Kenar

Görsel sanatlar piyasamızda: KARA 2015 KIRİZİ.

Öne Çıkan

DUYGU YAŞAM

IMG_1198 

KRİZİN GÖRSELİ BÖYLE OLABİLİR 🙂

Emre Zeytinoğlu’nun  Murat Pulat resimleri üzerine Warhola online dergisinde bir yazısı yer alıyor :

http://warholamag.com/murat-pulatin-resimleri-uzerine/

yazıyı okuduğunuz zaman bazı alıntılar ve  ustalar tarafından söylenmiş  felsefi sözler ile güçlendirilmeye çalışıldığı görülüyor. Biz burada  konunun o felsefi(!) boyutuna değil, ülkemizde  görsel sanatlar açısından nelerin bir yeni diye anılmaya başladığından söz edelim.

genç sanatçım  önceleri Photoshop programı ile elde ettiği görüntüleri yine aynı programın filtrelerinden geçirerek dijital kopyalarını boyadı veya aynısını tuvale kopya etti adına da , çağdaş sanat diyerek sundu. Bizim  yeni yöntem galericiler de genç sanatçılarımın yaptığı bu yeniliklere balıklama dalarak, ortaya yepyeni, taze ve şimdiye kadar değerini bilemediğimiz olağanüstü(!) yetenekler çıkardılar.

Artık ülkemizde görsel sanatlar konusunda sorun kalmamıştı ve gençlerimiz bu konuyu çözüme ulaştırmışlardı(!)

Vasconcelos_Rockyjoana-vasconcelos-bull vasconcelos_rocky

Genç sanatçılar ile ilgili sergiler yapılmaya başlandı, yarışmalar düzenlendi, genç sanatçılarımızın işleri İngiltere, Dubai’ye götürüldü ve oralardan başarı(!) haberleri gelmeye başladı; sözde  satışa sunulan eserler yabancılar tarafından kapışılmış ve büyük paralar karşılığında alıcılar bulmuştu…

Uçurulan balonların havası birkaç yıl dayandıktan sonra birer, birer sönmeye başladı. Ortalığı bir sis kaplamıştı ve sis perdesi dağılınca bir de baktık ki ne balon kalmış ne de,  İngiltere, Dubai piyasası..

Bizim koleksiyonerler veya sayıları çok fazla olmayan sanat yatırımcıları, sis perdesinden faydalanarak kendilerini yabancı ülkelerdeki sanat fuarlarına atmaya başladılar. Artık yabancı sanatçılara yatırım yapmaya başladıkları gerçeği sanat piyasamızda bir ekonomik kriz yarattı…

Push-Pin-Portrait-Artwork-On-Board-5 imagesCAKZAXZO

Son bir yıldır süren sanat piyasasındaki kriz, bu arada bazı sanatçıların da  PR şirketlerini devreye sokarak krizi yenme gayretleri içinde oldukları gerçeği ile bizleri karşı karşıya getirdi; sanatçım ortaya koyduğu eserlerinin önemini yeniden,  bir takım önemli imzalar ile sunmaya başladı. Sosyal medyayı kullanarak tanıtımına daha bir önem verdi. Fakat akla getirilmeyen bir gerçek vardı, taşıma suyla değirmen fazla dönmüyordu. Her seferinde sanat piyasasında para harcayan kesimin, bir şekilde gözünü boyayan kesim etkili olamıyordu. Artık sanata yatırım yapacak olan, yabancı sanat uzmanlarının, sanat yayınlarının, sanat eleştirmenlerinin, bizim sanatçılar ile ilgili önemi ortaya koymalarını bekliyorlardı. Bu beklenti de boş çıkınca, yabancı sanatçılara yönelme fikri geçerli oldu ve galericilerden bir çoğu da listelerine yabancı sanatçılar katarak, yerli piyasayı etkilemeye başladılar.

Ben Heine - Art - portrait - Eminem 04

Peki bizden önemli sanatçılar çıkmaz mı? Bize sorarsanız bu gidişle çıkmaz çünkü, görsel sanatlar piyasasında hala alavere, dalavereler sürdükçe, önemli olacak sanatçılarımız da gümbürtüye gideceklerdir, şimdiye kadar olduğu gibi.

Sanat piyasasında  bir liste dolaştırılırsa ve o listede olmayanlar dikkate alınmazsa  ülkemizden nasıl önemli sanatçılar çıkar ki; çünkü o listede olmayan bir çok yetenekler var ve hepsi de ilgi bekliyorlar. Sanatçıyı keşfedeceksin, ilgi gösterip yatırım yapacaksın ki, ortaya önemli sanatçılar çıkabilsin. Örneğin İngiltere’de Charles Saatchi Damien Hirst için, “yürü kulum” dedi ve bugün Damien çakma bir sanatçı olduğu halde dünyada en çok kazanan ve en garip sanatçı olarak ün yaptı, Katar’a bile 50 milyon dolara eczane raflarını sattı söylentisi dolaşıyor…

main

Bizden bir Damien Hirst çıksın istyemiyoruz fakat bizde olan gerçek sanat değerlerinin de bir an önce desteklenmesini ve  sanatta dış dünyaya da sunulmasını bekliyoruz. Hadi para babaları, sanat konusunda yazanlar, medyamız, kültür bakanlığımız hep birlikte bir atak yapın da görelim.

Emre Zeytinoğlu’nun yazdığı gibi, Murat Pulat’ı çok önemli bir felsefe ortaya koymuş sanatçı gibi tanıtmak kolay da bunu sanat dünyasına kanıtlamak o kadar kolay değil… Sen Hollywood filminden, yabancı film karelerinden görüntüler al, dijital ortamda işle, sonrada üzerinde şeffaf bir maddeyle katman uygula oldu sana sanat eseri… Önce sanatın etik kurallarına da uymak gerekiyor; o kullandığın fotoğraf veya film karesi sana ait olacak veya kime aitse telifini de almış olacaksın ki hakkaniyetle bir sanat yapmış olasın.

Genç sanatçılara buradan bir tavsiyemiz olacak, “Artık Phoshop filtrelerini kullanmayı gözümüze sokarak uygulamayın ve kendinize başka yöntemler bulun. Çünkü dünyada artık o filtrelerden yola çıkarak sanat yapmayan kalmadı ve bir geleceği de yok.  Yaptığınız sanatı farklı kılabilmek için belki de çok uzun zaman çalışmak gerekecektir ve  bunu da  ekono0mik getiriler sağlar ve de ülkemizde görsel sanatlara da gerektiği gibi destek sağlanırsa ancak bu dediğimiz olur…

RH+ Sanat dergisinin genç sanatçılar yarışmasını yapmayacağı ve yapacağı yarışmada yaş sınırını kaldırdığı belirtiliyor. Bu karara saygı duymak gerekiyor. Bir ara da 40 yaşın altındaki sanatçılar çok önemli gösterilmeye çalışıldı ki bu da çok yanlıştı çünkü, 40 yaşın üzerinde, yeni sanat teknolojilerini gençlerden çok daha iyi kullanabilen, yaşlı sanatçılarımız da var ve bunları sosyal medyada da takip edebiliyoruz.

