kaydını üzerine geçiren, eser bir yere gittiğinde
kimin sorumlu olduğunu ve ne zaman sahibine döneceğinin kaydını tutan, eserin satış veya telif
hakları ayrıysa, bunları netleştiren ve sonuç olarak sanat dünyamıza, sanat piyasamıza bir nebze
belirlilik, açıklık ve güvenilirlik kazandırma amacı taşıyan bir girişimdir. EPİVERON, eser bir
koleksiyona girdiğinde veya el değiştirdiğinde, verilmesi gereken orijinallik belgesinin (certificate
of authenticity) öncesi ve sonrasında, tamamlayıcısı niteliğindedir.
EPİVERON, (henüz) yasal bir zorunluluk değil ama bir gereklilik. Sanat ortamında kontrolsüzce el
değiştiren, takibi yapılamayan sanat eserleri özelinde bir düzenleme ve kontrol mekanizması
sağlayacak olan bu belge ile, sadece sanatçı veya galerici değil, koleksiyoner ve özellikle
müzayede evleri de sorumluluk sahibi olacaktır. Ancak sanatçılar, galericiler, koleksiyonerler,
aracılar, müzayedeciler bunu sürekli olarak uygularsa ve EPİVERON’u olmayan sanat eserlerini
satın veya ödünç almamak konusunda ortak bir bilinç gösterilirse, ortaya çok farklı ve sağlıklı bir
sanat ortamı çıkacak. Bu belge ile birlikte:
• “Sahte eser mi aldım?” diyenlerin oranı giderek azalacak.
• Çalıntı/sahte eser satanlara karşı caydırıcı bir önlem alacak ve bunların sayısı giderek
azalacak.
• Sanatçısından veya kaynağından “ihtilaflı” veya tartışma yaratabilecek eser alma ihtimali
yok olacak.
• Eser “yuvasından” çıkarak herhangi bir sergiye, müzayedeye gidip gelirken, gerek taban
değeri, güvenlik/sigorta bedeli ve eserin somut sorumlusu belli olacak.
• Sanatçıların ve galericilerin yıllardır müzayedeler tarafından mağdur edilmesi son
bulacak.
DİKKAT: Burada özellikle koleksiyonerlere önemli bir görev düşüyor. Lütfen artık sanatçı veya
varisi veya yetkilendirilen kişi tarafından kaşelenmiş EPİVERON’u olmayan hiçbir sanat eserini
almayın, itibar etmeyin, kesinlikle koleksiyonunuza katmayın.
Sahte, çalıntı veya eserin sanatçısının tüm haklarını mağdur ederek gerçek değeriyle alakası
olmayan bir bedelle satışa sunulmuş olan hiçbir eser, gerçek anlamda sanatsever bir
koleksiyonerin elinde olan eserler arasında bulunmaz, bulunmayı hak etmez!
EPİVERON’un sanat ortamımızda “uygulanması” ve gerçek anlamda sanat eserinin pasaportu
haline gelmesi tamamen size bağlı. Bu nedenlerle, EPİVERON’u olmayan hiçbir eseri ne
galeriden, ne sanatçıdan ne de müzayede evinden almamanızı rica ediyoruz.
EPİVERON’u olmayan bir sanat eseri almakla, karaborsa alış-veriş yapmak, sigortasız işçi
çalıştırmak arasında fark yoktur.
Elinizdeki eserin, değerinin onda bir değerine satılmasını da engelleyin, sanatçının tüm haklarının
bu yolla çiğnenmesine de mani olun.
EPİVERON, sizlerin kararlılığı, bu belgeyi sürekli her yerde kullanması ve fikirleriyle birlikte
ilerleyecek ve Türk sanat ortamının sağlıklı bir geleceğe doğru yol alması, ancak bu şekilde
gerçekleşecek. Bu uygulama pratiğe geçtiğinde ortaya çıkabilecek olan ek gereksinimler veya
başka detaylar olabilir. Lütfen EPİVERON ile ilgili fikir ve görüşlerinizi
epiveron.upsd@gmail.com adresine iletin.
Katkılarınız için şimdiden teşekkürlerimizle,
Bedri Baykam
UNESCO Resmi Partneri -IAA/AIAP
Dünya Başkanı
IAA/AIAP Türkiye Ulusal Komitesi
UPSD Başkanı
UPSD Yönetim Kurulu
Bahri Genç
Fazilet Kendirci
Ceylan Mutlu
Murat Havan
Denizhan Özer
Nebahat Karyağdı

_____________________________________________________________________

EPİVERON UYGULAMASI İLE İLGİLİ, SANATÇININ PİYASAYA VERECEĞİ ESER İÇİN DÜZENLEMESİ GEREKEN FORMLAR-SERTİFİKALAR…

EPİVERON

(Eser Piyasaya Verilme Onayı)

(EPİVERON’u bulunmayan herhangi bir eserin satın alınması veya sergilenmesi, her türlü hukuki ihtilaf ve
tartışmaya gebedir.)

