Kenar

Görsel sanatlar piyasamızda: KARA 2015 KIRİZİ.

Featured

DUYGU YAŞAM

IMG_1198 

KRİZİN GÖRSELİ BÖYLE OLABİLİR 🙂

Emre Zeytinoğlu’nun  Murat Pulat resimleri üzerine Warhola online dergisinde bir yazısı yer alıyor :

http://warholamag.com/murat-pulatin-resimleri-uzerine/

yazıyı okuduğunuz zaman bazı alıntılar ve  ustalar tarafından söylenmiş  felsefi sözler ile güçlendirilmeye çalışıldığı görülüyor. Biz burada  konunun o felsefi(!) boyutuna değil, ülkemizde  görsel sanatlar açısından nelerin bir yeni diye anılmaya başladığından söz edelim.

genç sanatçım  önceleri Photoshop programı ile elde ettiği görüntüleri yine aynı programın filtrelerinden geçirerek dijital kopyalarını boyadı veya aynısını tuvale kopya etti adına da , çağdaş sanat diyerek sundu. Bizim  yeni yöntem galericiler de genç sanatçılarımın yaptığı bu yeniliklere balıklama dalarak, ortaya yepyeni, taze ve şimdiye kadar değerini bilemediğimiz olağanüstü(!) yetenekler çıkardılar.

Artık ülkemizde görsel sanatlar konusunda sorun kalmamıştı ve gençlerimiz bu konuyu çözüme ulaştırmışlardı(!)

Vasconcelos_Rockyjoana-vasconcelos-bull vasconcelos_rocky

Genç sanatçılar ile ilgili sergiler yapılmaya başlandı, yarışmalar düzenlendi, genç sanatçılarımızın işleri İngiltere, Dubai’ye götürüldü ve oralardan başarı(!) haberleri gelmeye başladı; sözde  satışa sunulan eserler yabancılar tarafından kapışılmış ve büyük paralar karşılığında alıcılar bulmuştu…

Uçurulan balonların havası birkaç yıl dayandıktan sonra birer, birer sönmeye başladı. Ortalığı bir sis kaplamıştı ve sis perdesi dağılınca bir de baktık ki ne balon kalmış ne de,  İngiltere, Dubai piyasası..

Bizim koleksiyonerler veya sayıları çok fazla olmayan sanat yatırımcıları, sis perdesinden faydalanarak kendilerini yabancı ülkelerdeki sanat fuarlarına atmaya başladılar. Artık yabancı sanatçılara yatırım yapmaya başladıkları gerçeği sanat piyasamızda bir ekonomik kriz yarattı…

Push-Pin-Portrait-Artwork-On-Board-5 imagesCAKZAXZO

Son bir yıldır süren sanat piyasasındaki kriz, bu arada bazı sanatçıların da  PR şirketlerini devreye sokarak krizi yenme gayretleri içinde oldukları gerçeği ile bizleri karşı karşıya getirdi; sanatçım ortaya koyduğu eserlerinin önemini yeniden,  bir takım önemli imzalar ile sunmaya başladı. Sosyal medyayı kullanarak tanıtımına daha bir önem verdi. Fakat akla getirilmeyen bir gerçek vardı, taşıma suyla değirmen fazla dönmüyordu. Her seferinde sanat piyasasında para harcayan kesimin, bir şekilde gözünü boyayan kesim etkili olamıyordu. Artık sanata yatırım yapacak olan, yabancı sanat uzmanlarının, sanat yayınlarının, sanat eleştirmenlerinin, bizim sanatçılar ile ilgili önemi ortaya koymalarını bekliyorlardı. Bu beklenti de boş çıkınca, yabancı sanatçılara yönelme fikri geçerli oldu ve galericilerden bir çoğu da listelerine yabancı sanatçılar katarak, yerli piyasayı etkilemeye başladılar.

Ben Heine - Art - portrait - Eminem 04

Peki bizden önemli sanatçılar çıkmaz mı? Bize sorarsanız bu gidişle çıkmaz çünkü, görsel sanatlar piyasasında hala alavere, dalavereler sürdükçe, önemli olacak sanatçılarımız da gümbürtüye gideceklerdir, şimdiye kadar olduğu gibi.

Sanat piyasasında  bir liste dolaştırılırsa ve o listede olmayanlar dikkate alınmazsa  ülkemizden nasıl önemli sanatçılar çıkar ki; çünkü o listede olmayan bir çok yetenekler var ve hepsi de ilgi bekliyorlar. Sanatçıyı keşfedeceksin, ilgi gösterip yatırım yapacaksın ki, ortaya önemli sanatçılar çıkabilsin. Örneğin İngiltere’de Charles Saatchi Damien Hirst için, “yürü kulum” dedi ve bugün Damien çakma bir sanatçı olduğu halde dünyada en çok kazanan ve en garip sanatçı olarak ün yaptı, Katar’a bile 50 milyon dolara eczane raflarını sattı söylentisi dolaşıyor…

main

Bizden bir Damien Hirst çıksın istyemiyoruz fakat bizde olan gerçek sanat değerlerinin de bir an önce desteklenmesini ve  sanatta dış dünyaya da sunulmasını bekliyoruz. Hadi para babaları, sanat konusunda yazanlar, medyamız, kültür bakanlığımız hep birlikte bir atak yapın da görelim.

Emre Zeytinoğlu’nun yazdığı gibi, Murat Pulat’ı çok önemli bir felsefe ortaya koymuş sanatçı gibi tanıtmak kolay da bunu sanat dünyasına kanıtlamak o kadar kolay değil… Sen Hollywood filminden, yabancı film karelerinden görüntüler al, dijital ortamda işle, sonrada üzerinde şeffaf bir maddeyle katman uygula oldu sana sanat eseri… Önce sanatın etik kurallarına da uymak gerekiyor; o kullandığın fotoğraf veya film karesi sana ait olacak veya kime aitse telifini de almış olacaksın ki hakkaniyetle bir sanat yapmış olasın.

Genç sanatçılara buradan bir tavsiyemiz olacak, “Artık Phoshop filtrelerini kullanmayı gözümüze sokarak uygulamayın ve kendinize başka yöntemler bulun. Çünkü dünyada artık o filtrelerden yola çıkarak sanat yapmayan kalmadı ve bir geleceği de yok.  Yaptığınız sanatı farklı kılabilmek için belki de çok uzun zaman çalışmak gerekecektir ve  bunu da  ekono0mik getiriler sağlar ve de ülkemizde görsel sanatlara da gerektiği gibi destek sağlanırsa ancak bu dediğimiz olur…

RH+ Sanat dergisinin genç sanatçılar yarışmasını yapmayacağı ve yapacağı yarışmada yaş sınırını kaldırdığı belirtiliyor. Bu karara saygı duymak gerekiyor. Bir ara da 40 yaşın altındaki sanatçılar çok önemli gösterilmeye çalışıldı ki bu da çok yanlıştı çünkü, 40 yaşın üzerinde, yeni sanat teknolojilerini gençlerden çok daha iyi kullanabilen, yaşlı sanatçılarımız da var ve bunları sosyal medyada da takip edebiliyoruz.

Sözde sanat yazarlarımız, PR yapmayı bırakın ve gerçek sanatçılar üzerinde de yazmaya başlayın artık; bunun için araştırın bakın önünüze neler çıkacaktır. Kolaycılığı, masa başından yazmayı bırakmak gerekiyor. İyi bir sanat yazarı iyi bir araştırma yapandır… Süslü yazılar, kendinizin bile zor anlayabileceği kelimeler yerine, daha açık ve gerçek olanları yazarsanız, hem sizi anlayacak olanların sayısı artar ve hem de yazınızı ‘kral çıplak’ kategorisine sokmaktan kurtulursunuz…

Sanata olan ilgisi İmamoğlu efsanesini daha da büyütüyor…

ART4CRITIC

Antıka ve Sanat fuarını ikinci gününde de ziyaret eden İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, sanatın toplumların vazgeçilmez bir  parçası olduğu bilincini taşıdığını, bir kez daha göstermiş oldu…

İmamoğlu, fuarın ikinci günü akşam saat 20:00 de galerileri ziyaret ederek, eserleri yakından inceledi ve görsel sanatlarımızın bugünkü durumu hakkında bilgileAvrupa Kültür Başkenti İstanbul’da İmamoğlu’nun sanata olan ilgisi, vatandaşlar ve sanat kesiminde büyük ilgi uyandırırken, İstanbul’un gelecekteki sanatsal gelişmesinin de sinyallerini vermeye başladı… 

İmamoğlu Yahşi Baraz ile.