Sözde sanat yazarlarımız, PR yapmayı bırakın ve gerçek sanatçılar üzerinde de yazmaya başlayın artık; bunun için araştırın bakın önünüze neler çıkacaktır. Kolaycılığı, masa başından yazmayı bırakmak gerekiyor. İyi bir sanat yazarı iyi bir araştırma yapandır… Süslü yazılar, kendinizin bile zor anlayabileceği kelimeler yerine, daha açık ve gerçek olanları yazarsanız, hem sizi anlayacak olanların sayısı artar ve hem de yazınızı ‘kral çıplak’ kategorisine sokmaktan kurtulursunuz…

HEYKELDE YENİ KEŞİFLER Mİ, AMERİKAYI YENİDEN KEŞFETMEK Mİ…

Art4Critic

Hani ‘Amerika’yı yeniden keşfetmek’ diye bir laf vardır. Milliyet Sanat dergisi ve Kemer Country Club işbirliği ile  “Heykelde yeni keşifler” adı altında düzenlenen yarışma nihayet sonuçlandı ve acaba yeni keşifler ile nasıl heyecan duyacağımızı düşünürken, koca bir şaşkınlık oldu.

Seçilen eserlerden bazıları;

“Heykelde Yeni Keşifler” Yarışması seçici kurulu şu isimlerden oluşuyor:

Agah Uğur (Borusan Holding Yönetim Kurulu Üyesi/ Koleksiyoner),

Aslı Sümer (Artsümer Galeri Kurucusu),

Banu Çarmıklı (Sanat Yazarı/Koleksiyoner),

Derya Yücel (Küratör/Sanat yazarı),

Ebru Özdemir (Limak Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı/Koleksiyoner),

Erol Tabanca (Polimeks Yönetim Kurulu Başkanı/ Odunpazarı Modern Müze Kurucusu),

Filiz Aygündüz (Milliyet Sanat Dergisi Genel Yayın Yönetmeni),

Melike Bayık (Küratör/sanat yazarı),

Meltem Demirören Oktay (Demirören Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı),

Sabiha Kurtulmuş (Merkur Galeri Kurucusu/Sanat Danışmanı),

Seçkin Pirim (Sanatçı). – İstanbul

Yeni keşifler diye iddialı bir sloganla  yapılan yarışmanın jürisinin de, neyin yeni keşif olacağını gördüğü an keşfedecek deneyimlilerden olması gerekirdi. Fakat öyle olmadı, her zaman olduğu gibi bu yarışmada da deneyimden çok popülizmin ağır bastığını düşünüyoruz…

Neyse aklımıza takılan soru şöyle, acaba dereceye giremeyen çalışmaların içinde gerçekten yeni keşif sayılabilecek bir iş vardı da jüri bunun farkına varamadı mı? Günü geldiğinde sergilenecek olan işleri görerek bu konuda bir yorum yapabileceğiz. Gönül ister ki yarışmaya katılan tüm işleri görüp ona göre değerlendirelim.

Yarışma sonucuna bakınca, yeni keşif diye bir şey göremedim. Olsa olsa  seçilmiş yapıtlar Batının etkisinde rutin çalışmalar olarak adlandırılabilir.  Denilebilir ki, bu bir iyi niyet  göstergesidir ve genç heykel sanatçılarına da  yardımcı olmak amacı gütmektedir. O zaman böyle bir yarışmadan önce ülkemizde heykel konusunda çalışan sanatçılar saptanır ve kendilerine hiçbir ayırım yapılmadan davetiye çıkarılırdı ve de jüri, gerçekten heykel konusunda uzmanlığı olan veya görsel sanatlarda  dünyada ne olup bittiğini yakından takip etmiş bulunan isimlerden seçilirdi ki, sanat dünyasına, bunlar da bizim heykeltıraşlarımız ve  çağdaş heykel sanatında biz de varız diyebilelim.

Milliyet Sanat dergisine de bu arada bir tavsiyemiz var; lütfen açılan sergilere daha duyarlı olun ve  çağdaş sanatımıza ve de dünya çağdaş sanatına yeni bir boyut getirebilen sergileri atlamayın… Görsel sanatları paraya endeksleyen organizasyonlar ile koşmak sanatımızda  bir adım ileriye gitmemizi sağlamaz… Yani bir tarafta halkla ilişkiler şirketlerinden gelen basın bültenlerini değerlendirirken, diğer tarafta dünya çapında ilgi uyandırabilecek  etkinlikler de varsa, sahip çıkalım…

_____________________________________________________________________

ESKİ KEŞİFLERDEN ÖRNEKLER 🙂

Yeni keşif denildiği zaman gerçekten örneği olmayan bir ilkin çağrıştırıldığı anımsanır. Oysa yarışma jürisinin seçimine bakılırsa hiç de yeni keşif gözükmüyor ve benzer çalışmalar olarak çok örnekler vardır. İşte bunlardan bir kısmı;

Edoardo Tresoldi

 

ferri-farahmandi-ceramics

daveandlyn-timms

Sarkis

Kuzgun Acar

 

KÜLTÜR EMPERYALİZMİ VE GÖRSEL SANATLAR

Görsel sanatlarda çifte standart bir sanat kavramı gibi dünyayı sardı…

Duygu Yaşam

Görsel sanatlarda çağdaş sanat ve kavramsal sanat anlayışı ile, sanatta çifte standart da hayatımıza girmiş oldu. Bakıyorsunuz eski bir ustanın çalışması genç bir sanatçının eseri gibi ortalarda dolaşıyor ve sanatçısı da bir açıklama getirmek zahmetine bile katlanmıyor çünkü, kapitalizmin acımasız insan sömürüsü buna olanak veriyor çünkü sanatı alan da satan da kapitalizmin verileri ile hareket ediyor ve sanatsal değerler onlar için bir anlam ifade etmiyor. Çünkü o derece kavrama yetenekleri yok sadece para endeksli konuları kavrayabiliyor ve paranın peşinden aynen peynirin peşinden giden bir fare gibi koşturuyorlar…  Bu duruma para babası kapitalistler en çok seviniyor ve kültür emperyalizmini biraz daha körüklemek için, örneğin Jeff Koons gibi elini sürmeden sanat yapmış olan isimlere paralar yatırarak, paranın gücünü beyinlere kazımak istiyorlar ve bunda da amaçlarına ermiş durumdalar. Damien Hirst gibi sanatçılar da bu sınıfa girenlerden.

Yücel Dönmez-Protest Art- Küresel Adalet serisinden 1-Karışık Teknik 150X200 cm

(kÜLTÜR EMPERYALİZMİNE TAKILMAYAN VE TAKMAYAN BİR DÖNMEZ ESERİ)

Kapitalizmin görsel sanatlar üzerindeki para baskısı giderek sanatın da şekil değiştirmesine ve daha da anlamsızlaşmasına neden olmaktadır çünkü ürettirilen fabrikasyon objeler bir kesim sanat uzmanları tarafından kültür emperyalizmine yağ çekmek için yeni olarak kabul edilirken, gerçek sanat eleştirmenleri tarafından ise kitsch olarak kabul edilmektedir.