Eser Adı :
Sanatçı :
Yıl :
Teknik :
Çıkış Kaynağı :
Koleksiyon geçmişi :
Son Koleksiyoneri :
Eserin görseli ek olarak sunulmuştur.
ESER HAK SAHİBİ
(Sanatçı, varisleri veya bu kişiler tarafından yetkilendirilmiş kişi)
Adı Soyadı :
Telefon :
Cep Telefonu :
Adres :
e-mail :
Şayet farklı bir kişiyse, telif hakları sahibi:
Adı Soyadı :
Telefon :
Cep Telefonu :
Adres :
e-mail :
ESERİN KATILMASINA İZİN VERİLEN
• Sergi (satış amaçlı)
• Sergi (sergileme amaçlı)
• Müzayede
ESER BİR SATIŞ AMAÇLI SERGİYE VERİLİYORSA
Eserin galeri satış fiyatı ……………… ( ) +KDV olacaktır.
Belirtilen rakama, galerinin satış komisyonu olan % … dahildir.
Bu satışta pay sahibi olan diğer kurum/kişinin payı %….olarak tespit edilmiştir.
Eser satışı üzerinden %… indirim yapılabilir.
Galeri İsmi :
Küratör / Direktör :
Tarihi :
Yeri :
Sigorta Bedeli :
Eser veya eserlerin sergiden sonra en geç ……… gün içerisinde sanatçı veya hak sahibine iade edilmesi
gerekmektedir.
Galeri veya kurum sergiden sonra konsinye eser elinde tutmak isterse, bu eserler EPİVERON’ları çıkarılarak
anlaşılan süre üzerinden sergi mekanına bırakılabilir.
ESER SADECE “SERGİLEMEK AMAÇLI” SERGİYE VERİLİYORSA
Galeri/Müze/Kültür Kurumu İsmi :
Küratör / Direktör :
Tarihi :
Yeri :
Sigorta Bedeli :
Anlaşmaya göre, varsa eser kira bedeli*:
Eserin alındığı andan, geri getirilip teslim edildiği ana kadar ana sorumlusu:
İsim :
Telefon Numarası :
İmza :
……………. ‘in ……………… başlıklı yapıtını sergileme amaçlı aldım. Geri getirene kadar oluşabilecek tüm
hasarlardan, eser değeri üzerinden kurumumla (bilgileri altta) beraber sorumluyum. Kurumdan verilmiş
yetkilendirilme belgesi ektedir.)
Kurum :
Yetkilendirilen kişi :
Yetkiyi veren kişi :
Lütfen el yazısı ile yazın:
Okudum, anladım.
İmza:
…………………………………………………
(Eser, şayet sanatçı değil, bir koleksiyoner veya kurum tarafından başka bir sergiye veriliyorsa, sanatçı veya
varisleri veya yetkilendirdikleri kişi haberdar edilmeli ve yazılı onay alınmalıdır.)
Sergiye Veren:
Adı Soyadı :
Telefon :
Cep Telefonu :
Adres :
e-mail :
Haberdar edilen ve onay alınan sanatçı veya varisi veya yetkilendirdikleri kişi:
Adı Soyadı :
Telefon :
Cep Telefonu :
Adres :
e-mail :
Sergileyen, eserin nasıl sergileneceği konusunda, sanatçı veya varislerinin talimatları doğrultusunda
hareket edeceğini taahhüt eder. (Örnek: “Yerde veya spot ışıksız veya yerden en az 50 cm yukarıda” gibi)
Sanatçısı veya varisi zaman aşımı nedeniyle bulunamayan eserler için bilirkişi onayı:
İsim:
İmza:
Tarih:
Eser hak sahibinin izin/imzası:
(Bakınız yukarısı)
Sergi Bitiminde:
… tarihinde ……’de sergilenmek üzere verdiğim ……… adlı eseri hasarsız olarak teslim aldım.
İsim:
A) Sanatçı B) Eser hak sahibi C) Galeri
Tarih:
İmza:
Eseri teslim eden:
ESER BİR MÜZAYEDEYE VERİLİYORSA • Eserin müzayede çıkış fiyatı kesinlikle ………………. TL ( )’nin altında olamaz.
• Bu rakam sanatçı veya varislerinin onayı olmadan belirlenemez.
• Eserin kataloğa girecek görseli ve bilgisi için sanatçı veya varislerinin onayı alınmalıdır.
(Bilgi için: Rakamın o gün Merkez Bankası tarafından açıklanan döviz alış kuru karşılığı)
Eser sahibi veya varislerinden kimin haberdar edildiği ve “orijinal aidiyet onayı” veren kişi:
Adı Soyadı :
Telefon :
Cep Telefonu :
Adres :
e-mail :
Müzayede Evinin İsmi :
Müzayede Bilgisi :
Tarihi :
Yeri :
Eseri satışa sunan şahıstan/kurumdan istenilen bilgiler:
Eserin koleksiyonuna giriş şekli (satın alma, miras, el değiştirme vs) :
Eserin koleksiyonuna giriş tarihi :
Eserin koleksiyonuna giriş bedeli :

GÖRSEL SANATLARIMIZIN EMEKLEMESİ ÜZERİNE…

Duygu Yaşam

Türkiye’de  yüzlerce güzel sanatlar fakülteleri açıldı ve binlerce sanatçı adayları yetişiyor fakat, bu okullarda eğitim görenler için yeterli alt yapı hazır değil. Alt yapının hazırlanması bir yana, sanki bu eğitim müesseselerinden yetişenler, mesafe kat etmesinler diye tuzaklar hazırlanmış…

Ülkemizde  görsel sanatlar ile ilgili bir piyasa yok. Sanatçının, sanatçı adaylarının geleceği sanki müzayede şirketlerinin eline bırakılmış; isteyen istediği gibi sanat piyasasını kendi kurallarınca yöenetiyor, değer biçiyor ve istediği sanatçıya destek çıkıyor, sanatı değerlendireceğine ceplerini doldurmak açısından değerlerini kuruyor ve hiç kimse onları sorgulamak yoluna gidemiyor veya gitmek istemiyor…

İşte sanatçının, sanatçı adaylarının kaderlerinin eline bırakıldığı, sözde sanat piyasası…

Bir yanda durum böyleyken, diğer yanda sanat eğitimi veren bir çok özel  üniversiteler… Onların da umurlarında olan bir şey yok. Bir öğrencinin bir yıl için ödediği on binlerce TL nin hesabını soran yok… Ve bu üniversiteler ülkemizde  gerçekte olmayan sanat piyasasının kurulmasında rol oynayamıyor… Çünkü sanat fakültelerinin de çarpık sanat piyasasının oluşmasında rolü büyük; yetenekli öğrenciler, hocalarının önünde silik kalabiliyorlar… Bir  öğrencinin geçenlerde yakınması şöyle oldu, “Bizler kırk fırın ekmek yemeliyiz ki bir yere varabilelim sanatta. Hocalarımızı aşabilmemiz çok zor, buna olanak verilmiyor.”

Borsada suç olan maniplasyon, nedense sanat piyasasında parası olana sanatçı hüviyeti veren ve piyasasını yükselten yasal bir yol olmuş…

Belli isimler pompalanıyor, sanki 83 milyonluk Türkiye’mizde yetenekli görsel sanatçıların sayıları sadece bir elin parmakları kadar… Çünkü sadece bir elin parmakları kadar bile sayılamayan isimler üzerinde  görsel sanatların para politikası sürdürülüyor… İngiltere’deki müzayede şirketlerini kopya edercesine şişirilen ve süslenen müzayede satışları ile, sanki sanat değil de poülizm, sanatın sosyetesi pazarlanmaya çalışılyor… Bugüne kadar Türkiye’de görsel sanatlara hangi uluslararası özellik kazandırdınız diye sorgulamaya kalktığınızda bu sözde sanatın piyasasını, yanıt veremiyorlar. Fakat nedense kendilerine göre ülkemizde çağdaş sanata  merhem olduklarını savunurlar… Sundukları sanat eserleri sanki bulunmaz kanser ilacı gibi, her derde çare gibi sunuluyor . Oysa o satışlarda çare sanatçıya ve ülkemiz sanatına değil, birilerine  paralar kazandırıyor…