BGörsel sanatlar konusunda dünya sanat platformuna bugüne kadar bir türlü girmemiş olmamızın nedenini, sanatçıların desteklenmesi konusunda  yetersiz kalınmasına bağlayan bazı sanat uzmanlarımız, İBB desteği ile  Türkiye’nin görsel sanatlarda önünün açılabileceğine ve  dünya sanat platformuna açılabilecek yetenek ve üretimde başarı ortaya koyabilen sanatçıların, desteklenerek dünya piyasasına sunulabileceğine değiniyorlar…

Yahşi Baraz Ekrem İmamoğlu’na görsel sanatlarımız ile ilgili bazı bilgiler verdi. 

Türk siyasetine bir efsane gibi girmiş olan Ekrem İmamoğlu’nun ülkemizde siyaset adamı anlayışını tamamen değiştirebileceği görüşü, önem kazanmaktadır.

Bu durumda geleceğin siyaset bilincinin, Ekrem İmamoğlu kriterlerinde olabileceğini şimdiden hissedebiliriz…

ANTİKA VE SANAT FUARI GELECEĞE ÜMİT VERDİ

Bu yıl ilki yapılan Antika ve Sanat fuarı, gelecekte daha da seçici bir tavır ile uluslararası katılımcıların getirilmesi konusunda organize edilebilirse, Contemporary İstanbul fuarına  önemli bir alternatif olacağını şimdiden söyleyebiliriz…

Galeri Baraz standından.

Fuara katılan galerileri samimi bulurken, katılmayanların da neden katılmamış olduğu konusunu bir türlü anlayamadık. Oysa ülkemizdeki en küçük bir sanat etkinliğinin bile desteklenmesi sanatçı bir kuşak yetiştirebilmemiz açısından önem taşımaktadır…

İlk günü çok kalabalık bir ziyaretçi akınına uğrayan fuarın Bugün ve yarın ki son gününde yine  çok kalabalık olacağı görüşü savunuluyor.

FUARDAN BAZI GÖRÜNTÜLER:

 

SANAT VE ANTİKA FUARINDA İMAMOĞLURÜZGARI…

İstanbul’un yeni fuarı Sanat ve Antika fuarında tam anlamıyla açılış gününde Ekrem İmamoğlu rüzgarı estirildi. Kalabalık bir fuar alanında basın mensupları ve meraklı ziyaretçilerin eşliğinde galeri stantları gezdirilen İmamoğlu, fuarda Türk sanat piyasasını yapılandıran duayen art dealer Yahşi baraz’dan adeta kaçırıldı… Yahşi Baraz’ın galerisi önünden iki kez geçildiği halde sanki planlanmış gibi ES geçildi…

YAHŞİ BARAZ

Oysa İmamoğlu Yahşi Baraz ile tanıştırılarak, kendisine bugünkü sanat piyasamızın içine düşmüş olduğu kriz ile ilgili bilgi verdirilebilirdi. Çünkü bugüne kadar ülkemizde görsel sanatlar ile ilgili ne yapılmışsa, Yahşi Baraz destek vermiş ve  bir Türk sanat pazarlayıcısı olarak da dünya çapındaki ünlü sanatçılar ile tanışarak, onların atölyelerinde misafir edilmiş bir şahsiyettir…

Turkish Art Market olarak fuar ile ilgili görüşlerimizi ve fuar alanından fotoğrafları yarın ki yazımızda paylaşacağız.

 

ÇARPIK  KURULMUŞ OLAN SANAT PİYASASI, GÖRSEL SANATÇILARA ZARAR VERMEYE DEVAM EDİYOR…

Art4Critic

Ülkemizde nedense görsel sanatlar konusunda oluşturulmaya çalışılan piyasa eleştirilere rağmen hala çarpık adımlarla gitmeye devam ediyor…

Sanatçının üzerinden para kazanmaya soyunmuş olan bir takım müzayede firmaları, paraya sıkışmış olan sanatseverlerin elindeki eserleri, kendi istedikleri fiyattan müzayedeye çıkararak, yok fiyattan satılmasını sağlıyor ve bu durumda kendi komisyonlarını da  garanti altına almış oluyorlar…

Kendilerine sorduğunuz zaman, sanatçının müzayede piyasası diye saçma bir neden gösteriyorlar… Görsel sanatları bir borsa havasına sokarak kendi istedikleri gibi yönetmeye kalkan bir takım müzayedeciler, ülkemiz sanatının da  önünün açılmasını engellemiş oluyorlar…

Örneğin bir sanatçının güncel piyasası belli bir büyüklükteki resimde diyelim ki 20 bin TL. Elinde o sanatçıdan eser olan ve  paraya sıkıştığı için satmaya kalkan sanatsever veya sanat koleksiyoncusu, müzayede firmasına başvuruyor ve müzayede firmasına elindeki sanat eserine  20 bin TL verdiğini söylediği halde kendisine, “Hayır o fiyattan koyamayız çünkü sanatçının işleri müzayedelere pek çıkmamış ve müzayede piyasası yok. Biz bu eseri 3-5 bin TL den ancak koyabiliriz” diyerek, paraya sıkışmış olan kişiyi kendi dedikleri fiyattan müzayedeye koymaya zorlamış oluyorlar…  Bu durumda müzayedeci  yüzde 30 komisyonunu alarak kazancını garantilemiş oluyor çünkü düşük fiyattan müzayedeye konulan eser kolayca satılabiliyor… Fakat bu durum eserin sanatçısının sanat piyasasını etkileyerek, galeriden güncel fiyatında eser almış olan koleksiyonerleri arasında bir şüphe uyandırıyor ki, bu davranış gerçekte etik değil ve sanat piyasası borsa gibi kullanılarak  fiyat konusunda ters açıdan manipülasyon yapılmış oluyor ve borsada suç sayılan manipülasyon burada sanatçının sanat değerine de bir saldırı olduğu halde, neden suç sayılmıyor bu konunun ele alınması gerekiyor…

İlle de para kazanacak diye sanatçının güncel değerini düşürmeye  bir müzayedenin hakkının olmadığını düşünüyoruz…

Diyeceksiniz ki müzayedelerde zaman zaman baş yapıt adı altında eserler pazarlanıyor ve yüksek fiyattan bazı sanatçıların eserleri satılıyor bu nasıl oluyor? Türkiye’de sanat müzayedesinde  yapılan bu durum, başka ülkelerdeki sanat müzayedelerinde karşınıza çıkmaz… Tanınmış bir sanatçının güncel galeri değeri altında eseri müzayedeye konulmaz. Zaten müzayedeye veren koleksiyoner öyle bir durum ile karşılaşsa sanat dünyası karışır. Konu müzayedelerin kazancını garanti altına alması değil, aynı zamanda sanatçının da yükseltilmesi ile ilgilidir. Bir sanatçının eserlerinin sanat değeri yüksekse ve hakkında çeşitli yayanlar yapılmış, uluslar arası literatürlerde yer alıyorsa o sanatçının müzayedede eser fiyatını aşağı çekmek, hem etik değil hem de sanat üzerinden para kazananın kendi ayağına kurşun sıkması gibidir…  İlle de birkaç sanatçının üzerinden birilerini zengin edebilmek için sanat piyasasını kontrol altına almak kimsenin haddi olmamalıdır… Bir kere bizdeki müzayedecilerin sanat eksperi yetersizdir çünkü yeterli sanat eksperine sahip olsalar sanat değeri olan eserleri yok pahasına müzayedeye çıkaramazlar. Sanat değeri olan, ilkleri başarmış bir sanatçıyı desteklemeleri gerekirken yerden yere vurmaya çalışmak, ülkenin sanatına da sanatçısına da zarar verir ki, bunu vicdanı olan hiç kimse kabul etmemelidir…

Türkiye’deki müzayedelerin gerçeği şudur; birileri sanatçılardan stok yapar ve  müzayedelere vererek satış yapar ve bunu yapanlar düşük fiyatta  koydukları sanatçıları zamanla fiyat yükselterek geleceğe kalacak ve fiyatı artacak sanatçılar olarak lanse ederler. Bu durum bazı sanatçılar için doğru olabilir fakat suni olarak fiyat arttırılması sonucunda  bir zaman sonra fiyat düşüşleri de ortaya çıkabiliyor ve bu durumda da sanat eserine yatırım yaptığını sanat sanat severler para kaybetmiş oluyorlar… Türkiye’de bu durum birkaç kez yaşandı ve şişirilmiş fiyatlarla sanat eseri almış olanlar mağdur oldular…

