Home Page

10248844_743752945669078_1280197354_n

Görsel sanatlar platformunda sömürü düzeni

Ressamları sağılacak inek gibi düşünen sisteme son!

Duygu Yaşam

Sanatçım okulunu bitirmiş, geleceğe,  sanatın verdiği büyük heyecanla bakıyor ve  ürettiklerinin karşısında ayrı bir heyecan geliştiriyor. Sanata soyunmuş olan kişiliği ile kendisine Pazar arıyor. Pazarın oluşması için sergi açması gerekir ve bulduğu olanakları değerlendirerek sergisini açabiliyor ve bu şansı elde etmiş ise, bir çok yeni sanatçıdan da daha öndedir.

Sergisini açıyor fakat kendi pazarı ile ilgili bir oyun geliştirilmemişse belki bir iki tane şans eseri satabiliyor, sattıklarının parası da çoğu zaman, ya devede kulak hesabına gidiyor veya uzun vadede ancak alabiliyor. Bu sistemin dışında kalan sanatçılar ise rüştünü ispat etmiş olanlardır ve onlarda aynı yoldan geçmişlerdir bir zamanlar.

Ressam nedir ki sanat tacirlerinin gözünde, ressam sağılacak inektir ve “canım sermayesi ne ki, 2 metre tuval bezi 4 çıta ve biraz da boya, taş atıp kolu mu yoruluyor. Ver eline üç kuruşu götür malı”.

Yıllardır böyle sürüp gidiyor ülkemdeki ressamın kaderi. Kimileri yakın zamana kadar ressamı meslek sahibi saymazdı,” ressamcı” der geçerlerdi. Şimdilerde müzayedeler sayesinde bir resim piyasası oluşturuldu ve bazı resimlerin para ettiği maniplasyonlar ile de olsa kafalara kazındı fakat hala sanatçım sömürülüyor…

Bu kadar galeri açılması normal mi diye düşündüğümüzde , hiç de normal olmadığını görüyoruz. Kimileri ya  sanat galericiliğinin havasından veya sanatçının sağılabilmesinden hevesleniyor bir kısım galeriler de daha başka nedenlerden gündeme geliyor. Fakat sonuçta yine de ressamın kaderi değişmiyor…

Hani ressam diyoruz ya, görsel sanatların vizyonu değişti artık. Fotoğraf sanatçısı, video çekenler ve yerleştirme kovalayanlar, görsel sanatlara salt felsefe olarak bakanlar ve bu hengamenin içinde, sanatçı atölyelerindeki kursları kovalayarak, bir an önce güzel sanatlar fakültelerine kapağı atıp kısa zamanda ünlü bir sanatçı olmanın hevesini yaşayanlar, hepsi görsel sanatların içinde yer alıyor…   Marcos Lopez 2007  tayfun serttas 2011-2012

Marcos Lopez 2007                  Tayfun Serttaş  2011-2012                      

Bu arada anne annelerimizin yaptıkları el işlemeleri, bakırcıların dövdüğü bakır kazanlar, oyuncak mağazalarının objeleri ve daha sayısız malzemeler ve gözün gördüğü, görmediği, aklın aldığı veya alamadığı her şey görsel sanatların içine girmiş durumda ve neyin ne olduğunu ancak konunun içinde onlarca yıllarını vermiş olanlar bile zorlukla algılayabiliyor, o da tam algılayabilenine de bugüne kadar rastlanıldığını sanmıyorum…

İşte bu karmaşanın içinde gemisini yürüten kaptan misali, art niyetli ve gözü bir türlü doymayan sanat tacirleri, ellerindeki zehirli okları ile sanatçı avına çıkmışlardır… Attıkları oklar paradır ve avladıkları da sanatçının paketlenmiş eserleridir ki o eserlerin ortaya çıkarılması, sanatçı için hiç de kolay olmamıştır.do ho suh  2003 hale tenger 2007

Do Ho Suh  2003 (Üstteki fotoğraf)  Hale Tenger 2007  (Alttaki fotoğraf)

Sanatçım atölyesinin kirasını bile karşılayamıyor ve bunu bilen art niyetli sanat taciri kapitalizmin serbest piyasa olanağını kullanarak, sanatçıma zehrini kusuyor ve aynen uyuşturucu bağımlılığı gibi sanatçının paraya karşı boyun eğmesini zevkle izliyor ve haddini bilmeyerek yeni piyasaya giren sanat tacirlerine de, sanatçılara karşı aynı taktikleri uygulamalarının tavsiyesini yapıyor. Çünkü sanatçımın rahatlayabilmesi işlerine gelmiyor. Çünkü sanatçım bir, onlar yüz kazanmalılardır(!)