Bir müzayedede  bir sanatçının eserini 150 bin TL den fazla para ödeyerek almış olan bir sanat yatırımcısı, 50 bin TL ye elinden çıkarabilir miyim diye dert yanıyordu… Mantıklı bir  fiyat politikası güdülmediği için de, ülkemizde sanata yatırım yaparak destek olanların bir çoğu, piyasadan çekildi ve yeni birilerini piyasaya çekebilmek için çareler aranıyor… Önce şu iyice bilinmelidir; görsel sanat eseri sadece alınıp satılan bir mal gibi görülmemelidir… Sanat eseri yüksek bir değerdir ve para ile de ölçülmez. Bugün görsel sanat eserini sadece para olarak değerlendiren kafalar, gitsin borsada oynasınlar, belki buğday alıp satarak daha fazla kazanabilirler…

Görsel sanat eseri, alıcısına farklı bir kimlik kazandıran, onu farklı kılan ve yarattığı farkındalığı çevresinin görmesine  neden olan bir yüksek duygu ürünüdür… Bunu ülkemizde belki de ilk olarak  rahmetli Sakıp Sabancı görmüş ve iş dünyasında, sanat eserine sahip olma farkındalığı yaratmıştır…

SANAT DANIŞMANLIĞI?

Bir başka sorun da, sanat danışmanlığı konusu… Aklına esen sanat danışmanıyım diye ortaya çıkabiliyor. Oysa bir sanat danışmanı önce etik değerlere saygılı olmak durumundadır. Sanat danışmanı ülkemde  neler yapıldığını, hangi sanatçıların önemli olduğunu ve ülkemizin görsel sanatlarda önünü açabileceğini bilmelidir ki, yatırım yaptıracağı patronuna da faydalı olabilsin… Bizdeki sanat danışmanları ne sanatçıyı tanıyor, ne de atölyeleri ziyaret ediyor. Danışmanına güvenerek sanat eserine yatırım yapan birçok patronun ise bu durum umurunda bile değil…

Bazı sözde sanat danışmanları var ki ülkemde, çalıştığı kurum veya şahısdan daha fazla koleksiyona sahip olmuştur… Nasıl olmuştur diye düşündüğünüzde de gerçeği görebiliyorsunuz fakat ortada saf ve dürüst bir çocuk yok ki, “Kral çıplak” diyebilsin…

ELEKTRİK FATURALARINDAN GÖRSEL SANATLARA  DA PAY VERİLMELİ…

İstanbul’da merkezileşmiş sanat galerilerinin biri açılıp biri kapanıyor.  Çünkü galerilere bir devlet desteği yok. ..Sanatçıya bir devlet desteği yok…

Elektrik faturalarından TRT’ye verilen destekte görsel sanatlara pay yok ama dizilere haftada bir milyon , yüzbin TL den, 375 bin TL ye kadar destek veriliyor… Çünkü ülkemde sanatçı denildiği zaman ya sahnede göbek atan, şarkı söyleyen, ya da dizilerde oynayanlar akla geliyor… Sanatçı denildiği zaman görsel bir sanatçı insanların gözünün önünde  belirmez… Hatta evlenme proğramlarındaki tipleri bile sanatçı sayan kesimler vardır…

Devlet bir tek TRT dizisine bir yılda verdiği paraları görsel sanatlarda sanatçıya destek açısından değerlendirebilse, ülkemden  dünya sanat platformuna da isimler sokabiliriz ve sanatçılarımız kolaya kaçmaz, gerekli olanı üretebilmek için daha fazla çaba harcarlar…

Öğrencilere verilen burslar gibi, görsel sanatçılar için de destek bursları verilmelidir. Bunu Amerika, Avrupa, Asya ülkeleri yaparken ülkemizden görsel sanatçılara bu tür desteğin olmaması, bizi çağdaş bir ülke olmaktan uzak tutuyor…

 

GÖRSEL SANATLARDA ÖNEMLİ BİR GELİŞME

Epiveron diye bir sistem için UPSD devreye gitrdi ve  sanat eserlerinin kimliğe kavuşturulması açısından önemli bir adım atıldı… Artık epiveron sistemiyle, her sanat eserinin bir pasaportu yani kimliği olacak ve kimliksiz sanat eseri bir yerde şaibeli sayılacağı için, alana da satana da risk oluşturabilecek. Epiveron ile, bu güne kadar yasal olarak sanatçı tarafından veya galerisinden satılmış olan eserlere gereken kimlikler verilebilecek ve bundan sonra da kimliksiz sanat eseri alınıp satılamayacak. Elbette burada isteyen alır ve satar denilebilir de o zaman, her türlü riske de hazır olmaları gerekiyor, kimliksiz sanat eseri sahpilerinin…

RESİM PİYASASINDA EPİVERON DEVRİ BAŞLADI…

Art4Info

Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği UPSD bünyesinde bazı ünlü sanatçılarında  katılımıyla yapılan bir dizi özel panallerde, Türk resim piyasasına profesyonel bir oluşum kazandırabilmek açısından, Epiveron sisteminin başlaması gerektiği konusunda karar alındı. Görsel sanatlarda sanat eserinin kimliği anlamında olan EPİVERON sistemi ile, Epiveron kimliği olan eserler  dikkate alınarak, çalıntı, sahte eserler önlenmiş olacak. UPSD toplantıları sonunda yayınlanan metin şöyle:

“Sayı :2018/41 Tarih: 2.11.2018
Değerli sanat kamuoyumuz,

UPSD olarak, sanat dünyasında yer alan herkesi ilgilendiren ve maalesef büyük bir sorun haline gelmiş olan bir konuyu ele aldık ve ortaya “EPİVERON” adını verdiğimiz belge çıktı. EPİVERON yani “Eser Piyasaya Verilme Onayı”, sanat dünyamızda her kesimi çok farklı açılardan koruyacak bir formülün kağıda dökülmüş halidir. Aşağıda göreceğiniz gibi EPİVERON, sanat eserinin pasaportu niteliğindedir. İster kalıcı, ister geçici bir süreliğine olsun, bir sanat eseri yurtiçi veya yurtdışında yer veya el değiştiriyorsa, EPİVERON onun her türlü güvencesini sağlayacak olan belgedir. Eserin ilk elden çıkış anından itibaren, eserin çalıntı veya sahte olmadığını kanıtlayan, eser her el değiştirdiğinde kaydını üzerine geçiren, eser bir yere gittiğinde kimin sorumlu olduğunu ve ne zaman sahibine döneceğinin kaydını tutan, eserin satış veya telif hakları ayrıysa, bunları netleştiren ve sonuç olarak sanat dünyamıza, sanat piyasamıza bir nebze belirlilik, açıklık ve güvenilirlik kazandırma amacı taşıyan bir girişimdir. EPİVERON, (henüz) yasal bir zorunluluk değil ama bir gereklilik. Sanat ortamında kontrolsüzce el değiştiren, takibi yapılamayan sanat eserleri özelinde bir düzenleme ve kontrol mekanizması sağlayacak olan bu belge ile, sadece sanatçı veya galerici değil, koleksiyoner ve özellikle müzayede evleri de sorumluluk sahibi olacaktır. Ancak sanatçılar, galericiler, koleksiyonerler, aracılar, müzayedeciler bunu sürekli olarak uygularsa ve EPİVERON’u olmayan sanat eserlerini satın veya ödünç almamak konusunda ortak bir bilinç gösterilirse, ortaya çok farklı ve sağlıklı bir sanat ortamı çıkacak. Bu belge ile birlikte: • “Sahte eser mi aldım?” diyenlerin oranı giderek azalacak. • Çalıntı/sahte eser satanlara karşı caydırıcı bir önlem alacak ve bunların sayısı giderek azalacak. • Sanatçısından veya kaynağından “ihtilaflı” veya tartışma yaratabilecek eser alma ihtimali yok olacak. • Eser “yuvasından” çıkarak herhangi bir sergiye, müzayedeye gidip gelirken, gerek taban değeri, güvenlik/sigorta bedeli ve eserin somut sorumlusu belli olacak. • Sanatçıların ve galericilerin yıllardır müzayedeler tarafından mağdur edilmesi son bulacak. DİKKAT: Burada özellikle koleksiyonerlere önemli bir görev düşüyor. Lütfen artık EPİVERON’u olmayan hiçbir sanat eserini almayın, itibar etmeyin, kesinlikle koleksiyonunuza katmayın. Sahte, çalıntı veya eserin sanatçısının tüm haklarını mağdur ederek gerçek değeriyle alakası olmayan bir bedelle satışa sunulmuş olan hiçbir eser, gerçek anlamda sanatsever bir koleksiyonerin elinde olan eserler arasında bulunmaz, bulunmayı hak etmez! EPİVERON’un sanat ortamımızda “uygulanması” ve gerçek anlamda sanat eserinin pasaportu haline gelmesi tamamen size bağlı. Bu nedenlerle, EPİVERON’u olmayan hiçbir eseri ne galeriden, ne sanatçıdan ne de müzayede evinden almamanızı rica ediyoruz. EPİVERON’u olmayan bir sanat eseri almakla, karaborsa alış-veriş yapmak, sigortasız işçi çalıştırmak arasında fark yoktur. Elinizdeki eserin, değerinin onda bir değerine satılmasını da engelleyin, sanatçının tüm haklarının bu yolla çiğnenmesine de mani olun.

EPİVERON Belgesini ekte bulabilirsiniz.

Katkılarınız için şimdiden teşekkürlerimizle,

Bedri Baykam

UNESCO Resmi Partneri -IAA/AIAP Dünya Başkanı

IAA/AIAP Türkiye Ulusal Komitesi UPSD Başkanı”

epiveron-giris-metni-1


EPİVERON
(Eser Piyasaya Verilme Onayı)
(EPİVERON’u bulunmayan herhangi bir eserin satın alınması veya sergilenmesi, her türlü hukuki ihtilaf ve
tartışmaya gebedir.)
Eser Adı :
Sanatçı :
Yıl :
Teknik :
Çıkış Kaynağı :
Koleksiyon geçmişi :
Son Koleksiyoneri :
ESER HAK SAHİBİ
(Sanatçı, varisleri veya bu kişiler tarafından yetkilendirilmiş kişi)
Adı Soyadı :
Telefon :
Cep Telefonu :
Adres :
e-mail :
Şayet farklı bir kişiyse, telif hakları sahibi:
Adı Soyadı :
Telefon :
Cep Telefonu :
Adres :
e-mail :
ESERİN KATILMASINA İZİN VERİLEN
• Sergi (satış amaçlı)
• Sergi (sergileme amaçlı)
• Müzayede
ESER BİR SATIŞ AMAÇLI SERGİYE VERİLİYORSA
Eserin galeri satış fiyatı ……………… ( ) +KDV olacaktır.
Belirtilen rakama, galerinin satış komisyonu olan % … dahildir.
Bu satışta pay sahibi olan diğer kurum/kişinin payı %….olarak tespit edilmiştir.
Eser satışı üzerinden %… indirim yapılabilir.
Galeri İsmi :
Küratör / Direktör :
Tarihi :
Yeri :
Sigorta Bedeli :
Eser veya eserlerin sergiden sonra en geç ……… gün içerisinde sanatçı veya hak sahibine iade edilmesi
gerekmektedir.
Galeri veya kurum sergiden sonra konsinye eser elinde tutmak isterse, bu eserler EPİVERON’ları çıkarılarak
anlaşılan süre üzerinden sergi mekanına bırakılabilir.
ESER SADECE “SERGİLEMEK AMAÇLI” SERGİYE VERİLİYORSA
Galeri/Müze/Kültür Kurumu İsmi :
Küratör / Direktör :
Tarihi :
Yeri :
Sigorta Bedeli :
Anlaşmaya göre, varsa eser kira bedeli*:
Eserin alındığı andan, geri getirilip teslim edildiği ana kadar ana sorumlusu:
İsim :
Telefon Numarası :
İmza :
……………. ‘in ……………… başlıklı yapıtını sergileme amaçlı aldım. Geri getirene kadar oluşabilecek tüm
hasarlardan, eser değeri üzerinden kurumumla (bilgileri altta) beraber sorumluyum. Kurumdan verilmiş
yetkilendirilme belgesi ektedir.)
Kurum :
Yetkilendirilen kişi :
Yetkiyi veren kişi :
Lütfen el yazısı ile yazın:
Okudum, anladım.
İmza:
…………………………………………………
(Eser, şayet sanatçı değil, bir koleksiyoner veya kurum tarafından başka bir sergiye veriliyorsa, sanatçı veya
varisleri veya yetkilendirdikleri kişi haberdar edilmeli ve yazılı onay alınmalıdır.)
Sergiye Veren:
Adı Soyadı :
Telefon :
Cep Telefonu :
Adres :
e-mail :
Haberdar edilen ve onay alınan sanatçı veya varisi veya yetkilendirdikleri kişi:
Adı Soyadı :
Telefon :
Cep Telefonu :
Adres :
e-mail :
Sergileyen, eserin nasıl sergileneceği konusunda, sanatçı veya varislerinin talimatları doğrultusunda
hareket edeceğini taahhüt eder. (Örnek: “Yerde veya spot ışıksız veya yerden en az 50 cm yukarıda” gibi)
Sanatçısı veya varisi zaman aşımı nedeniyle bulunamayan eserler için bilirkişi onayı:
İsim:
İmza:
Tarih:
Eser hak sahibinin izin/imzası:
(Bakınız yukarısı)
Sergi Bitiminde:
… tarihinde ……’de sergilenmek üzere verdiğim ……… adlı eseri hasarsız olarak teslim aldım.
İsim:
A) Sanatçı B) Eser hak sahibi C) Galeri
Tarih:
İmza:
Eseri teslim eden:
ESER BİR MÜZAYEDEYE VERİLİYORSA • Eserin müzayede çıkış fiyatı kesinlikle ………………. TL ( )’nin altında olamaz.
• Bu rakam sanatçı veya varislerinin onayı olmadan belirlenemez.
• Eserin kataloğa girecek görseli ve bilgisi için sanatçı veya varislerinin onayı alınmalıdır.
(Bilgi için: Rakamın o gün Merkez Bankası tarafından açıklanan döviz alış kuru karşılığı)
Eser sahibi veya varislerinden kimin haberdar edildiği ve “orijinal aidiyet onayı” veren kişi:
Adı Soyadı :
Telefon :
Cep Telefonu :
Adres :
e-mail :
Müzayede Evinin İsmi :
Müzayede Bilgisi :
Tarihi :
Yeri :
Eseri satışa sunan şahıstan/kurumdan istenilen bilgiler:
Eserin koleksiyonuna giriş şekli (satın alma, miras, el değiştirme vs) :
Eserin koleksiyonuna giriş tarihi :
Eserin koleksiyonuna giriş bedeli :