Sanat değeri yüksek olan sanatçılar günümüzde bilinçli koleksiyoner tarafından izleniyor ve  koleksiyonerler kimsenin etkisinde kalmadan geleceğe kalacak olan sanat eserlerine kavuşuyor ve bu gerçek koleksiyonerler kesinlikle özel bir durum olmadan müzayedelere eser vermiyorlar…

Ancak bazı durumlarda koleksiyoınerden müzayedelere eser verildiği zaman da, sanatçının güncel galeri fiyatının göz önüne alınması gerekir ki, ülkemizin sanat galerileri de güç durumda kalmış olmasın. Bugünkü durumda müzayedelerin galerilere karşı sanki savaş açtığı bir durum yaşanıyor ve galeriler sürekli kapanarak, sanat piyasasının da gerçek anlamda oluşması önlenmiş oluyor…

Müzayedelerde deneyimli ekspertiz uzmanı olmadığı için, sahte eserlerin de pazarlanabildiği, hatta sanatçıdan dolandırılmış eserlerin müzayedelerde görüldüğü de bilinmektedir…  Ülkemizde  müzayedelerde bugüne kadar milyonlarca TL’ye satılan eserler de oldu fakat o eserler ile ilgili olarak sağlam bir ekpertiz raporu görmedik. Sadece uydurulmuş bir hikaye ile satışa çıkarılan bir eser baş yapıt olarak milyonlarca liraya pazarlanamaz. En azından o eserin bir karbon testinin de yaptırılmış olması gerekmez mi ki satın alanın da içine sinsin… Birdenbire X sanatçının bilinmeyen bir eseri çıkıyor ortaya ve bakıyorsunuz eserde orantısızlıklar da var ve hikayesinde de eserin  aniden bir yerde bulunmuş olduğu yer alıyor. Bu durumda  inandırıcılık nerede kalıyor…

SANATTA KİMİN GELECEĞE KALACAĞINI MÜZAYEDELER DEĞİL, ORTAYA KONULMUŞ OLAN SANAT DEĞERİ BELİRLER…

Türkiye’de hangi sanatçının geleceğe kalacağını müzayedeler değil, sanatçının ortaya koymuş olduğu sanat değeri belirler. Bunu anlamak o kadar da zor değildir. Önce sanatçının yaptığı eserler için nasıl çalıştığı, araştırmalar yaptığı ve bulunduğu coğrafyadan etkilenip etkilenmediği veya dünya görsel sanatlarına herhangi bir yenilik getirmek için uğraşı verip vermediği, dünya görsel sanatlarında herhangi bir ilki başarıp başarmadığı, şimdiye kadar girmiş olduğu literatürler, müzeler (Bugün dünya üzerinde bir çok müzeler  hediye eser kabul ederler ve hediye edilen eserleri sergilenmeyecek ibaresi ile alır depolarına koyarlar. Bugüne kadar bizim bildiğimiz sadece Burhan Doğançay’ın Gogenheim müzesinde  bir eserinin sergilenmiş olduğudur… Doğançay’ın Metropolitan müzesine hediye edilen baskılarının da sergilenmemek üzere kabul edildiğini Metropolitan müzesi teyit etmişti.) sanatçının herhangi bir uluslar arası müzede etkinlik, sergi yapıp yapmadığı, yurt dışındaki bir galeride sergi Açıp açmadığı, hakkında yazılmış eserler bulunup bulunmadığı, tanınmış yabancı bir eleştirmenden eleştiri alıp almadığı, yaşı, eğitimi ve eserlerinin özgünlüğü ve daha başka bilgileri de  göz önüne alınarak değerlendirilmelidir…

Müzayedelerde yabancı sanatçılardan neredeyse kopya olan eserlerin yüksek fiyattan pazarlandığını gördükçe, sanat piyasasının ya olmadığını veya yanlış kurulmaya çalışıldığını görüyorsunuz…

GÖRSEL SANATÇILAR ODASI KURULMALIDIR…

Görsel sanatçıların haklarını korumak için öncelikler bir görsel sanatlar odası kurulmalı ve  ressam, heykeltıraş, yeni teknolojileri kullanabilen sanatçılar korunmalı ve düzgün, etik sanat piyasasının oluşturulması gerekmektedir… Şayet  görsel sanatçılar odası kurulursa, ülkemizdeki galerilerin de daha sistemli bir  duruma gelecekleri ve bugün müzayedeler yüzünden yok olmaya yüz tutmuş galerilerimizin korunmuş olacağı bilinmektedir…

Sanat eserleri üreterek ülkemizin sanat açısından yükselmesine katkıda bulunan görsel sanatçıların da bir meslek sahibi oldukları bilinmeli ve gerekli saygı, sevgi gösterilmelidir…

(BU YAZILARIMIZ DEVAM EDECEK BİZİ İZLEYİN…)

ÜLKEMİZDE GÖRSEL SANATLAR ESERLERİNİN DEĞERLENDİRMESİ ÇİFTE STANDART TAŞIYAN BİR OYUN GİBİ…

Maniplasyon borsada suç sayılırken, sanatçı üzerinden yapılanı ise, bugüne kadar dikkate alınmadı…

Görsel sanatlar üzerinden kurulmaya çalışılan fiyatlandırmalar, sanatın yatırımcısına bir tuzak olarak da adlandırılıyor…

Duygu Yaşam

Ülkemizde görsel sanatlar üzerinde al-sat kesimine yönelik sözde sanatsal değerlendirmenin tamamen  ticari amaca yönelik bir oyundan ibaret olduğu öteden beri söylenirdi… Bu doğrultuda sanatçının  emeğinin,  sanatçıya zarar verecek nitelikte algı operasyonuna çevrilmeye çalışıldığı dikkatleri çekmektedir… Şöyle ki, ekonomik krizden söz edilerek bazı isim yapmış sanatçıların şaibeli eserlerinin bile, yok fiyatına  satılmaya çalışıldığı, sanatçının haberi olmadan  sanatçı adına değerlendirmenin keyfi bir amaçla yapıldığı ve bu şekilde bazı sanatçıların hali hazırdaki piyasa değerlerine zarar verildiği görülmektedir… Ülkemiz görsel sanatlarının dünya piyasalarında önünün açılmasına bir risk olarak görülen bu uygulamaların, bazı müzayede firmaları tarafından da uygulanması, ülkemizde sözde adından bahsedilen görsel sanatlar piyasasının nasıl çarpık bir şekilde kurulmuş olduğunu ve nasıl ehliyetsiz, sorumsuzluklara yol açtığını gözler önüne taşımaktadır…

Müzayede şirketleri sanki sanatçının değerini müzayede belirler mantığı ile, sanatçının müzayede piyasasının oluşmasını,  önemli sanatçı olmaya yönelik bir araç gibi göstermeye çalışıyorlar… Bu yüzden de müzayedelerde sanat ile zanaatın bir arada karıştığı, kopya ile gerçeğin  ayırt edilmeden üstelik de dengesiz bir fiyatlandırma ile satılmaya çalışıldığı görülmektedir…

Sanat eserinin bir mal olarak görüldüğü çarpık yapılanmış sanat piyasasında, sanki ikinci el bir eşya muamelesi yapılan sanat eserlerinin, güncel değerleri ve sanatsal önemi göz önüne alınmadan üstelik reklam edilerek piyasaya sunulması karşısında, sanatçıların telif haklarına da tecavüz edildiği ileri sürülmektedir. Bir görsel sanatçı sanat eserini sattığı zaman, telif hakkını da satın alana vermemişse, o satın alanın eseri satarken herhangi bir şekilde kamu oyuna reklam etmesinin, izne bağlı olması gerekmektedir… Telif hakları kanununda bu reklam etmenin, müzayede şirketlerine bir ayrıcalık olarak tanınmasının, sanatçı haklarına  bir saygısızlık olduğu ve sanat eserinin her hangi bir ikinci el eşya muamelesine uğramasına yol açtığı görülmektedir…

Müzayede şirketi unvanına sahip olan bir kuruluş için ülkemizde herhangi bir kuralın uygulanmamasının da, görsel sanatlar piyasasının oluşmasını negatif açıdan etkilediği, müzayede şirketi kuracak olanların belli kurallara tabi olmasının gerektiği ileri sürülürken, bu konuda bir Fransa ve başka ülkelerin uygulamalarının da örnek olarak alınması gerektiğine değiniliyor…