Kültür emperyalizminin çağdaş sanat adı altında  kabul ettiği diğer bir yanlış ise, sanatta kopyacılık ve eskinin tekrarlanması. Çünkü kültür emperyalizmini körükleyen kapitalistler, sanatın değerinin kendilerince kontrol edilebilmesini arzu etmekte ve böylece paraya köle ettikleri sanatçıları, kendi istekleri doğrultusunda sanat yapmaya teşvik etmektedirler.

Dünyanın ileri gelen sanat müzayede şirketlerinin kataloglarını yaklaşık 3-4 yıldır inceliyor ve gördüğüm gerçek karşısında hayrete düşüyorum; eserleri çok büyük paralara satılmış olan bazı sanatçıların neredeyse  aynı benzerlikteki çalışmaları bakıyorsunuz bir iki milyon dolarlara satışa çıkarılıyor. Üstelik bazı şirketler katalogda hangi sanatçıdan etkilenmiş olduğunu veya kopya ettiğini de benzer bir görsel ile belirtiyorlar ki, alıcılar üzerinde kopya olarak kabul edilebilecek işlerin, yeni bir sanat kavramı olduğu algısı yaratılmış olsun.

Bugün eli kalem, fırça tutan ve kafası sanata biraz çalışan birisi örneğin bir Richter, Kiefer gibi sanatçıların benzerlerini rahatlıkla yapabilirler. Peki o zaman sanatçının renk, leke, obje, kendisine ait felsefesi ve mesajı nerede kalıyor? Sanat okullarına da gerek yok o zaman, çağdaş sanatta herkes sanatçı ve her şey sanat kavramı var ya, herkes istediği gibi birbirinden kopya çeksin. Jeff Koons’un yaptığı gibi palyaçonun balonunu fabrikasyon olarak yaptırsın ve dünyanın her tarafına biblo sanatını yaysın…

 

Kim ne derse desin görsel sanatların da etik kuralları vardır ve bu kurallar insanın kendi vicdanından gelmektedir . Kendi eserini kendisi yapamayan görsel sanatçı istediği kadar fikir üretmiş olsun bu çok da önemli değil. Bugün sokaktaki insanı sorguladığınızda size öyle fikirler üretebilir ki sanata çevirdiğinizde o fikirleri, kim bilir ne ilginçlikler meydana çıkar…

Sanatın felsefesi ve mesajı elbette önemlidir fakat bu demek değil ki sadece sanatçı fikir ve mesaj ortaya koyabilir. Bu yüzden görsel sanatta fikir, mesaj ile birlikte sanatçının kendi becerisi, kurgusu ve gözü önemlidir. Sanatçının tarifi ile bir sanat eseri başkasına, nasıl aynı gözle yapılmış gibi ürettirilebilir ki…

Kısacası, fabrikasyon olarak yapılan objeler, asistanlara yaptırılan resimler ve ağır etki, kopya işler görsel sanatlarda bugün para etse de, yarınlarda sanat tarihinde ne diye yer alabilir düşünülmesi gerekir…

GÖRSEL SANATLARDA KAFAYI KUMA GÖMMEK VE YANLIŞ YÖNLENDİRİLEN GENÇ SANATÇILAR.

Duygu Yaşam

Geçenlerde İnstagram’da gördüğüm, Halilhan Dostal’ın paylaşımı oldukça düşündürücü,”Sosyal medyada paylaşılan hemen her iş veya ürüne atfen BAŞYAPIT ibaresi düşülmesinden, artık midem bulandı. Ya uygarlık ve sanat tarihini adam gibi okuyun yada müze gezin.”

Bence yaptığı eseri paylaşan bir sanatçı veya sanatçı adayı başyapıt olarak adlandırabilir çünkü bu onun kendi tercihidir. Siz de ya kabul edersiniz yada güler geçersiniz.  Herhalde  sayın Dostal, ikide bir müzayedelerde piyasaya sunulan başyapıtlardan bahsediyor… Bırakın sosyal medyayı, ulusal medyamızda da müzayedelerin sunduğu başyapıtlar(!) oldukça yer buluyor… Peki kim bu kararı veriyor? Ne baş yapıt, ne değil?

Müzayede firmalarını incelediğinizde, bir sanat eserine gerçek anlamda  fiyat biçebilecek bir ekpertiz olmadığını görebiliyorsunuz. Çünkü bakıyorsunuz müzayedeye bir  eser çıkmış fiyatı da oldukça yüksek gözüküyor fakat eser özgün değil. Eseri yapan sanatçının ülkemiz sanatına veya dünya sanatına bir katkı yapıp yapmadığı ile ilgili bir iddia da yok. O zaman neye göre değer biçildiği konusunda insan düşünmeye başlıyor…

GÖRSEL SANAT SESERİNE NASIL DEĞER BİÇ,İLİR?

Burada bir ince nokta var, sanatçının herhangi bir eseri ünlü birinin koleksiyonunda var ise, onu bilen  birileri de, bizde de olsun diyerek bir piyasa yaratabiliyorlar. Bu durumda ise, ilgi sadece kulaktan dolma etkiler ile oluyor ki, bu gerçek sanat piyasasında değeri olmayan bir değer biçme şekli olarak ortaya çıkıyor…

Bir sanat eserine nasıl değer biçileceği, piyasada bugün alayım yarın kar edeyim düşüncesi ile dolaşan sözde koleksiyonerler vasıtasıyla değil, gerçek sanat tarihçiler, eleştirmenler ve yazarlar tarafından belirlenebilir… Bu değerlendirme yapılırken de sanatçının nerede olduğu, nerelere girebilmişliği ve dünyanın nerelerine yayıldığı ve daha bir çok yönü ele alınmalıdır…

Ne yazıktır ki ülkemizde sanatçının emeği ehliyetsiz ekspertler(!) tarafından belirlenerek sözde piyasaya sunuluyor… Sözde piyasa dememin amacı, henüz ülkemizde sağlam bir sanat piyasasının olmaması ile ilgili. Dün sanatın kabzımallığını yapmış olanların bugün sanat çevresinde bir piyasa yaratmaya çalışmaları, aynen bugünkü sebze piyasasına döner ki zaten bugün çarpık sanat piyasasında meydana gelmiş olanda budur…

MARKALAŞMAK KENDİ KÜLTÜRÜNDEN, YAŞAM ŞEKLİNDEN DOĞAR…

Görsel sanatlarda  hala Batı’nın peşinden gitme eğilimi var ve kendi coğrafyamızı bu sanat dalında terk etmiş durumdayız…  Böyle bir oluşumdan siz marka sanat bekleyebilir misiniz? Amerikalı kendi kültüründen yola çıkıyor çağdaş sanatta. Fransız da aynı, İtalyan ve diğerleri de…

Peki biz ne yapıyoruz?  Sanatın globalleştiği söylentileri ile, bir anda kendi özümüzden koparak, Batı’ya ve dünyanın diğer coğrafyalarına yöneldik. Elbette diğer coğrafyalardan da sanatçı etkilenebilir veya yola çıkabilir de, bence, önce kendi coğrafyamızı hallettikten sonra…

Binlerce yıllık kültürümüz, sanatta beslenebileceğimiz bir geçmişimiz var ve bunları ele alarak ortaya kendi kültürümüzden, yaşamımızdan sentezler ortaya koymak varken, Batı’nın veya başka  coğrafyaların kültürlerini örnek almak  bir yerde kolaycılık olmuyor mu?