 

 

 

CONTEMPORARY İSTANBUL 2018 İLK GÜN SOHBETİ.

Art4Critic

NOT: Bu sitenin ortak imzası olan Art4Critic bu yazı i çin Yücel Dönmez tarafından kullanıldı)

Bizim sanat dünyamızda, Yok sayma, görmeme, görüp üzerini kapatmaya çalışma ve inkar etme bir alışkanlık halini almış. Bunu Sadece ben söylemiyorum. Bugün Contemporary İstanbul’un küratörü Hasan Bülent Kahraman yakın bir zamanda Hürriyet gazetesindeki bir röportajda dile getirdi… Fakat nedense  Sayın Hasan Bülent kahraman’da ülkemizdeki sanattan bahis açılınca birkaç ismin ötesine geçemiyor. Çünkü, hazırlanmış bir liste var, alışılmış bir liste var o listenin dışına çıkmak bizim sanat piyasamızda her babayiğidin harcı değildir… Bunun nedenini ise hiç anlayamıyoruz. Zaten anlayabilsek görsel sanatlar piyasamızdaki sorunları da çözebileceğiz…

Geçmişten buyana hep söylenir, binlerce yıllık medeniyetlerimizden yola çıkarak kendi çağdaş sanatımızı yaratmalıyız diye… Oysa gelenekten çağdaşa diye bir sergi yapılır, fakat, gerçek anlamda gelenekten çağdaşa damga vurmuş olan sanatçı veya sanatçılar o sergide anılmazlar… Çünkü sergi ülkemizin sözde önemli bir müzesi tarafından gerçekleştirilmiştir üstelik de hiçbir araştırma yapılmadan…

Hatalarımızı göreceğiz ki, düzeltme yoluna da gidelim. Nedense  çevremizde hemen herkes, eleştirmekten kaçıyor ve tavsiye ediyorlar; “sakın eleştirme görmezden gel sana ne” diye ve bu yüzden kervan geçmişten geldiği gibi devam ediyor, yapılan hatalar görülmediği için de üzerine yenileri konuluyor…

Yukarıda verdiğim örneğe bir çok örnek daha katmak mümkün hem de, belgeleri ile… Konumuz Contemporary İstanbul 2018 bu yüzden fuara dönelim…

Bu yılki fuar geçen yıllardaki fuarlardan biraz daha  küçülmüş gibi gözüküyor. Buna ekonomik  durumun rol oynadığı mı yoksa, sadece satış kaygısına endekslenmiş olan fuarın, geçen yıl verdiği imaj mı neden bilinmez. Fakat bir gerçek var ki, stantlara büyük paralar ödemiş olan bazı  galeriler, Salı pazarının sanat versiyonu gibi stantları,  sanat eserleriyle boş yer kalmamacasına donattılar…

Hani şöyle  bizi heyecanlandıracak, şok edecek bir sanat eserine rastlar mıyız diye dolaşınca umut kırıklılığı yaşadık… Bir yabancı galeride, 1992 yılında Chicago’da Gallery2000Chicago’da açtığım bir sergimde yer alan metal duvar heykellerimin benzerlerini görünce şaşkınlık yaşadım ve güldüm… Elbette ki sanatçının benim o sergimden haberi yoktur. Fakat aynı şeyi hissederek 20018 yılında çağdaş bir sanat eseri gibi sunması beni mutlu etti çünkü, 26 yıl önce sergilediğim işlerimin bugünkü çağdaş sanatla örtüşmesine sevindim…

Bir yabancı galeride sergilenen duvar heykelleri.

1992 yılında Yücel Dönmez’in Chicago’da Gallery2000Chicago^da sergilediği aynı metal malzemeden yapılmış duvar heykelleri…

Bugün fuarda konuştuğum bir İngiliz galerisinin ilgilisi, Türkiyedeki görsel sanatlar için, dekoratif  yakıştırmasını yaptı ve  Vasarely bile çok kötü taklit edilmiş dedi… Çünkü imajı yanlış vermişiz… Attığımız zaman mangalda kül bırakmıyoruz. Oysa gerçekleri konuşsak ve gerçekleri desteklesek kim bilir ülkemizden ne cevherler çıkacaktır…