Bir sanatçının  eserini elde etmiş olan bir kişi, o sanatçının eserini müzayede şirketine  verdiği zaman, şirketin fiyat değerlendirme yetkilileri yani exspertleri sanatçının sanatsal değerine ve piyasasının güncel durumuna bakarak bir değer tespit ederler ve müzayedeye o fiyat üzerinden alt ve üst değerler belirtilerek konular ve bu bütün dünyadaki müzayede şirketlerinin uyguladığı bir kuraldır… Bizdeki müzayede uygulamalarında sanki kelepir bir sanat eseri varmış algısı yaratılarak, sanatçının haberi bile yokken kendi kendilerine tespit ettikleri bir fiyatı koyarak, üstelik de sanat eserinin görselini, sanatçının adını da kullanarak reklam edenler, ne sanata ne de sanatçıya bir saygı gösterdiklerinin mesajını veremiyorlar… Sanatçı ve sanat eseri pazarlayıcısı arasında oluşan bu saygısızlığın da ülkemiz sanatına  zarar verdiği, sanatçıyı  psikolojik açıdan rahatsız ettiği ve bunun sonucunda da sanata olan güvenin sarsıldığı bilinmektedir…

Bir sanat eserini herhangi bir reklam şirketinin reklamlarında kullanma hakkı nasıl yok sa, bir müzayede şirketinin de para kazanma amacı ile sanatçının eserini reklam ederek ticari kazanç elde etmesine de hakkı olmamalıdır. Çünkü her iki örnek de aynı amacı  göstermektedir ve anayasada  emsal olan benzerliklerde ayırımcılık olmayacağı da açıkça görülmektedir……

Ayrıca  bir sanat eserinin ilk satıştan sonra  tekrar satılması halinde, sanatçıya  verilmesi gereken  yüzde miktarının da, kanunda gösterildiği halde, bugüne kadar hiçbir sanatçıya verilmemiş olmasının bu piyasanın ne derece ciddiyetten uzak çalıştığını da ortaya koymaktadır…

Ayrıca bu payın verilmemesi için de bazı taktiklerin kullanılması, sanatçının bilinerek mağdur edilmesi fikrini de doğurmaktadır…

GÖRSEL SANATLARDA MANİPLASYON…

Borsada maniplasyon yapmak suçtur…  Görsel sanatlar piyasasını da müzayedeler ile bir borsa şeklinde kullanmak ve bu piyasada maniplasyon yapmak nedense suça girmiyor… Satılmamış eseri satılmış gibi göstermek, eseri satışa koyanın yine kendisinin yükselterek satın alması ve böylelikle  görsel sanatlar eserlerini yatırım amaçlı olarak satın alanlara karşı bir suni fiyat algısı yaratılması, aynen borsada olduğu gibi  hisselerin değerlerinin suni şekilde yükseltilmesi ile eşdeğer değil midir… Sonuçta borsada para yatıranlar da yatırımcı, sanat müzayedesinde para yatıranlar da… Peki birinde suç olan algı operasyonu diğerinde neden suça girmiyor, belki de bugüne kadar dillendirilmemiş olmasından kaynaklanmasın…

Sanat piyasasında yatırımcıya karşı suni algı yaratmanın da suç sayılması için, sanatçıların odası sayılabilecek olan UPSD’nin devreye girmesi ve bu tür aksaklıkların düzeltilmesi için tüm üyeleri ile birlikte söz birliği etmesi gerekmektedir… Ayrıca müzayedelerde resmi bir denetçinin bulundurulması da bu tür aksaklıkların önüne geçilmesini sağlayabilir…

SANAT DÜNYASINDA ETİK SAYILMAYAN MANİPLASYON YATIRIMCIYA VE SANATÇIYA ZARAR VERİYOR…

Aslında dünya çapındaki sanat müzayedeleri ile sanat dünyasında bulunan  irili ufaklı müzayede şirketleri, galericilerin kendi sanatçılarına teklif vererek onların fiyatlarını yükseltme amacı taşımalarına göz yumarlar. Borsa da ahlaki olmayan bu durum nedense sanat piyasasında umursanmaz ve bu durum da, sanatı etik olarak tanımlayan galeriler ile, gerçek sanatçıların zarara uğramasına yol açar…

Ülkemizde ise, bu durum daha farklıdır; bizde sanatçının değerini yükseltmek için galerilerin maniplasyon yapabilmeleri  finansal açıdan pek mümkün olmadığı için bu konuyu bilinen birkaç galerinin  uyguladığı şaibesi dolaşmaktadır. Zaten bu şaibelere neden olan sanat piyasasındaki isimler ve galeriler de kolayca tahmin edilebilir… Çünkü yıllardır sanat piyasamızda belli bazı isimler dışında fiyatları yükselenler olmadığı için, uygulanan maniplasyonun belli bir kontrol altında yürütüldüğü de düşünülebilir…

Damien Hirst sanatta maniplasyon uygulanan bir sanatçı olarak biliniyor…

Bir sanat eserinin ve sanatçısının değer taşıyabilmesi için, sanatsal açıdan bir çok kriterleri geçmiş olması gerekmektedir… Fakat dünya sanat piyasasında da örneğin bir Damien Hirst gibi arkasında finans desteği olan bir çok ismin hak etmediği halde, sanat piyasasından yüksek oranlarda nemalandıkları bilinmektedir. Fakat bu tür sanatçıların gelecekte sanat tarihinde hiç de iyi anılmayacakları, sanat piyasalarındaki ahlak dışı kumara alet oldukları sürekli anılacaktır… Burada  aklımıza takılan soru şu olmalıdır; yabancı sanat piyasalarında bir çok sanatçıların değerleri maniplasyon yapılarak yükseltiliyor. Peki bizim sanat piyasamızda neden birkaç ismin dışında sanatçıların eserleri kelepir fiyatına sürekli düşürülerek pazarlanmaya çalışılıyor? Bunda amaç nedir diye düşündüğümüzde ise ortaya, organize bir çalışma yürütüldüğü iddiası çıkıyor… İşte bu iddianın üzerine giderek,  ahlaki, etik ve dürüst bir sanat piyasasının oluşabilmesi için, devletin, sanat ağırlıklı sivil toplum kuruluşlarının, sanatçıların ve  sanatta uygulanan maniplasyon yüzünden mağdur olan galerilerin  bu konuya karşı duyarlı olmaları ve gerekenin yapılması açısından adım atmaları gerekmektedir… Çünkü ülkemiz dışındaki ülkelerde  sanatçının değeri organize bir şekilde düşürülmeye çalışılmaz. Müzayedecilerin bu konuya karşı arz talep seçeneği ile yanıt verdiklerini düşündüğümüzde ise,  sanatçının galerilerde satılan eserlerinin fiyatlarının altında müzayedelerde satılmaya çalışılmasının, sanatçının piyasasının düşürülmesine yol açtığı ve galeri müessesesinin de aynı oranda zarara uğradığı görülmektedir… Bu konuda konuşpan bazı sanatçılar şunu söylemekteler, “ Galeride  eserimizin satış fiyatı bellidir. Müzayedeler eserlerin fiyatını neden kendi düşüncelerine göre koyauyorlar. Sonuçta müzayedeye eser verenler eseri daha önce ne kadara aldıklarını söylüyorlar fakat müzayedeler fiyatı biz koyarız ısrarı ile, sanatçının fiyatını kelepir düzeyine çekerek müzayedede öyle pazarlıyorlar. Bu durumda ise, sanatçının eserini daha önce  farklı fiyata almış olan yatırımcı, kendisini galerinin kazıklamış olduğu düşüncesine kapılabilir ki aslında bu doğru değildir. Kendisini  düşük değerde satmaya zorlayan müzayededir ve bu çarpık, etik olmayan duruma bir son verilmelidir.”