Çarpık görsel sanatlar piyasamıza bakıyorum, at izi it izini geçmiş durumda… Kimse neyi neden yaptığını düşünmüyor, sadece al-sat piyasası yaratılmış sanki altın alıp satıyoruz… Bir bakıyorsunuz düne kadar  büyük paralara satılan bir sanatçının eserleri, bugün yok pahasına pazarlanıyor. Çünkü gerçek bir sanat piyasası yok. Kör tuttuğunu misali yürüyen bir piyasadan bahsediyorum…

Soruyorsunuz, yahu o sanatçının eserleri neden bugün bu fiyattan pazarlanıyor? Yanıtı hazır, piyasası düştü… Peki gerçek bir sanat eserinin piyasası neden düşer? Çünkü ehliyetsiz eller tarafından piyasaya sunulmuştur ve sanatçıyla şamar oğlanı gibi oynamak bizim çarpık sanat piyasamızda moda olmuştur…

SANAT ESERİNİN YATIRIM RİSKİ OLUP OLMADIĞI NASIL BELİRLENİR?

Bugün piyasada dolaşan sanat eserlerinin tamamı bence risklidir. Bu risk iyiye de, kötüye de delalet edebilir… Aynen piyango gibi… Bu yüzden bir sanat eseri edinmek isteyen koleksiyoner veya sanat yatırımcısı, sanatçının kim olduğuna ve şimdiye kadar neler yapmış olduğuna, nerelere girebilmişliğine, hangi müzeler ile  ilişkisinin olduğuna, hakkında yayınlanmış eserlerinin olup olmadığına, kamusal alanlara ne kadar yayıldığına, ülkemiz dışındaki sanat çalışmalarına, ülkemiz dışında hakkında  yazılmış, yayınlanmış medya haberlerine, girebilmiş olduğu literatürlere kadar bir çok yönüne bakılmalıdır:.. Bu değerlendirmelerden pozitif olarak çıkan sonuç, o sanatçının eserlerinin gelecekte mutlaka değer kazanacağını ve şimdiden yatırım yapılmasının gelecekte risk oluşturmayacağını ve kazandırabileceğini gösterir… Bu işin matematiği de budur…

Görsel bir sanatçının özgünlüğünü ise şu şekilde ölçebiliriz; bulunduğu coğrafyadan ne kadar etkilenmiştir? Bulunduğu coğrafyaya sanatıyla ne gibi yenilik veya yenilikler sunmuştur… Etkilenmiş olduğu herhangi bir sanat veya sanatçı var mı veya  hangi sanatı veya sanatçıları etkilemiştir… Belli bir felsefesi, mesajları var mıdır…

FLORIDA’DA ÜN YAPAN İKİ TÜRK ASILLI SANATÇIMIZ

Charles Caglar Unal ve Fatoş Ünsal’ın eserleri Coral Springs muzesinde sergilendi

Duygu Yaşam

Amerika’nın Florida eyaletinde iki Türk asıllı sanatçı büyük ilgi çekiyor. national Geographic fotoğraçısı olarak bilinen Charles Caglar Unal fotoğrafları Fatoş Ünsal ise ilginç akrilik resimleri ile sanat piyasasında koleksiyonerlerin ilgisini çekiyor.

Charles Çağlar Ünal’ın eserleri aynı zamanda Boca Raton ve Coral Springs Muzesinde ve dünyanın bir çok ülkesindeki koleksiyonlarda yer alıyor.

Charles Çağlar Ünal’ın eserlerinden

20 yıldır Amerika’da yaşayan Charles Caglar Unal, Amerika’nın usta sayılan fotoğraf sanatçıları arasında yer alıyor. Unal aynı zamanda Aspen galwerinin de sanat danışmanıdır.

http://www.caglarunal.com

Charles Çağlar Ünal’ın eserlerinden

Marmara Güzel Sanatlar fakültesi mezunu olan Fatoş Ünsal, akrilik üzerine özgün çalışmalar yaptığı eserleri ile dikkatleri çekiyor. Fatoş Ünsal Miami’de Las Olas Aspen Gallery tarafından temsil ediliyor.

www. Fatosunsal.com

Fatos Unsal eserlerinden

west Fort Lauderdale, Florida’da bulunan Coral Springs muzesi, Fatoş Ünsal’ın akrilik üzerine özel teknik ile çalıştığı resimlerini sergileyerek, sanatçının müze kariyerinda yeni bir sayfa açtı.

Unsal’ın eserleri iki ay içinde, Aspen Galerinin Aspen Coloroda’da bulounan galerisinde de sergilenmeye başlayacak.

 

 

GÜLTEN İMAMOĞLU VE TOHUM SERGİSİ

DUYGU YAŞAM                                                                       

Prof. Dr. Gülten İmamoğlu duygularında yaşadıklarını renkler ile haykıran bir sanatçı. O  tuval üzerinde suyun ve boyanın aşkını işlerken aynı zamanda, içinden geçenleri de  bilinçaltı hassaslığı ile  yüzeyde yoğurmaktadır.

Yaşam nasıl ki süre giden bir döngü içerisinde her türlü rengin bir armonisiyse,  sanatçı için de yaşamın hissettirdikleri, yaşattırdıkları aslında siyah beyaz olarak başlayan bir eşitliğin, milyonlarca renk  armonisiyle  devinimi olarak, gerçeklerin yansıyan ışığıdır…

İşte Gülten İmamoğlu yıllardır çözmeye çalıştığı renkler dünyasının şifreleri ile bizlere de düşünme alanı yaratıyor. Onun renkli dünyasının içine girdiğinizde, son sergisi TOHUM da olduğu gibi, sürekliliğin mesajına ulaşıyorsunuz… O mesaj dünyanın doğası ile ilgilidir ve yaratılışın simgesidir; yaşam doğar, sürer ve sona ererken yenisi doğar ve bu süreklilik sanatçının da renkçi ve isyankar lekeleri ile, tuvalinin yüzeyinde yer alır…

Tohum sergisiyle İmamoğlu,  insanlığı tedirgin eden gen araştırmaları ile, yaşamı gerçekleştiren tohumların değiştirilme çabasına  gönderme yaptığını belirtiyor. Sanatçı “Evrenin varoluş temelinin özü tohumda gizlidir” derken,  var olmanın ve yaşamı sürdürebilmenin belli kurallara bağlı olduğunu da hatırlatmak istiyor. Siz bu kuralları bozar ve yaratanın yerini almaya çalışarak, tanrıya özenirseniz, dünyanın sonunu da hazırlamış olursunuz  mesajını, kısa bir manifestoyla da hatırlatıyor…

Görsel sanatlarda profesyonellik, ortaya konulan eserlerin neyi anlatmak istediği, felsefesi ve mesajları ile orantılıdır… Sanatçı bunu yaparken, sanattaki ustalığını, deneyimlerini ve düşünsel yeteneğini bir arada kullanmak durumundadır…  Gülten İmamoğlu’nun bu son sergisinde, ortaya koymak istediği de budur … Sanatçı bu sergisiyle post modern ve kavramsal sanatın aynı kulvarda  etkili olabileceğinin de üzerini çizmiş olmaktadır…

SAMSUNA ÇIKIŞIN 100 YILI VE ÇAQNAKKALE…

18 Mart-05 Nisan tarihlerinde Ziraat Bankası Tünel Sanat Galerisi’nde gerçekleştirilen sergide Gülten İmamoğlu, 28 eserini sanatseverlerle buluşturuyor.  Gülten İmamoğlu, “Bu sergimi, kurtuluşa ve Türkiye Cumhuriyeti’ne giden yolda ulu önderimizin Samsun’a çıkışının 100’üncü yılı anısına gerçekleştirmenin onurunu ve heyecanını yaşıyorum. Ayrıca sergimin Çanakkale Zaferi’nin yıldönümüne geliyor olması da benim için başka bir gurur vesilesi oluyor” dedi.