Nişantaşı Postası gazetesinde yer alan Hasan Bülent Kahraman söyleşisinde, Sayın Kahraman şöyle diyor, “Bugün Türkiye’de üretilen sanat, dünyada üretilen sanatların en özgünlerinden biridir. Çünkü biz batının sahip olmadığı bilinçaltımızda saklı tuttuğumuz Doğu, Bizans, İslam kültürünün mirasını sanatımıza yansıtıyoruz.”  Ben bu lafına  yüzde yüz katılmıyorum. Çünkü okullarda  genç sanatçı adayları sanki geleneksel sanatlarımızdan uzaklaştırılmak için, batılı bir güncel sanatın içine itiliyorlar. Sonra konuştuğunuzda da, sanat evrenseldir diyerek işin içinden sıyrılabiliyorlar… Eğer topyekün sanat oluşumumuzla, ülkemizin binlerce yıllık medeniyetlerinden, geleneklerinden , Bizans’tan, Hititlerden, Selçukulardan vb.  yararlanarak çağdaş sanat yapmaya kalksak görsel sanatlarda dünyayı da ayağa kaldırabiliriz… Batılı gibi yapabilmek için uğraşınca da, işte İngiliz’in dediği gibi, Vaserely’i bile taklit edemiyoruz…

Contemporary 2018’de  sanatçılara bakınca şunu düşündüm. Bir ülke ki, sanatçısı desteklenemiyor ve  sanat etkinliğinde olabilmek için, galerisine para ödemek zorunda kalıyor… Elbette burada galerileri suçlamak yersizdir. Çünkü normal bir standa ödenen para bugün herhalde 100 bin TL çok üzerinde…

Fuardaki Türk sanatçılardan çalışmaları ile ilgimi çekenleri şöyle sıralayabilirim; Burcu Erden’in ağaç yontu heykelleri, Oddviz sanatçı kolektifinin (Erdal İnci, Çağrı Taşkın,Serkan Kaptan) ilk sergisi Evanter, Mithat Şen’in mermer heykel düzenlemeleri, Ergin İnan’ın yeni portre çalışmaları (Fuarda pek göremedim. Mutlaka vardır diye düşünüyorum), Maria Kılıçlıoğlu’nun Anka Kuşu çalışması, Şükrü Karakuş’un iğne yastıkları esprisinde yaptığı özgün çalışması, Bahri Genç’in ilk kez gördüğümüz küçük çalışmaları, Mustafa Karyağdı’nın harflerle yaptığı piksel çalışması, Badri Baykam’ın, doğanın dönüştürülmesi çalışması, Fazilet Kendirci’nin Anadolu çadır uygulamasından yola çıktığı çalışması, Ferit Özşen’in Ihlara vadisi  heykel çalışma, Eda Baysal’ın ilginç portresi…

SUKRU KARAKUS GALERI BINYIL

 

 

 

CONTEMPORARY İSTANBUL BAŞLARKEN…

Art4Critic

Contemporary İstanbul bu yıl 13 defa perdesini açıyor. Acaba bu defa bir star çıkarabilir mi, bekleyip göreceğiz.

Türkiye gibi resim sanatına çok geç başlamış bir ülke olarak yapacağımız, kendi öz sanat değerlerimizi bulup ortaya çıkarmak ve dünyaya tanıtmak olmalıdır. Oysa şimdiye kadar gerek bu tür fuarlar ile gerekse, galeriler bazında sergiler veya sanat kurumları tarafından yapılan etkinlikler ile hep, işin ticari yanını ön plana çıkardık. Konu salt para olunca, sanat bir tarafa itildi ve parayı veren düdüğü çaldı misali, insanların gezerek rutin sanat görebileceği etkinliklerin dışına çıkamadık.

Elbette  yapılan sanatsal etkinlikler, fuarlar, sergiler insanların görmesi için planlanır. Fakat  nedense  şimdiye kadar bu etkinliklerden bir star çıkaramadık. Star denilince akla sineme yıldızı gibi bir star getirmek istemiyoruz. Görsel sanatlarda starlar örneğin, Richter, Picasso, Anselm Kiefer ve ortaya koydukları eserleri ile yeniyi başarmış, görsel sanatlar dünyasına bir vizyon getirmiş olanlardır. Peki bir ülkeden görsel sanatlarda nasıl starlar çıkarılabilir diye düşündüğümüzde, o ülkenin sanat piyasasının oturmuş olması, sanat adamlarının etik anlayış içerisinde ülkenin sanatını irdelemiş ve  nelerin yapılmış olduğu ve yapılmakta olduğu ile ilgili bir senteze varmış olmaları gerekmektedir. Hal böyle olunca iş o sentezleri değerlendirecek kurumlara düşmektedir. Bu kurumlar sanat piyasasının içinde bulunan, hem ülke sanatına katkı sağlayan hem de sanatçıya yol gösteren kurumlar olmalıdır. Bu kurumların başında devlet sanat kurumları, ülkenin varsa sanat müzeleri, sanat akademileri, galerileri ve sanat merkezleri gelmektedir.

Bu açıdan ülkemizi ele aldığımızda, bizim sanat piyasamızın sanat starları  çıkarmak için bir amaçları olmadığını görüyoruz. Çünkü sanat piyasamızın içinde birbirlerini seven, hürmet eden, kadir kıymet bilen ve  sanatçının kişisel popülerliğine değil de yaptığı sanatına değer veren kesimin azınlıkta olduğunu görüyoruz. Azınlıkta çünkü, böyle olmasaydı bugüne kadar mutlaka  sanat starları çıkarabilir, ülkemizin adını  sanat neonlarına taşıyabilirdik.

Bu işi hangi ülkeler başardı biliyor musunuz?  Komşumuz İran. İranlı Zenginler, İran dışında sergiler açan sanatçılarını İsviçre’deki hesaplarından destekleyerek, İran’lı sanatçılar için uluslar arası sanat piyasalarında bir  rant sağlamış oluyorlar. Bizde ise yurt dışına taşmak, ülkemiz çağdaş sanatının önünü açabilmek için çaba harcayan sanatçılar, destekten yoksun olarak etkinliklerini sürdürmektedirler. Oysa bir market değeri yaratılan sanatçıların, dünya sanat platformunda  iyi yerlere gelebilecekleri olasılığı varken bu şanstan mahrum kalmak, ülkemiz sanatının dış dünyaya gerektiği gibi açılabilmesinin önünü kesmektedir.

Şu anda Contemporaray İstanbul için heyecanlanan sanat piyasamız,  ekonomik krizin vurduğu ülkemizde, fuardan ne sinyal alabileceğinin bilmecesini yaşıyor.

Son zamanlarda  Türkiye dışındaki yabancı sanatçıların eserlerine odaklanan sanat yatırımcılarımız, yabancı sanatçılara  milyon dolarlar saçabilirken, ülkemizde  hak eden sanatçılar için ne yapıyorlar, kendilerini sorgulamalıdırlar. Sanatçımız atölyesinin kirasını vermekte zorlanırken, döviz  artışı karşısında çoğu yabancı kökenli olan sanat malzemelerine para yetiştirebilmek için de zorlanıyor. Ülkemde  bir elin parmakları kadar sanatçıya yönelmiş olan sanat piyasasında, müzayede firmaları, nedense yeni sanatçılar piyasaya sürmekte acemilik yaşıyorlar. Bunda da ülkemizde sanatın değerinden çok, kulaktan dolma bilgiler ile sanat piyasasına yönelmenin rol oynadığını düşünüyorum.