 

SANAT ESERİNİN VE SANATÇISININ GERÇEK DEĞERLENDİRİLMESİ…

Görsel sanatlar dünyasında milyonlarca sanatçı kendi üretimlerini paylaşırken, bazı sanatçıların aradan sıyrıldıklarını ve  sanat tarihine mal olacak çalışmalar içinde olduklarını görüyoruz. Bunu belirleyen nedenlerin başında, sanatçının kendine özgü bir dünya oluşturmuş olması ve görsel sanatlar dünyasına bir yenilik sunması olarak görülüyor… Sanatçı  yaptığı yeniliği sunarken, kendi felsefesini ve topluma vereceği veya vermek istedi mesajını veya mesajlarını da çalışmalarına  ekler ve gerektiğinde ise, yaptığı çalışmaların okumasını, yani neler ifade etmek istedğini yazılı olarak yapabilir… Öyle içimden geldiği gibi yaptım, tesadüfü yarattım veya mobilyanın rengine göre tasarladım demek başka, felsefesi ve mesajı ve de ortaya koyduğu imajı ile sunmak daha başkadır… İçinden geldiği gibi yapmak, tesadüfü yaratmak veya mobilyanın rengine göre tasarlamak da bir sanattır fakat bu sanat, dilimizde zanaat olarak söylenen bir  konumdadır ve gerçek sanatsal yaratıdan farklıdır… Yani duvar ustası düşünün, müthiş bir ustalıkla duvar örebilir fakat o usta,  o duvarın nasıl örülmesi gerektiğinin planını yapan mimarın belirlediği şekilde bir ustalık göstermektedir ve sadece ustadır… Görsel sanatlarda da, artık günümüzde fotoğrafın, videonun  teknolojik olarak uç boyutlara ulaşması ile sanat, felsefe ve mesajlarını da içine alarak sanatçıyı aynen bir mimar ve mühendis gibi  yeni bir olgu yaratmaya itmiştir.  Artık sanatçı fotoğraf gibi resim yapıyor diye sanatçı sayılmıyor… Sanatçı beynini, yeteneğini, kullanarak felsefesini kurabildiği ve toplum ile iletişimini sağlayabildiği mesajı veya mesajları ile bir bütün oluyor… Diğer, sadece fotoğraf gibi el, fırça veya kalem ustalığı ile resim yapanlar ise sanatın zanaatkar kısmını oluşturuyorlar ve onlar da kendi kulvarlarında sanat yapıyorlardır ve talepte görürler…

DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR…

Görsel sanatlar piyasasında bugüne kadar  yaptıkları uygulamalar ile sanat dünyasına sanatsal açıdan güven vermemiş olan sözde bazı sanat pazarlayıcıları ki bunlara bazı müzayede şirketleri de dahildir, bundan sonra bir sanatçı ve sanatı üzerinde değerlendirme yapacakları zaman daha dikkatli olmalıdırlar…

Örneğin eserini satacağı sanatçıyı tanımıyorsa ve sanatçı yaşıyorsa, sanatçıya ulaşarak bilgi almalıdır. Çünkü sanatçıya saygı göstermeden sanatçı üzerinde kazanç elde etmeye çalışanlar günün birinde, kendilerinin de zor durumda kalacağını bilmelidir…

Öncelikle  bir sanat müzayede şirketinin, sanatsal açıdan değerlendirme yapacağı bir kurulu olmalıdır ki, güven elde edebilsin… Örneğin sanatçı sanat dünyasında yer almış bir çok yabancı literatüre girmiş, dünya görsel sanatlarında ilkleri var ve 50 yıla yakındır sanat yapıyor ve siz bu sanatçının üstelik de şaibeli bazı eserlerini olmadık bir fiyat ile müzayedeye koyuyorsunuz… Bu durumda sizin ciddi bir sanat pazarlayıcısı olduğunuza kim inanır. Veya inanıyorlardıysa da bundan sonra ve bu tür yayınlardan sonra kim inanır… Yahu sanatçı yabancı bir ülkenin en önemli bir sanat müzesinde yer alabiliyor, hakkında bir çok yayın yapılmış fakat bizim ülkemizin çarpık sanat piyasasındaki  bazı sözde sanat satıcıları için bunun bir değeri yok… Çünkü sanatçının değerini tartışacak, gündeme getirecek bir kaygıları da yok çünkü sadece ceplerine atacakları paraya bakıyorlar… Bu durumda ülkenin görsel sanatlar dünyasında önü açılabilir mi? Ve bugüne kadar yapılan onlarca bienal ve sanat fuarları ile sanat dünyasına ülkemizden bir star sunamama nedeni de bu ilgisizlik ve kaygısızlıktır…

Sanatı pazarlamaya soyunmuş olanlar önce sanatçının değerine ve yaptıklarının dünya sanatında ne kadar değerli olduğuna odaklanmalıdırlar… Sanattan para kazanmaya soyunmuş olanlar sanatçıya gereken değeri verip saygıyı göstermeseler kurşunu kendi ayaklarına sıkmış olurlar ki bu da sanat piyasasının gelişmeden yok olmasına yol açar… Bugün sadece üç beş sanatçıyı pazarlayıp diğer sanatçıları uvertür olarak kullanma amacı güdenler şunu iyi bilmelidirler ki, ülkemizde bilinçli koleksiyonerlerin sayısı hiç de az değil ve onlar sanatçıya gereken değeri vererek koleksiyonlarını yarınlara hazırlıyorlar… Ortada sorun yaratanlar ve sanata saygının yitirilmesi için bilerek veya bilmeyerek alet olanlar ile gerçek koleksiyoncuların ilgisi yoktur, onlar sadece al-satçı kesim ile eskici pazarı gibi bir sanat piyasası yaratmışlardır ve bu piyasa da kendi kendini yok etmeye namzettir…

Sanatı pazarlayan bazıları önce kendilerine bir baksınlar sonra da üzerinden kazanç elde etmek için pazarlamaya çalıştıkları sanatçıya, o zaman göreceklerdir ki, sanat ta sanatçı da kullanılacak bir meta değil, özenilecek bir değerdir…

(Gelecek yazımızı bekleyin: TÜRKİYEDE Kİ SANAT MÜZELERİ GERÇEĞİ…)

 

 2019 YILININ  EN İYİ SERGİSİ, PİRAMİD SANAT GALERİSİNDE AÇILAN, “ÇOK YAKINDA SİNEMALARDA” SERGİSİYDİ…

Art4Critic

11 kişilik sanat yazarları jürisi 2019 yılının en iyi 15 sergisini numaralandırmış…Bir kere böyle bir seçim yapacak olan isimlerin  tüm önemli sergileri izlemiş olmaları gerekmez mi? Tuhaf olan, bu yazarlar kadrosunun lüks açılışlar yapılmış olan sergileri tercih etmiş olmaları, gerçek sanat adına ülkemizde yapılan  bir takım etkinliklere karşı duyarsız tavır almalarıdır…

Öncelikle şunu belirtmekte yarar vardır, 2019 yılının Türkiye’de  en ilginç sergisi, yapay zekanın işlendiği ve gazete sayfalarının birer sanat eseri olarak sunulduğu, Piramid Sanat sergisi olmuştur. Fakat nedense bu 11 isim sergiyi ziyaret etmediği için, bu önemli sanat etkinliğini atlamış oldu…

Marjan Moghaddam – Genco Gülan – Yücel Dönmez & Müberra Bülbül’ün yer aldığı sergide, Marian Moghaddam’ın dünyada büyük ilgi çeken video artları, Genco Gülan’ın robotik çalışmaları, Yücel Dönmez ve Müberra Bülbül’ün birlikte  çalıştığı  gazete sayfaları ve olası gelecekteki yapay zeka haberleri ve Müberra Bülbül’ün Güney Kore’de yeni teknoloji ile yapmış olduğu video çalışması ile, sergi bugüne kadar alışılmamış bir sanat etkinliği sunarken, yapay zeka gazete sayfaları ve haberleri, dünyada görsel sanatlarda bir yeni olarak belgelenmiş oldu…

Şimdi gelelim seçici sanat yazarlarımıza; isimlere bakıyorum içlerinde pek tanıdık yok. Hani isimlerini sosyal medyada  duymuşuzdur fakat ne yazarlar, sanatçılar ile nasıl muhatap olurlar veya hangi sanatçılar ile irtibattalar bilinmez. Elbette birileri ile irtibattadırlar ve arkadaştırlar da fakat nedense, o irtibatları ve arkadaşlıkları kendi fasit daireleri içindedir. Öyle olmasaydı zaten kendilerini tanırdık ve hiç değilse, Piramid sanattaki yapay zeka ile ilgili, kavramsal içerikli sergiyi kaçırmamış olurlardı… Şimdi bir soru, bu isimler  en iyi sergileri seçtiler de, o isimleri seçici kurul olarak kim atadı? Aslında çok da önemli bir seçki değil listeledikleri. Dünya sanat piyasasına sunalım iddia ediyoruz ki, o listedeki sergilerden hiç biri dünya sanat platformunda ilgi çekmez… Fakat Piramid sanattaki sergi, güncelliği, içeriği kavramsal mesajları ile görsel sanatlarda bir ilk olarak görülebilirdi. Üzerinde gerektiği gibi durulabilseydi, en az muz kadar da ilginç olabilirdi…

Bu arada Hürriyet gazetesinde yer alan listedeki sergiler de  elbette önemli sergilerdir fakat yılın en iyi sergisi o listede bulunmamaktadır…

ART İSTANBUL BİR YILI GERİDE BIRAKIRKEN…

Art4Critic

Art İstanbul 2019 Vip açılış gününde yapılan bir hata ile bazı koleksiyonerlerin fuarı terk etmesine neden olurken, önümüzdeki yıl daha organize bir fuara gerek duyulduğunun da sinyalini vermiş oldu.