BU SANAT POLİTİKASI İLE TÜRKİYE’DEN GÖRSEL SANATLARDA STAR ÇIKARILAMAZ

Yücel Dönmez

Yahşi Baraz Facebook hesabından “Plastik sanatlarda star yetiştirmek” başlığı ile bir yazı paylaştı. Sayın Baraz’ın paylaşımına bir çok yorumlar yapılıyor ve bu yorumların çoğalmasının belki sorunlara ışık tutabileceğine inanıyorum…

Sayın Baraz star yetiştirmek açısından çeşitli yöntemler öneriyor… Ben de diyorum ki star kendi yeteneği ve ortaya koyduğu eserler ile  dikkat çeker ve  ülkesinin sanat dünyası da  o sanatçıyı alır dünya sanat piyasasına, yumruğunu masaya vururcasına taşır ve lanse eder. Ancak hak eden sanatçı böyle bir desteğe sahip olursa, ülkemizden plastik sanatlarda star ve starlar yetişebilir…

Sayın Baraz’ın yazısından, bir bölüm;   

 “Türkiye’de İstanbul Modern bu tür yarışmaları düzenleyebilecek kapasitededir. Nasıl ki Whitney Müzesi bienaller yapıyor ve biz oradaki genç sanatçıları tanıyabiliyorsak, İstanbul Modern öncülüğünde geleneksel hale gelebilecek, sadece genç sanatçıları keşfeden yani uluslararası bir star çıkarabileceğimiz, bilinçli bir çalışmaya girilmelidir. Bunun faydası gençlerin motive olarak eser üretmesi, koleksiyoncuların eğitilmesi ve galericilerin de yeni keşfedilen sanatçılara bir pazar oluşturmasıdır.”

Sayın Baraz neden sadece genç sanatçıları keşfedebilen bir yarışma öneriyorsunuz? Siz   ülkemizde sanat piyasasının başlamasına yol açan ilk kişisiniz, acaba  sizin  döneminizdeki sanatçıları çok iyi değerlendirdiniz de aralarından bir dünya satarı çıkaramadığınız için mi şimdi sadece genç sanatçılar arasından yeni yetenekler aransın diyorsunuz? Dermek ki size ve sizin gibi düşünenlere göre, geçmişte ve şimdi ülkemizdeki adları bilinen sanatçılar arasından dünya starı çıkabilecek yetenekte ve  tarzda bir isim göremiyorsunuz ki, sadece gençler arasında aransın diye yarışmalar öneriyorsunuz… Gençlerin teşvik edilmesine ve desteklenmelerine karşı değiliz. Fakat sadece genç sanatçılar arasından derseniz,  bahsettiğim diğer grup sanatçıları da sanki buruşturup bir yerlere atın dercesine bir anlam yüklemiş oluyorsunuz ki bu bence hem çok büyük bir haksızlık hem de henüz ciddi bir sanat piyasası bulunmayan ülkemizde sanatçılarımız için kabul edilemeyecek bir ayırımcılık olur…

Diyelim ki yarışmalar yapılmaya başlandı peki jüriyi kimler oluşturacak? Bugüne kadar köşe başlarını tutmuş ve  önemli ödüllerin bulunduğu yarışmalarda jüri üyeliği yapmış olanlar mı? Yoksa sözde sanat eleştirmenleri mi? Çünkü şimdiye kadar sanat yazarı, sanat eleştirmeni olarak adlarını listelere yazdırmış olanlardan bu işi dört dörtlük yapanına rastlayamadık da…

İstanbul plastik sanatların ülkemizdeki en önemli merkezidir ve yıllardır bu kentte etkinliklere imza atıyoruz. Kaç sanatçı acaba açtığı sergilere sanat dünyamızdaki önemli isimlerin ilgi gösterdiğini söyleyebilir… Daha yeni bir sergimiz sona erdi ve  üstelik çağdaş sanata yeni bir boyut getirdiğini iddia ettiğimiz bu sergimize, sanat yazarı olarak bildiğimiz iki isimden başkası gelmedi ve gelenlerden de sergi ile ilgili şimdiye kadar herhangi bir eleştiri görmedik… Kavramsal sanat denildiği zaman burunlarından kıl aldırmayan isimler de  sergimize teşrif etmediler. Şimdi bu gerçeklerin ışığında plastik sanatlarda ülkemizden bir star çıkarabilir miyiz sorarım sizlere…

MÜZAYEDELER SORUNU

Türkiye’de plastik sanatlar denilince akla, sanatçıdan çalıntı, dolandırılmış veya zamanında birilerine hediye eserleri bile sanatçısından teyit almadan piyasaya süren müzayede  adı altında bir çok firmalar gelmektedir ki, bu firmaların da sanat ve ya sanatçıya karşı sorumluluk ve de saygı duyan kuruluşlar olduğu konusunda ne düşünülüyor biraz araştırarak karar vermek gerekiyor…

Yani ülkemizde hangi sanatçıların eserlerinin ederleri konusunda karar verecek olan önemli bir mercii yoktur. Bu durumda eser değerlendirilirken, sanatçısının neler yapmış olduğu, nerelere girebildiği ve nerelerde sergi yaptığı, uluslar arası  sanat piyasasında ki bilinirliği, girebilmiş olduğu önemli koleksiyonlar, ödülleri, varsa sanata getirmiş olduğu yenilikleri, kavramları gibi bir çok bilgisi bir arada incelenir. Ancak bu verilerin ışığında bir sanatçının eserinin ederi saptanabilir…

Bir ülke ki, henüz plastik sanatlar ile uğraşanların bir meslek sahibi oldukları onaylanmamış…

Bir ülke ki, sanatla yaşamayı seçmiş ve bu konuda ömrünü sanat eğitimi için harcamış olan insanlarına karşı duyarsız ve saygınlık uyandırmaktan uzak bir sanat piyasasına sahip…

Bir sanat piyasası ki, ortada olan küçük bir sanat pastası için olmayacak entrikalara giren, ülkesinin önünü açabilecek sanatı ve sanatçıyı keşfetmek yerine kendi ceplerini düşünen kötü niyetlilerle dolu…

ŞİMDİ GELİN SİZ BÖYLE BİR OLUŞUMUN İÇERİSİNDEN PLASTİK SANATLARDA DÜNYA STARI ÇIKARIN! ÇIKARABİLİR MİSİNİZ…

baraz

YAPAY ZEKA ve SANAT

 Müberra BÜLBÜL                                             

Sanat, teknolojinin insanın yaptığı tüm rutini üstleneceği bir zamanda, kişinin yeni anlamlarını ve bireyin toplumdaki rolünü sunmak ister. Ayrıca, insanların ekonomik ilişkilerinin nasıl değişeceğini, bir kişi ile bir makine arasındaki farkın ne olacağını ve hangi tarafın bir avantajı olacağını araştırmak gereklidir. Teknoloji insanlığın sorunlarını çözebilir mi? Zamanımızın büyük ölçekli konularını kavrayabilmek ve insanlığın teknolojik tekillik döneminin sonunda nerede olacağını ve bu yollardan birinin fütürist bir çıkmazla sonlanmayacağını hayal etmeliyiz.