Ülkemizin önemli bir müzayede firmasının sitesinde Türk sanatçılarını dış dünyaya tanıtabilmek için çaba harcadıklarını okumuştum. Doğrudur, belli birkaç ismi yüksek fiyatlar ile gündeme getirdikleri için, dış dünyada da Türkiye’de sanatın para ettiği imajı yayılmakta fakat, o müzayedelerde dönen fiyatları, yurt dışına pazarladığımızda bulabileceğimizi hiç zannetmiyorum.

Contemporary İstanbul yeni medya ile ilgili bir bölüm oluşturmuş fakat, ülkemizde  yeni medya sanatı ile ilgili nelerin yapıldığından habersiz bu konuya daldıkları için, sınıfta kalacakları da şimdiden belli oluyor. Şu bilinmeli ki, sadece göstermelik olarak sunulanlar, ülkemiz sanatına bir katkı sağlamaz. Önce çok ca araştırılmalı, sonra yenilik insanlara sunulmalı. Geçen yıl da izlediğimiz yeni medya ile ilgili bölüm, fuarda fazla göz doldurmadı. Bı yıl ne olacak merak ediyoruz.

Bu yıl bazı sanatçıların fuara alınmadıkları kulağımıza geldi. Neden alınmadıklarını  araştırdığımızda, fuarın jürisinin kararı olduğunu öğrendik ve aklımıza acaba jüri yeterli bir jüri mi diye de geldi. Birkaç yıl Contemporaray İstanbul fuarlarına girmiş olan sanatçıların bu yıl fuara kabul edilmemelerinin nedenini Contemporaray İstanbul 2018  yönetiminin açıklaması gerektiğine inanıyoruz ki fuara, şaibe düşmesin… Seçici kuruldakilerin sanat kariyerleri hakkında fuar yönetiminin bir açıklamasını da bekliyoruz…

Temennimiz her yıl sanatın, sanatçılarımızın biraz daha mesafe kaydetmesinden yanadır. Fakat, eleştiriler de olmalı ki, mesafe kaydetmenin hızı artsın.

 

KARTAL BELEDİYESİ DÜNYA SANAT GÜNÜ SERGİSİ

DÜNYA SANAT GÜNÜ-GERÇEĞİN ÖTESİNDE KARMA RESİM & HEYKEL & SERAMİK  SERGİSİ

Harika Menteş küratörlüğünde, Kartal Belediyesi fuaye alanında açılan karma sergide, resim, heykel ve seramik sanatçıları ile, kavramsal çalışmalar yapan isimler bir araya geldiler. İlginç eswerlerin yer aldığı sergi 19 Nisan’a kadar sürecek.

 

SERGİDE YER ALAN SANATÇILAR;

Adviye Bal, Ali ayağcı, Atila Aktürk, Birol Arabacı, Büşra Arbay Özcan, Cenan Uyanusta, Duygu Bağlan, Elmas Gündoğdu Duman, GÜNER Yener, Gül Bolulu, Harika Menteş, ilgen Yılmaz, Murat Havan, Mehmet Sürmebelli, Necati Badem, Necmettin,  YağcıSalih Okmengi, lŞerif Günyar, Sevim Okmengil, Toygan Eren, Vasviye Yağcı, Zeynep Güldoğdu

  

CONTEMPORARY İSTANBUL 2017 ARDINDAN 3

Art4Critic

Contemporary İstanbul sanat fuarı sona erdi fakat rüzgarı hala devam ediyor. İzleyicilerimizden fuar ile ilgili gelen haberleri değerlendirmeye devam ediyoruz.

Contemporary İstanbul 2017 Bozlu Art Projekt standında yer almış olan fotoğraf sanatçısı Ali Çalışlar’ın balerin fortoğrafları, oldukça ilgi çekti ve hatırladığımıza göre  eserlerin hepsi satıldı.

Bir izleyicimiz Bill Wadman adında 42 yaşındaki Amerikalı bir fotoğraf sanatçısı hakkında bilgiler gönderdi ve  şaşırtıcı bir şekilde Bill Wadman ve Ali Alışır’ın eserlerinin birbirine benzediğini ifade ediyor.

Internette yaptığımız araştırmada ise, bir çok  farklı fotoğraf sanatçılarının da aynı mantıkla  fotoğraflar oluşturduklarını, Pinterstte gördük. Tamam moda olabilir bu tarz fotoğraf çekmek ama  fotoğraf sanatı açısından nasıl yorumlanır ve küçümsenmeyecek fiyatlarda pazarlanmasına nasıl tepki verilir düşünmek gerek.

Uluslararası bir fuar olan Contemporary İstanbul’da yabancı sanatçıların yaptıkları ile benzerlik gözteren eserler, nasılsa izleyicilerin dikkatlerinden kaçmıyor. Şimdi burada yorum yapma hakkını izleyicilerimize bırakıyoruz. Aynı şekilde  fuarda sergilenen yabancı sanatçılardan bazılarının işleri de, başka sanatçıların çalışmaları ile benzerlikler gösteriyordu. Bizim kaygımız  kendi sanatçılatrımızın kendilerinden, yani kendi  yaratıcı fikirlerinden yola çıkarak eser ortaya koymalarıdır. Ancak bu şekilde Türkiye görsel sanatlar dünyasında  prestij bir şekilde yerini alabilir.

Bir çok yetenekli sanatçımız, özgün işler ürettikleri halde fuarda yer bulamazken, ağır etki altında kalmış olan sanatçıları, bir yeniyi yapıyorlarmış gibi sunmanın anlamı nedir, pek bilemiyoruz.

Daha önce de bir başka izleyicimizin  gönderdiği Alican Leblebici eserinin  yabancı bir fotoğtaf sanatçısının lisanslı fotoğrafı ile birebir benzerlik ortaya koyduğuna yer verdik.

Ali Alışır eserlerinden örnekler:

Bozlu Art Projekt standında sergilenen Ali Alışır eseri

Bozlu Art Projekt standında sergilenen Ali Alışır eseri

Bill Wadman eseri.

Bill Wadman eseri.

Bill Wadman eseri.

Alican Leblebici eser Contemporary İstanbul 2017 Mixer Galeri standı.

 

Craig adlı fotoğrafçinin 1998 yılından lisanslı fotoğrafı.