Fuarın son gününde  Dubai’den katılmış olan bir galeri ile  tesedüfen tanıştım ve  galeri,  zemin katta yer almıştı. Oysa henüz yeni olan bu fuara  Türkiye dışından katılan bir galeriye daha iyi bir yer verilerek, önümüzdeki yıllarda da yabancı galerilerin katılması teşvik edilmiş olurdu…

Zee Arts Galleri Küratör ve kurucusu Zaahirah  Muty ve ressam Rasha Ghaleb (Soldaki fotograf) Ressam Shabnam Habib ve Yahşi Baraz  (Sağda)

Kentin en merkezi yerinde kurulan Art İstanbul’un önümüzdeki yıl daha seçici ve uluslar arası boyutta sanat fuarı olacağı şimdiden görülebiliyor, yeter ki bu yıl yapılmış olan hatalardan ders alınabilsin…

Zee Arts Gallery küratörü ve sahibi  Zaahirah Muthy, fuarı gezenlerin olduğunu fakat  pek koleksiyoner göremediklerini söylerken, galeri sanatçıları, İstanbul’da  sanat fuarında olmanın heyecanını yaşadıklarına değindiler.

Shabnam Habib çalışması.

Nedense fuara İstanbul’un burunlarından kıl aldırmayan galerileri katılmadı. Nedeni de bir çoğu bedava katılım  istediği için katılmadı… Contemporaray İstanbul fuarına büyük paralar vererek katılan galerilerin, ülkemizin bu tür sanat etkinliklerini desteklemeleri gerekmez miydi… Konu ülkemizin önünü sanat ile açabilmek ise, daha çok sanat etkinlikleri yaparak, desteklemek de amaç olmalıdır…

İSTANBUL ART SHOW MÜKEMMEL BİR BUTİK SANAT FUARI…

Art4Critic

İstanbul Elmadağ Hilton Convention Center’de bu yıl ikincisi açlan İstanbul Art Show, mükemmel bir butik sanat fuarı olarak göz doldurdu.

İstanbul’un merkezi bir yerinde açılmış olan bu sanat fuarına, ne yazık ki bilinen bir çok galeri katılmayarak, bir tavır ortaya koydular. Oysa aynı galerilerin Contemporary İstanbul fuarına büyük paralar ödeyerek girdikleri biliniyor…

İstanbul Art Shuw Proje Müdürü Gökhan Büyükataman, bu yıl daha da seçici olduklarını ve önümüzdeki yıl fuarın daha da oturmuş olacağını belirtti.

Baraz Galeri sahibi Yahşi Baraz, bu fuarın desteklenmesi gerektiğini Contemporaray itanbul fuarına  bir alternatif olarak gelişeceğine inandığını ifade etti.

Özlem Çebi Göktaş fuarın sloganı önünde

Türkiye sanat piyasası bilindiği gibi son birkaç yıldır en kötü dönemini yaşamaktadır. Bundaki neden ise bizim ülkemizin zengin takımının sanatı gerektiği gibi desteklememeleri olarak gösteriliyor. Bu arada görsel sanatları desteklediklerini iddia eden bazı kurumların ise aslında Türkiye’deki sanat ile değil de yabancı sanatçılarla ilgilendikleri görülmektedir…

Maria Kılıçlıoğlu Baraz  fuarın ilgi çeken sanatçılarındandı.

Ülkemizde  henüz sanat piyasasının oluşmadığı, sadece  bazı müzayede şirketlerinin çabaları ile bir sanat piyasasının oluşturulmaya çalışıldığı, bunda da bir çok yanlışlar yapıldığı için, ülkemiz sanatına da sanatçılarına da zarar verdiği izlenmektedir…

Yabancı ülkelerde henüz 1980 doğumlu bazı sanatçıların büyük paralara üstelik çok kötü işlerinin satıldığını müzayede kataloglarında görüyoruz… Bunun nedeni olarak, o ülkeler sanatçılarının kendi ülkelerinin  burjuva kesimi tarafından destekleniyor olması gösterilmekte. Kendi ülkesinin zengini sanatçısının arkasında durduğu zaman, sanatçı dünya sanat piyasasında da gerektiği ilgiyi görebiliyor…  Bizde olması gereken, sanat kurumlarının  ülkemizde hangi sanatçıların ne yaptıklarını araştırarak, gereken sanatçıların yanında olması gerekmektedir… Oysa bu yapılacağına eş dost ilişkisi daha ağır bastığı için, bugüne kadar bu açıdan herhangi bir amaç gerçekleştirilemedi.

İstanbul Art Show VİP açılış davetinde gönül isterdi ki, koleksiyoner olarak bilinenler fuarı ziyaret ederek sanatçılara destek olmalıydılar…

Gökhan Büyükataman ve Yahşi Baraz Baraz Galeri standında.

İ

Fuara Kanada’dan katılan Mercan Dede’nin ilginç bir işi

Fuardan görüntüler:

Mercan dede

Devrim Erbil ve Güneş’i fuarda…

 

Ve sonunda Art Basel Miami’de görsel sanatların bittiği noktasına gelindi… 

 Art4Critic

Art basel Miami’de İtalyan sanatçı  Maurizio Cattelan, bir süper marketten satın aldığı muzu Perrotin Paris galerisinde beyaz bir duvara bantladı. Komedyen adını verdiği muz daha sonra bir Fransız koleksiyoncu tarafından 120 bin dolara satın alındı ve aynı koleksiyoncu bir başka muzu da satın almış olan diğer Fransızdan satın aldı. Üçüncü muz ise galeride  müşteri beklerken galeri sahibi müşteri çıkmazsa çürüyen muzları daha sonra çöpe atacağını belirtti… Sanatçı ise muzla ilgilenen bir iki müzenin olduğunu ve muhtemelen müzelere de satabileceği iddiasını yarattı.

Buraya kadar normal gözüken bir sanat satışı denilebilir belki fakat, işin aslı mutlaka bir başka plan olarak kötü kokular saçıyor; bize göre önceden tasarlanmış bir oyun ve ortada bir 120 bin dolar dönüyor fakat dünya çapında yapılan haberlerin reklam getirisi milyonlarca doları buluyor. Kime yarayacak bu reklam? Elbette ki önce sanatçıya ve galericisine. Belki de koleksiyoncunun da bu reklamdan çıkarı vardır… Fuarda KidsBasel adında bir şov, 7 yaşına kadar olan pint büyüklüğünde ressamların eserlerini sunuyor – pop fiyatları on binlerce dolar.On iki yaşındaki ifade uzmanı Aelita Andre, etkinliğindeki çalışmalarından birini 75.000 $ ‘a fiyatlandırdı.13 yaşındaki Elisabeth Anisimow, henüz 11 yaşındayken yarattığı bir resmini 12.500 dolara sattı…

Elisabeth Anisimow

Bu demek oluyor ki artık sanatın değerlendirilmesi yerine, sansasyon yaratacak olan olaylar sanat adına değerlendiriliyor ve çağdaş sanatların geldiği son nokta, sanatın reklam aracı olarak kullanılması…Sanat ile kara paralar aklanıyor, beş para etmeyecek sanat değeri olan çöpler para babalarına büyük paralara satılıyor ve burada sanatçı sadece arada kullanılan bir araç olarak görülüyor çünkü o müzayedelerde  büyük paralara satıldığı gösterilen eserlerin sanatçılarına o paralar gitmiyor…  Sanat bir nevi borsa olmuş ve çeşitli oyunlar ile yürütülen bu borsada sanat tan başka her türlü oyunlar var… Yeni çağın modern Sülün Osman’ları dünya sanat pazarında kol geziyor ve ülkemizde ise zaten sanat marketi diye bir şeyin olmadığını görüyoruz… Bu defaki konumuz genel olarak Art basel Miami’den yayılan kötü kokular ve bir dahaki sefere ülkemizdeki sanat piyasasının kötü kokularını irdelemeye başlayacağız…Muz rezaleti için medyaya geri dönüş yapmayan Paris galerisi Perrotin’in konuyu nasıl yorumlayacağı ve sunacağı merak konusu oldu… Bu arada  Art Basel Miami’de sanat eseri almak için bulunan yerli koleksiyıonerlerimizden bazılarının sansasyon bir sanat eseri bulabilmek için koşuşturduğu da haber kanalımıza takılanlardan 🙂

Gülten İmamoğlu ve renkçi felsefesi…

Duygu Yaşam

Gülten İmamoğlu bir akademisyen fakat onun akademik kariyerinden çok beni sanatı ilgilendiriyor. Renkçi bir felsefeye sahip olan İmamoğlu, aslında resim yaparken, bulunduğumuz coğrafyanın geçmişinden bugüne kadar olan dönemini, renkleriyle oluşturduğu mısralarıyla adeta şiire çeviriyor. Onun resimlerine bakarken renkler size bir çok şey çağrıştırabilir… Bu coğrafyanın çok kültürlü, tarihsel ve de mistik katmanlarını sanatçının bilinçli olarak üst üste bindirdiği renk katmanları arasında sezinleye biliyorsunuz.