Sanat, yaratıcı düşüncenin anlamını, düşünen, tasarlayan ve üreten bir kişinin öncüsü olarak ortaya çıkar. Sanatçı, küresel ekonomiyi zaten etkileyen teknolojiler alanındaki hızlı değişimleri anlamak için yaratıcı endüstrilerin sadece sinerjisinin ön şartı yaratacağını düşünerek eserler ortaya koymalıdır.

Sanatta en önemli şeyin yaratıcılık olduğunu bilmekteyiz. Tanrının özelliği ‘yaratıcılık’ insanoğluna da yansımıştır. Dijital dünyanın, teknolojinin ve makinelerin insanlara ve dünyaya cevap vermesini beklerken şu soru da akıllara gelmektedir: “Bu makineler yaratıcı olabilir mi? Yapay zeka sanat yapabilir mi?”  Yaratıcılık kavramı başlı başına kompleks bir yapıdadır. İçinde ‘estetik’, ‘ilham’, ‘öngörü’, ‘merak’ gibi soyut anlamlar vardır. Yaratıcı ürünler ortaya koymak için bilgi ve birikim de gerekmektedir. Bu bilgi ve birikimler, çeşitli deneyim ve öngörüler birleştiğinde yeni şeyler ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple yapılan ilk AI (Artifical Intelligence) ürünleri eski bilgilerin, fikirlerin ve görsellerin üzerine entegre edilmiş yeni görsel ürünlerdir. Bilgisayar bilimi ve AI sisteminde ‘derin öğrenme’ gelişim gösterirken bilgisayarların gerçek bir sanat eseri üretebileceği düşünüldü.

Üstteki AI üretimli portre çalışması ilk kez açık artırma ile satışa sunulmuştur. Beklentilerin altında satılan kurgusal Belamy ailesinin bu portresi bir dizi algoritma ile yapay sanat olarak yaratılmıştır. Bu tür çalışmalar beraberinde ticareti de tetiklemiştir. Artık galeriler yapay zeka sanatını piyasaya sürerek para kazanma yollarını seçmektedir.

Makine mühendisliği gelişme gösterirken yapay zeka ile yaratılan sanat için makineler eğitilmektedir. New Jersey’deki Rutgers Üniversitesinden Prof. Ahmed Elgammal “15’inci yüzyıldan 20. yüzyıla kadar uzanan bir zaman çizgisinden sıyrılan Batı resimlerinin 80.000’den fazla sayısallaştırılmış görüntüsünü besleyerek algoritmasını eğitmiştir”. Onun eğittiği yapay zeka aşağıdaki gibi soyut eserler ortaya koymuştur. Bu da Elgammal’a göre sanatın olağan ilerleyişinde soyuta doğru bir gidişat olduğudur.

AICAN Koleksiyonu, 2017

Gazeteci yazar David Pogue, “Peki, bu resimlerden birinin sanatçısı kim? Bu programcılar mı? Bu yazılım mı?” diye sorduğunda Profesör Elgammal “Bence her ikisini de düşünüyorum. Çerçeveyi oluştururken kendimi sanatçı olarak görüyorum. Makinenin kendisi olasılıkları araştırdı ve bana cevap verdi. Böylece, makine yaratıcı sürecin bir parçası oldu” cevabını vermiştir.

 

GÖRSEL SANATLAR DÜNYASINDA KÖTÜ NİYETLİLİK VE SAHTECİLİK…

Duygu Yaşam

Görsel sanatlar dünyamız belki de son 10-15 yıldır tarihinde hiç yaşanmamış bir kötü niyetlilik ve sahtecilik sergilemektedir…

Sanat piyasasına bakıyorsunuz, başta müzayedeler olmak üzere, bir çok galeriler, adlarına küratörü yakıştıran bazı kişilikler, bazı sanat yazarları,  olmayan eleştirmen dünyamızda eleştiriye soyunan bazıları sanki hep birlikte görsel sanatlar dünyasında kötü niyetlilik sergilemektedirler… Sanatçıların önünü kesmeler, görmezden gelmeler, bir sanatçının adının geçtiği yerde, burun kıvırmalar, asılsız dedikodular üretmek…  Bütün bu saydıklarımı yaşamayan sanatçı sanki yok gibi…

Sanatçıların pastadan pay almalarının önünü kesebilmek için, kıskançlıklarını her fırsatta  sergileyen bu tiplemeler, üstün sanat bilgileri(!) ile, sanat piyasasındaki koleksiyoncuları etkilemeye çalışmakta ve sanatçının arkasından komplekslerini kusmaktadırlar…

SAHTECİLİĞE KARŞI EPİVERON…

UPSD (Uluslar arası Plastik Sanatlar Derneği) EPİVERON uygulamasını sanat dünyamıza armağan ederek, bir nebze de olsa  görsel sanatlar dünyamızdaki kötü niyetlilerin önünü kesme eylemini başlatmıştır… Bundan böyle, elinde sanat eserinin EPİVERON’u olmayan  sözde sanat satıcısına koleksiyonerin güven duymaması gerekmektedir… Koleksiyoncunun  EPİVERON’u umursamaması ise kendisine gelecekte  bir risk doğurabilecektir…

Batı ülkelerinde sertifikası olamayan sanat eserine sanat yatırımcısı ilgi duymaz. Çünkü sertifikasız olan sanat eseri, sahte, çalınmış, sanatçıdan dolandırılmış olabilir ve sanatçı da haklı olarak o eserin arkasında durmaz…Şaibeli bir sanat eserinin değeri ne olabilir ki, istenildiği kadar iddia edilse de, sanatçının sahip çıkmadığı eseri  sanatçıya ait değildir…

Ülkemizdeki duyarlı koleksiyoncular sanat eserini aldıkları sanatçıyla eserin önünde fotoğraf çektirerek bugüne kadar, elde ettikleri sanat eserinin sahte veya şaibeli olmadığını kanıtlama yoluna gittiler. Bundan sonra ise, EPİVERON’a ehemmiyet vererek, gelecekteki mirasçılarına, dört dörtlük bir koleksiyon bırakmış olacaklardır…

Görsel sanatlar dünyasına, Dünya Sanat Gününü  armağan ederek, resmen onaylattıran Bedri Baykam, EPİVERON uygulamasını  sanatçıların da duyarlılıkları ile  gerçekleştirerek, bu defa Türk sanat piyasasında önemli bir adımın atılmasında öncülük etmiştir…