“A hand squeezing a stress ball shaped like a globe of the world, 28 September 1998. The AGE Picture by CRAIG
September 28, 1998 License”

 

CONTEMPORARY İSTANBUL’UN ARDINDAN 2

Art4Critic

Contemporaryu İstanbul sanat fuarı izdiham bir kalabalığa evg sahipliği yaptı fakat, fuar arkasından konuşulacak çok şey bıraktı;

Galeri sayısı bakımından fuara katılım bu yıl  geçen yıllara göre zayıftı. Genelde bazı galeriler  yok sattılar diyebiliriz. Bunu da ülkemizde zengin kesimin daha da zenginleştiği iddialarına bağlayabiliriz. Fuara giriş ücreti konusunda  çok eleştiriler olduysa da, fuar doldu taştı.

Türkiye sanat piyasasının bir  özelliği var; giderek bazı sanatçılar fuarda yer bulamazken, fuarda yer bulabilen ve sanat yatırımcılarına birer üstün yetenek olarak lanse edilen bir çok genç sanatçının da, belki gerçek yeteneklerin önünü kestiği söylenebilir.

Internet dünyası bu açıdan ayna gibi. Kimin nereden etkilendiği ve kimin nereden kopya çektiği insanın karşısına çıkabiliyor, hemde çok kısa zamanda.

Burada şu sanatçı veya bu sanatçı diye bir ayırım yapma niyetimiz yoktur. Turkish Art Market, sanat piyasamızın hak ettiği yere ulaşabilmesi için bugüne kadar  çabalar harcadı ve bundan sonra da çabalarımız daha da artacaktır.

Ülkemizdeki bazı sanatçıları  etkilemiş olan yabancı isimlere  sadece  tanıtım açısından yer verirken, yapılması gereken yorumları da izleyicilerimize bırakıyor ve yorumlarınızı da bekliyoruz.

CONTEMPORARY İSTANBUL’DA İLGİ ÇEKEN BİR ÇALIŞMA (YORUMSUZ)

ALİCAN LEBLEBİCİ ÇALIŞMASI FUARDA MİXER GALERİDE VE SERGİ KATALOĞUNDA YER BULDU.

AŞAĞIDAKİ GÖRSELLER İSE 1998 YILINDA TELİFİ ALINMIŞ VE CRAIG İSİMLİ BİR FOTOĞRAF SANATÇISINA AİT.

 

A hand squeezing a stress ball shaped like a globe of the world, 28 September 1998. The AGE Picture by CRAIG

_____________________________________________________________________

Fuarın starı Devrim Erbil oldu. 80’inci yaş gününü de geçtiğimiz Cumartesi günü kutlayan duayen sanatçı fotoğrafta ünlü ressamlarımızdan Reha Yalnızcık ve kızı ressam, eğitimci Perincan Yalnızcık ile.

CONTEMPORARY İstanbul 2017 ardından

Art4Critic

Contemporary İstanbul sanat fuarı bu yıl izleyiciler ile dolup taştı.  Galeriler bazında katılımın geçen yıllara göre  daha az olduğunu  söyleyen ziyaretçiler, yine de  sanata susamış  insanlar için fuarı gezmenin bulunmaz bir fırsat olduğunha değindiler.

 

Çağdaş sanat fuarında yer alan eserlerden ikisi. Otomobil motoru ve hediyelik eşya dükkanlarından yabancı olmadığımız minik biblolarla süslenmiş bir  eser.

Fuarda  yapıtlar ile ilgili olarak, herhangi bir şok edici esere rastlamadığımız gibi, çağdaş sanatın giderek daha da karmaşık bir hale geldiği de hissediliyor. Çağdaş sanatın bir çıkmazda olduğu düşünülürken, daha önceleri  yapılmış olan  çalışmaların tekrarları ile, bazı sanatçıların da  belirtilen çıkmaza ışık tutmuş oldukları da göze çarpıyordu.

Görsel sanatlardaki  çarpıklıklar, sanata yatırım yapanların konuyu sorgulamadıkları nedeniyle daha da tırmanacaktır.

Bu seneki fuarın galeriler açısından verimli geçtiği ve sanat piyasasının bir yükselti içinde olduğu göze çarpıyordu.

Yerli sanat yatırımcısının, resim gibi fotoğraf sanatına ve dijital çalışmalara da ilgi gösterdiklerine değinen gözlemciler, geç de olsa bizdeki sanat yatırımcılarının teknolojik sanatı da koleksiyonları arasına katmaya başladıklarını söylüyorlar.

Fuarın son gününde adeta bir izdiham yaşandı. Yabancı ülkelerdeki müzeler önünde meydana gelen  uzun kuyrukları, Contemporary fuarında da yaşadık ve ülkemizde sanata  olan ilginin giderek daha da tırmanacağını söyleyebiliriz.

 

Galeri Binyıl sahibesi  İlknur Şanal, ses sanatçısı ve grafiker Sevil Esen ile birlikte Şükrü Karakuş ve Fazilet Kendirici eserleri önünde.

Bu yıl fuarda  Galeri Binyıl da vardı. Bir çok galerilerin katılmadığı fuara Galeri Binyılın katılmış olması, 18 yıl önce kurulmuş olan bu gelrinin ne kadar istikrarlı olduğunu da gösteriyor.  Böylece galeri hakkında uydurulmuş olan kapandı dedikoduları da çürütülmüş oldu. Galeri sahibesi İlknur Şanal, fuardaki ilgiden çok memnun olduklarını belirtirken, yurt dışı fuarlara katılmaya devam edeceklerini vurguladı. Bilindiği gibi Galeri Binyıl Art Basel  fuarı etkinliklerinde de yer alıyor.

İran’lı sanatçının eserinin kaldırılmasından sonra, stantda  kollarına Contemporary Sansür yazılmış olan bir sergi hostesi ziyaretçilere sessiz protesto sergiledi.

Geçtiğimiz yıl şaibeli eser yasaklama olayı bu yıl da  bir İran’lı sanatçının eserinin kaldırılması ile tekrarlanmış oldu. Sanata sansür mü yoksa sansasyon için mi sorularını akla getiren olay fazla ses getirmedi.

Villa Del Arte galerilerinin sahibi Marcel Huisman.

İspanya ve Hollanda’da  galerileri olan Villa del Arte galerisi sahibi Marcel Huisman, Contemporary İstanbul’un kendileri için önemli olduğunu, 25 dünya fuarının yanı sıra Contemporary İstanbul’a her yıl katıldıklarını ve gelecek yıl da fuarda olacaklarını açıkladı.