Renklerin dansıdır Gülten’in çalışmaları. Coşkunun çığlığıdır, bazen de duygunun renklerle yüklenmiş halidir ki, bu duyguyla onun resimlerini izlediğinizde, umut mesajı alır ruhsal olarak da arınırsınız…

Gülten İmamoğlu kişiliği ve akademisyen duruşuyla, resimleri gibi renklidir.

Zamanı ve varoluşu iç içe geçiştirerek sorgulayan sanatçı son derece akışkan kullandığı boyama tekniği ile belki de bu coğrafyanın surekli katmanlaşarak degişen cok kültürlü yapısına gönderme yapmaktadır. Sanatcı’nın kendine has tekniğinde boyanın akışkanlığı ile zamanın zapt edilemez akışkanlığını örtüştürdüğü bilinmektedir. Son derece ustalıklı bir şekilde boyanın gerçekliğine hükmederek tuval yüzeyinde kontrol altına almaya çalışması sanatçının zamana hükmetme hissiyatını düşündürmektedir . Bir tür zamanın efendisi olma çabasına giren Imamoğlu yarattığı soyut heykelsi formlar ile de bir ressam değil heykel traş ustalığı ile karşımıza çıkmaktadır. Bir çok soyut sanatçının aksine onun renkleri yüzeyde eriyip kaybolmaz gizli figürsel yapı kendini gösterir. Bu tekniği ile belleğinde canlandırdığı biçimleri akışkan renkleri ile buluşturarak, rengarenk bir coşkunun selini de yaratan İmamoğlu, geleneksel bir renk anlayışının çağdaş sentezine ulaşarak kendisine has üslubunu ortaya koyuyor…

Belediye başkanımız Ekrem İmamoğlu, adaşı Gülten İmamoğlu’nun sergisini şereflendirerek, Gülten İmamoğlu’nun sanatıyla ilgili bilgiler aldı. Maji galerinin sahibesi iş kadını Gaye Donay, Gülten İmamoğlu ve Ekrem İmamoğlu’nun, sanat konusundaki sohbetleri,  medyanın da ilgi odağı oldu. 

Renklerin dengesi bazen de dengesizlik içinde denge arayışı onun resimlerindeki gizemi hissetmemizi sağlayarak, renk armonisinin içinde kendimizi aramamıza yol açabiliyor…  Onun renkçi  yüzeylerinde hayal dünyamızı kullanabiliyor, bazen bir Robinson yalnızlığında doğayla yaşamımızı kurmaya çalışırken, bazen de renkli bir karnavalda kendimizi bulabiliyoruz; aslında sanatçının bizlere vermek istediği de budur: sanatın düş dünyasına yolculuğu…

Nişantaşı Maji galerideki sergisinde İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu da ağırlayan sanatçı, Fox TV’nin ünlü sunucusu İsmail Küçükkaya’ya ve bir çok ünlü isme  sanatıyla ilgili önemli bilgiler verdi.

Bir İmamoğlu çalışması ve sanatçının büyük boyut bir resminin önünde İsmail Küçükkaya ve Gaye Donay birlikte.

Maji Galerinin sahibesi ünlü iş kadını Gaye Donay, Gülten İmamoğlu’nun  uluslar arası başarılarıyla ülkemizin sanat imajını yükselttiğine ve ülkemizde desteklenmesi gereken sanatçılardan biri olduğuna değindi..

Dünyanın önemli galerilerinde sergiler açan İmamoğlu’nun iki eseri Las Vegas South Nevada Fine Art Museum’un daimi koleksiyonunda yer alıyor. Bir eseri de Almanya Haggen Osthaus Musseum’da sergilenmekte. Sanatsal ve akademik başarılarından ötürü Amerikan Biyografi Center tarafından “2011 Yılın Kadını” ödülünü alan İmamoğlu, uluslararası alanda çok sayıda onursal ödüle sahip. Eserleri, ünlü moda

Fox Tv’nin ünlü ismi İsmail Küçükkaya’da Gülten İmamoğlu sergisinde sanatçı ve galeri sahibesi Gaye Donay ile birlikre.

tasarımcısı Juan Carlos’a ilham erdi ve Carlos İmamoğlu’nun eserlerinden yola çıkarak özel bir koleksiyon da hazırladı.

Gülten İmamoğlu’nun ‘’Estetik Kehanet’’ adlı sergisi Kasım sonuna kadar izlenebilecek

Gülten İmamoğlu, Ekrem İmamoğlu ve Gaye Donay

Doğruya doğru, eğriye eğri…

YOU TUBE VİDEOLARI İLE BİLİNEN BİR SANAT ELEŞTİRMENİNE(!) ELEŞTİREL GÖNDERMELER…

Art4Critic  

You Tube ortamında bir videolar serisi var. Bu videoların birinin altında, Başka hiçbir yerde bulamayacağımız bilgilerin olduğu notunu görünce heyecanlandım ve bazı videoları notlar alarak şöyle bir gözden geçirdim. İşte bende kalan bazı detaylar ve yorumlarım…

Kendisinin bu şekilde hiçbir yerde eleştirilmemiş olduğunu da iddia ediyorum…

Slide92

Küratörlere değinmiş;

“Yaratıcı sanat ile sanatın arasındaki fark bilinmiyorsa bu ülkede o zaman küratörler görevlerini hiç de doğru bir şekilde yapmıyorlar.”

“Bir sanat düşünürü, eleştirmen olarak zaten ben bu insanlarla diyaloga girmem. Bu insanların inandıkları tek şey vardır içlerinde o da paradır. Para içinde hemen her şeyi sanat adına yaptıklarını iddia ederler.”

“Türkiye’de topluma baktığınızda, bu insanların da o toplumun insanları olduğunu düşündüğünüzde aynı aksaklıkların, kişisel aksaklıkların bu insanlarda da olması gayet normal.”

“Toplumun bugün genel ahlak yapısı siyaseten, politik olarak, hukuk olarak her alanda ahlak yapısı medya ve sosyal medya ile hepimizin gözleri önündedir. Bu konuda bana yazan gençlere söylüyorum bu konularda mızmızlanmanın alemi yoktur. Yani tozpembe bir dünyada değilsiniz.”