 

 

MODERN İNSAN SAHİP OLDUĞU SANAT ESERİ İLE ÖLÇÜLÜR…

Orijinal sanat eserlerine sahipseniz, marka kişiliksiniz…

Duygu Yaşam

Modern insanın tarifinde, yaşayışı, giyinişi, beslenmesi ve sosyal faaliyetlere karşı duyarlığı önem kazanmaktadır. Modern insan mutlaka kitap okur, sinemaya, tiyatroya karşı ilgilidir ve müzik kültüründe klasik müziğe karşı da yer vardır…

Giydiğiniz bir gömleğin nasıl ki marka olmasına dikkat ediyorsanız, evinize çağırdığınız bir misafiriniz, evinizde, sahip olduğunuz orijinal bir sanat eserini gördüğü zaman, sizinle ilgili olarak, modern ve entelektüel, sosyal, yüksek değerlere karşı duyarlı olduğunuz düşüncesine varacaktır…

Rahmetli Sakıp Sabancı, yurt dışında  önemli işadamlarıyla buluştuğu zamanlarda yabancı iş adamlarının kendisine önce, sanat koleksiyonlarını gösterdiklerine ilk zamanlarda bir anlam veremediğini belirtmiştir.  Sonradan, sanat eserlerine sahip olmanın, bir yüksek düşünce, yaşam ve kültürel anlamda önemli olduğunu kabul eden Sakıp Sabancı, ülkemizde sanatsal açıdan katkılara yer vererek, sanat koleksiyonculuğunun gelişmesine katkı sağlamıştır…

Bugün Türk sanatında Sabancı ailesinin önemi büyüktür… Aynı anlamda ülkemizde  Eczacıbaşı, Koç, Elgiz ailesi gibi çağdaş sanatımıza yatırımlar yaparak, ülkemizde sanatçı bir kuşağın gelişmesine katkıda bulunan aileler, gelecekte  sanat tarihimizde de yer alarak, isimlerini ölümsüzleştirmiş olacaklardır…

Ne var ki ülkemizde çağdaş sanat alanında  gerçek bir koleksiyonculuk yerine, çarpık bir müzayede anlayışlı ile, sanat eserinin al-sat’çılığı anlayışı yerleştirilmeye çalışıldı.., Sanki bugün alınacak bir sanat eseri ile kısa zamanda büyük paralar kazanılacağı imajı yaratılarak, sanata yatıracak parası olanlara, bir sanat borsası anlayışı aşılanmaya çalışıldı… Oysa bu anlayış modern ülkelerdeki sanat  severlik, koleksiyonculuk ve sanat yatırımcılığı ile bağdaşmayan bir stil ortaya koydu ki, bu baştan beri yanlış bir uygulamaydı…

Ülkesinin sanat alanında  önünün açılmasını düşünenler, evlerine orijinal sanat eserleri sokarak, günümüz gereksinmelerinden birini de gerçekleştirmiş olacaktır… Örneğin bir eve  misafir gidiyorsunuz ve kabul edildiğiniz salonda sanat zevkinizi tetikleyecek bir orijinal sanat eseri yok. Belki gözünüze ucuz bir iki poster yansıyacaktır o kadar…

Başka bir eve gittiğinizi düşünün, daha kapıdan girer girmez, orijinal sanat eserleri sizi karşılıyor ve dikkat kesiliyorsunuz… Kabul edildiğiniz salonda  devasa bir orijinal tablo, köşede bir standın üzerinde duran ilginç bir heykel ve birkaç orijinal  resimler… O ortamda nasıl bir duygu içinde olacağınızı düşünün…

Veya  çok zengin bir ev fakat çok pahalı mobilyaların dışında herhangi bir sanat eseri yok… Veya  sanat eseri adına  fabrikasyon olarak üretilmiş Çin malı değersiz bir poster  tablo, imitasyon çiçekler…

Amerika’da evlerde mutlaka orijinal bir sanat eseri veya özgün baskı, kağıt işler, sanatsal fotoğraflar görmek mümkün.  Amerikalı evindeki sanat eseri koleksiyonuna, kısa zamanda para edecek gözü ile bakmaz. Sanat eserinin evinde bulunmasının bir kültür zenginliği olduğunu bilir ve sevdiği için alır…

Amerika’nın  zenginleri ise, sanat koleksiyonları ile övünür ve  sohbetlerinde mutlaka sanatsal detaylardan da bahsederler…  Dünyanın ileri diğer bölgelerindeki anlayış da bundan farklı değildir…

Gerçek sanat koleksiyoncusu ve sanata yatırımı düşünen  ülkemiz insanlarına şu tavsiyem olacaktır; sanat eserini yatırım amacı ile düşünüyorsanız, kentin dışında alacağınız bir arsa gibi düşünün. Günü geldiğinde o arsa yerleşim bölgesi içinde kaldığı zaman,  nasıl ki ailenize büyük katkı sağlayacaktır, sanat eserine de aynı mantıkla yatırım yaptığınızda,  çocuklarınıza, ailenize iyi bir yatırım yapmış olacaksınız…

Seçeceğiniz sanatçının  eserini beğeniyorsanız başka bir şey araştırmanıza gerek yoktur. Sevdiğiniz eserleri alın ve sanat zevkinizi yaşayın…

Gelecekte  değeri artacak açıdan sanatçıyı düşünerek sanat eseri alacaksanız, sanatçının  nerede bulunduğunu, sanat geçmişini, nerelere kabul görmüş olduğunu, uluslar arası müze ilişkilerini, girdiği koleksiyonları, eserleriyle ortaya koyduğu farklılığı, girmiş olduğu literatürleri gibi bilgilere ulaşarak  kararınızı verebilirsiniz…

Unutmayınız ki, ülkemizdeki sanatçıların eserlerinin  değerleri, müzayedelerin belirledikleri fiyatlar ile  uzaktan yakından ilgili olamaz… Bir sanatçının  eserinin ederi, o sanatçının sanat yaşamında elde ettiği başarılar ve geleceğe  kalması ile ilgilidir…

Seramik sanatçısı Şebnem Kantoğlu Anadolu ilhamlarını Kiev’den evrenselleştiriyor

HABER • KÜLTÜR-SANAT

14 yıldır Ukrayna’da yaşayan Ukrayna’nın bilindik Seramik Sanatçılarından Şebnem Kantoğlu ile seramik sanatı,… Ukrayna Seramik sanatı ve sanatçıları üzerine gerçekleştirdiğimiz söyleşi…

Türk sanatçılar her zaman yurt dışında itibar görürler bu yeni bir durum değil, uzun yıllardır böyle. Bunun birkaç nedeni var. Bunlardan en önemlisi Anadolu kültürü ve onun mirasının yerel değil evrensel niteliği.

Yani büyük tarihi kültürel bir mirasın üzerinde yaşıyoruz. Batı ve doğu arasında her türlü etkileşime açık kimi Türk sanatçılar da bu nedenle eserlerinde bu kültürler arasındaki köklü ilişkilerden yola çıkıp yeni sanatsal etkilere neden olabiliyorlar.