“Genç bir ressamın,  resim sanatçısı değil bir röportajına rastladım. Görüntülü bir video röportajına rastladım şimdi bu genç ressama ilk başlarda inanmıştım bir şeyler yapacağına kanaat getirmiştim”  diyen videoda ki eleştirmen olduğunu söyleyen kişi,  resim sanatçısı olmadığını iddia ettiği ressamın,  Avni Lifij’in Türkiye’nin en iyi ressamı olduğunu söylemesi ağırına gitmiş çünkü o lafın kendisine ait olduğunu savunuyor. “O zaman kaynağı da verin bunu Türkiye’de ilk kim söylemiş altını da çizin.” J Şu kişi söylemiştir denilmemesine kızıyor yani adı neden verilmemiş taktığı şeye bakın… Sonuçta Avni Lifij’in önemini ülkemiz sanat piyasasında hemen herkes bilir…

“Sanat bilimi sanat disiplini bunu emreder..” “Arkadaş Lifij’i söylüyor benim için yaşayan efsane Mehmet Güleryüz diyor”

Mehmet Güleryüz illistratif, karikatür, çizgi roman şeklinde  yapıyormuş resimlerini, resim sanatını ilgilendiren bir çizgisi yokmuş… Aman Güleryüz bunu duymasın J

“Samimi olun” diyor fakat kendisi ne kadar samimi onu düşünmüyor. Her önüne gelene mutlaka bir anısından ötürü sanki kin duyarcasına yükleniyor… Biraz düşünerek yapsa o videoları, ekmek yediği ülkesine bu derece  aşağılayıcı laflar kullanmaması gerektiğini anlayabilirdi… Sanat piyasası sonuçta bu ülkenin insanlarından oluşuyor. Sürekli suçlama yapılarak bir yere varılmaz. Sonra kendini ne zannediyorsun ki, Batı’dan alıntı yaptığın kaynaklardan rastgele aktardıkların ile sürekli kitaplar yayınlıyor ve karşındaki insanları, senin  sıradan saydığım kitaplarını okumadıkları için suçluyor, hakaretler ediyorsun… Önce şapkanı önüne koy ve düşün. Türkiye’de en az senin kadar sanat tarihi eğitimi almış, deneyimler yaşamış yüzlerce belki de binlerce sanat tarihçi vardır. Fakat hiç birisi çıkıp sanat tarihi eğitimi almış diye karşısındaki sanatçılara veryansın etmiyor. Aldığın eğitimini nereden tescil ettirdin. Uluslar arası hangi ödülleri aldın ki, kalkmış ahkam kesiyorsun… Adını vermiyorum sana reklam olmasın diye. Fakat sanat piyasası neden bahsettiğimi biraz araştırınca anlayacaktır…

Kalkmış bir videonda şunları söyleyerek kendini çelişkiye sokuyorsun;

“Uluslar arası anlamda sergi açmak demek o açtığınız ulus hangi ulus ise, o ulusun sanat eleştirmenlerinden, zihin adamlarından aldığınız yargılardır, hakkınızda söylenmiş yazılardır, sözlerdir. Onların taşıdığı doluluklardır. Onlara bakarım ben. Ne olacak en ünlü galeride de Paris te Berlin’de açabilirsiniz sergi ama o açtığın yerdeki kamuoyu ne dedi senin için. Ne söylendi Yaptıkların için bu mühim.”

Böyle söylüyorsun ama bu kriterlere sahip sanatçıyı da kendi şahsi kinin yüzünden farklı göstermeye çalışıyorsun, güya intikam alıyorsun, yakışıyor mu bu kötü niyetlilik?

“Üslup anlamında tekrara düşmeyin uyarımdan ötürü.. Paylaştığım Kandisky resimlerinde her resim kendi içerisinde bir derinliği barındırmaktadır. Barınan bu derinlik zevkle ilgili değildir. Yani elinize bir kadeh şarap alıp baktığınız resim size zevk verir hale gelir oysa baktığınız sanat eseri sizi mutlu etmeli ya da yerine göre mutsuz tedirgin edebilmelidir. Sanatçının böyle bir tetikleyici yanı vardır olumlu veya olumsuz.” Şimdi bu söylediğin çelişki taşıyor. Eğer bir kişi baktığı sanat eserinden zevk duyuyorsa o anda mutlu bir an yaşıyordur. Yani zevkle mutluluk ayrı şeyler mi? Kişiye zevk anı mutluluk yaşatmıyor mu? “Üslup anlamında tekrara düşmeyin” derken, görsel sanatçının her çalışmasında ayrı bir üslup mu ortaya koyması gerektiğini söylüyorsunuz? Siz üslup ile sanatçının eserleri arasında farklılıklar ortaya koymasını karıştırmışsınız… Üslup sanatçının kendi belirlediği tavrıdır ve o tavır hemen her eserlerinde  kendisini fark ettirir. Sanatçı çalışmasında üslubunu  tekrarlar fakat ortaya farklı anlamda, görsellikte işler koyabilir. Sanatçının her eserine bakan da o üslubun sanatçısını şıp diye belirler. Yoksa sanatçı sürekli üslup değiştirirse kendisine özgü tavrını nasıl belirleyecek? İşte çelişkilerle dolu video söylemleri, o videoları izleyenlerde kafa karışıklığı yapabilir. Kendisini çok önemli görmeye alışmış bir sanat eleştirmeninin böyle hatalara düşmesi de affedilmez ki…

ADVERTISEMENT___________________________________________________

https://www.etsy.com/ca/listing/698160647/smiling-donkey-mug-11oz?ref=landingpage_similar_listing_top-1

_____________________________________________________________________

“KÜLTÜR OLMAYAN MAĞARA DEVRİ DUVARLARINDA SANAT KENDİNİ GÖSTERİYOR.”

Hani bunu sıradan biri söylese kimsenin umurunda olmaz fakat, bunu söyleyen video yıldızımız(!) Ona göre sanat, kültürü doğururmuş. Oysa gerçek bunun tam tersi kültürün oluştuğu toplumlarda sanatta kendini doğurur.

Böyle katı bir  gerekçe ile konuya yaklaşmak eleştirmen, sanat yazarı olduğunu iddia eden birinin henüz kültürün ne anlama geldiğini de bilmediğini gösterir ki bunu kabul etmek istemiyorum… Mağara devri insanlarının da bir kültüre sahip olmadıklarını nasıl iddia edebiliriz ki. Hiç değilse kendi ilkel av malzemelerini yapacak kadar, avlarını nasıl avlayacaklarının planını kuracak kadar, sonraları ateşi, tekerleği  icat edene kadar bir kültür ortaya koymuşlardır ve giderek kültür dediğimiz kavram, bugünlerdeki anlamını bulmuştur. İnsanın olduğu her dönemde, o insanların sahip oldukları bir kültürleri olmuştur ki yaşamlarını idame ettirmişlerdir… O kültürler ki medeniyetleri doğurmuş, tarihimize baktığımızda aslında Türk kültüründe de Batı’da ki sanattan önce  önemli kılınmış  bir çok sanatsal uygulamalar vardı ve bugün Batı sanatında  bizim sanatlarımızdan da faydalanılmıştır…

Burada önemini saptadığım bir laf etmek istiyorum, geçmişini bilemeyen, geleceğini kuramaz…

Kültür, yaşam içinde bir şeylere sahip olabilmek için insanların kendi yeteneklerini kullanarak ortaya koyduklarıdır. Tıpkı sanatta ki üslup gibi, sanatçının kendi yolunu bulması anlamında…

Yazarımız(!) insan sevgisine de değiniyor ve

“ülkemizde vıcık vıcık öpüşmeler, yanak yanağa öpüşmeler kahkahalar, sarmaş dolaş olmalar aranır oysa insan sevgisi bu değildir. Aynen bir ibadet gibi  çok gösterilmeyen içte yaşanan bir meseledir.”

Bizim anladığımız burada platonik bir insan sevgisi anlatılıyor. Platonik sevgi  karşı cinse duyulan aşklarda yaşanır bilirdik… Meğerse asıl önemli sevgi duymak platonik olanmış J

Bir insanın  karşısındaki insana sevgisini davranışları, ilgisi, bakışları, iyi ve kötü günde yanında olmasını göstermesi, saygısı gibi şeyler belirler. Sarmaş dolaş olmaksa bu insan sevgisinin kaçınılmaz dostluk gösterisidir ki bu her toplumda görülen durumlardır. Örneğin Amerika’da  insanlar sevgi göstermek için sarmaş dolaş olurlar, Rusya’da bu sevgi gösterisi  dudaktan öpüşmeyle bile kendini gösterir. Yani vıcık vıcık öpüşmeler ile de ülkemizde sevgi gösterisi sunulabilir, bunun garip bir yanı yoktur.

Sevgi açıkça ortaya konulursa önemli olur.

Yazarımız sevgi konusunda da eksik bilgi veriyor… Facebook Üniversitesinde görev yaptığını söylemesi de, ayrı bir özellik olsa gerek…

Bu arada hakkını yemeyelim, bazen haklı şeyler de söylüyor ki bunları zaten sanat ortamında bilmeyen yok;

“DÜNYADAKİ SANATTAN ÇOK ŞEYLER AŞIRARAK SANAT KONUSUNDA İDDİALI OLANLAR BUNLARI TÜRKİYE’DE İLK KEZ ORTAYA KOYDUKLARINI İDDİA ETMEKTEDİRLER. “

O zaman kim neyi aşırmış onları da ortaya koy ki eleştirmenliğini değerlendirelim… Doğru şekilde yapmazsan yaptığın eleştiriler de vıcık olur…