Gene bu yüzden kimi Türk sanatçılar farklı görme biçimlerini mevcut sanat kavrayışına katarak yeni üsluplar yaratmakta hiç zorlanmıyorlar. Tarihin bir ilham nesnesi olarak kullanılması  sanatçılar için yeni bir durum değil.  Bu “ne var bunda canım” “duvara kazılı otantik yada etnik desenlerin tekrarı” diyerek eleştirilecek bir hadisede değil.

Bizim 1000 yıldır üzerinde ‘durduğumuz’ büyük sanat ve kültür mirası da canlı bir varlık gibi, kendisini sanat ve kültürle tanıştırmak isteyen yeteneklerin, ilhamlarla dolu sandık kapağını kaldırmasına izin veriyor.  Şebnem Kantoğlu’da bu sandığın kapağını kaldırmış olanlardan.

Bu nedenle olsa gerek, 14 yıl önce  ’e yerleşen Şebnem Kantoğlu’nun yeteneklerini ve aldığı ilhamları aktarma üslubunu,  sanat camiasının keşfetmesi hiç zor olmamış.

Seramik konusunda pek çok yetenekli sanatçı yetiştiren ve oldukça tutucu Ukrayna sanat camiasında “bir yabancının”yer edinmesi ve ’de çok az bilinmesi benim açımdan oldukça şaşırtıcı. Fakat bir taraftan da anlaşılır. Çünkü sanat onun yaşam öyküsünün doğal bir parçası. Kendisi de sohbet boyunca “sırf sanat yapıyorum” diyen bir kimlikle kendini ifade etmedi.
Bence sanatçının kendini sadece sanatla tanımlamaması da önemli bir vurgu.

Galiba, bu yüzden kolaylıkla Slavların en derin kültürel katmanlarından yerel etkiler, farklı coğrafyalar ve sanat fikirleri evrensel bir bakış açısı ile buluşmak için onun atölyesine bir senteze varmak için rahatlıkla girebiliyor. Demek ki orada herşey bir doğal bir cereyanla gerçekleşiyor.

Seramik sanatçısı Şebnem Kantoğlu, Gerçekten de Slavların en derin tarihsel kültürel katmanlarında kendini ifade biçimi olarak seramikçiliğin oldukça önemli bir yere sahip olduğunu sohbetimiz boyunca bir kaç kere ifade ediyor. Bize Poltova gibi seramikleri ile ünlenmiş Ukrayna kentlerinden bahsediyor.

Kantoğlu’nun eserlerine ilgi sadece Ukrayna ile sınırlı kalmıyor, Kiev’e ziyarete gelen sanat severler onun eserlerini dünyaya taşıyorlar. Peki nereden erişiyorlar Şebnem Kantoğlu’nun eserlerine. Şebnem Kantoğlu’nun eserlerine Kiev’in sanat galerilerinde ve ünlü butiklerinde. Bizde ismini aynı yolu takip ederek keşfediyoruz.

Belli ki o sadece eserleri ile ilgileniyor. İsmi ise kıyısında yaşadığı  tarafından yavaş ve düzenli bir şekilde taşınıyor.
Kantoğlu’nun Ukrayna Kiev’deki seramik atölyesinde sanat deneyimlerini aktarma çabası da ilgi buluyor. Şebnem Kantoğlu’nun, Kiev’deki atölyesi bu yüzden dünyanın pek çok ve ülkesinden insanların seramik öğrendiği yeteneklerini geliştirdiği bir okula dönüşmüş.

Tıpkı bir zamanlar Ustası Sergei Kozak’ın yaptığı gibi.

Şebnem Kantoğlu’nun yeteneklerinin farkına varan Ukraynalı Dünyaca ünlü Seramik Ustası Sergei Kozak.

Sergei Kozak bir sohbetinde şöyle diyor “Usta seramikçilerin problemleri diğer sanatçıların problemleriyle aynı. Her şeyden önce, kendinizi bulun ve geçin.”

Sergei Kozak henüz erken sayılabilecek yaşta 5 yıl önce yaşama veda etmiş… Şebnem Kantoğlu Sergei Kozak’tan bahsetmeye başlayınca onun atölyesinde iki yıl bulunmuş olmanın gururunu ve  onun eksikliğinin üzüntüsünü birlikte hatırladığını anlıyoruz.

“Ukraynalılar figür ve motifleri seviyor ve kullanmaktan keyif alıyor.”  Zaten sanat konusunda dünyada önemli etkilere sahip ülkelerden biri. Diğer batı toplumları gibi eğitimlerinin bir parçası olarak aileler çocuklarının erken yaşlarda bir estetik kavrayış geliştirmesi için çaba sarf ediyorlar.

Kendisine karşı Ukraynalıların yaklaşımını sorunca cevaben Şebnem Kantoğlu: O da tüm sanatçıların üzerinde ortaklaştığı sanatın evrensel bir dile sahip olduğunu tekrar ediyor. Ancak bu doğrunun sanatçı içinde geçerli olduğunu söylüyor. Bu yüzden kendisini aynı zamanda bir Ukraynalı gibide görüyor.
Ukraynalı sanat severlerin ifadesiyle Şebnem Kantoğlu Ukraynalı ruhu ile özgün Türk seramikleri tasarlıyor …

Şebnem Kantoğlu ifade biçimleri: İçgüdüsel yerleştirmeler ve “Su” etkileri

Kendisi ile su üzerine konuşuyoruz. eserlerindeki ortak dilin su olduğu üzerine…
Söz konusu olan seramik olunca biçimlendirme süreci seramağin temeli diyebiliriz. Şebnem Kantoğlu’nun eserlerindeki akışkanlık hem seramiğin hemde kendisinin su ile ilişkisinde gizli olabilir.
Zaten seramik sanatındaki temel tezat kilin perdelediği “su ve ateş” ilişkisi. Suyun kendi bünyesine ateşi kabulü ancak bu halle mümkün. Haklı olarak çoğu kez ateşe ustalık etmekle tarif edilen seramikçiiliğin öte yandan nihayi amacının suyun zarefetini taşıyabilecek işlevsel formaları keşfetmek üzerine olduğuna dair sohbet.
Seramiğin sanatsal biçimlendirilmesinde yani işlevin bir sanat yapıtı haline dönüştürülmesinde Şebnem Kantoğlu’nun şimdiye değin geleneksel figürlere yeni etkiler kattı.

Biçim Bozma formları deforme etme ve nesneleri canlandırmada ‘Küf’

Yeni biçimler yaratmada alışıla gelmiş biçimleri bozma Şebnem Kantoğlu’nun sanat yapıtlarında öne çıkıyor.  Sanatçının bu biçim bozmalarında doğanın kendi aşındırıcılarının  ve canlandırıcılarının etkilerini görebilirsiniz.

Bir Amerikalı sanat severin onun eserleri hakkında şöyle yazmış “Şebnem’in çalışmalarında, çamur, sır ve basit formlarla ruhu olan eserler yaratıyor. Seramiklerinin herbirinde yaratıcılığını ve tutkusunu hissedebilirsiniz.”

Kiev izlenimleri Seramik Sanatçısı “Şebnem Kantoğlu ile tanışmak”
Söyleşi: Gökmen Aldoğan

www.tuanet.eu