Bu duruma son diyebilmek için de sanata yatırım yapanların uyanık olması gerekiyor. Çünkü kendilerine çoğu zaman sanat diye çöpler de satılabiliyor ve süslenmiş çöplerle bir müddet koyun koyun ayatabilen sanat yatırımcısı bir zaman sonra  kokusundan rahatsız olarak, sanat piyasasına karşı küskünlük yaşıyor. Bu durum ülkemizde  2-3 defa yaşandı ve neredeyse sanat koleksiyonculuğuna ilk başlayanlardan kimseler kalmadı.

hang bing 2007 theater of modernization halil altındere 2008 mirage

Hang Bing 2007 (soldaki fotoğraf)   Halil Altındere  2008 (sağdaki fotoğraf)

Ne satanı ne de alanı sanatçının değerini araştırma zahmetine katlanmıyor. Önüne ne yemeği konulursa sanki onu yemek zorunda. Yahu kardeşim biraz uyanık ol ne kaybedersin ki. Kazanırsın, cebindeki parayı çere çöpe yatırmamış olursun. Seni kazıklamak veya kazıklatmak isteyen kötü niyetli aracıları da elimine etmiş olursun.

 Galericine alıştığın sanat tacirine güvenmiyorsan yatırım yaptığın konuyu sen araştıracaksın ve gerekiyorsa sanatçıdan da direkt satın alacaksın bu şekilde kendi araştırmanın meyvesini yemiş olursun, sanatçı da senin sayende sömürülmemiş olur…

Paul Kinsky 2011 elephent, dolphin taskin esin 2012

Paul Kinsky 2011                                                     Taşkın Esin  2012 Onur Mansız 2012 

Onur Mansız 2012

Sanat yatırımcısına aracılık eden danışmanlar ile ilgili olarak  yığınla şaibeler ortada dolaşırken, sanat danışmanına yüzde yüz güvence verenler, o danışman ile ilgili olarak üç beş sanatçıyla neden konuşmuyorlar. Konuşsalar kim bilir ne bilgiler elde edeceklerdir ve belki de nasıl kazıklandıklarının da farkına varmış olacaklardır.

robin eley 2010-2011

Robin Eley 2010-2011

Turkishartmarket.com sanat yatırımcılarına parasız hizmete açıktır ve danışacakları konularda en ufak bir yanlışlığın olmayacağını da garanti ediyoruz. Ne kaybedersiniz ki, hangi sanatı, sanatçıyı ve nasıl yatırım yapmış olduğunuzu anlayabilmek için özel olarak başvurun ve confidential olarak özel bilgileri alın! Böylece  sanatçıyı inek gibi sağabilen, sanat yatırımcısını yanıltan ve ülkemizde görsel sanatların bir yerlere gelmesini önleyen sorunlardan kurtulabilelim. Bu sayede  sanatın kasaba kurnazları da elimine edilmiş olsun!

Bize başvuracak olanlar herhangi bir yazımızın altına yorum olarak başvurabilirler ve özel başvuranların yorumları onaylanmayacağı için de özel olarak kalacaktır. Yorumunuzda sizinle temas kurabileceğimiz mail adresi ve telefon da verebilirsiniz.

Saygılarımızla.

__________________________________________________________________

ÖZGÜN GENÇ SANATÇILARIMIZDAN VE AYNI ZAMANDA SANAT YAZILARININ GÜÇLÜ KALEMİ SERKAN BAYER’İN YAZILARI, BUNDAN SONRA SİTEMİZDE YER serkanbayerfotoALACAK.  KENDİSİNE TEŞEKKÜR EDİYORUZ

BAŞLIKSIZ! 

Serkan Bayer

Yazıma başlamadan önce teşekkür etmek istiyorum. Öncelikle bu değerli sanat portalına ve bu portalın takipçisi olan okur ve çizerlere… Gerçekten de çok az da olsa şu dönemde bazı alışılmışlıklara karşı durarak ayakta kalma çabası vermek ve bu konuda ısrarcı olmak herkesin harcı değil. Kolayı vardır birçok şeyin. Yöntemler vardır ve bunlar ezberi bozukların hızlıca kabullenip, hızlıca adapte olup hiç de gocunmadan kendilerine adapte ettikleri bir takım formüllerdir. Aslında klasik bir laf vardır “Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok”! Evet, vardır ve çoğunlukla kabul edilmiş ve uygulanmakta sakınca görülmemiş bir formüldür bu. Bu formüle göre kimsenin düşünmeye, yorumlamaya veya bir kavram üzerine kafa yormaya ihtiyacı yoktur. Zaten Avrupa’daki sanatçılar ve iştirakçileri devamında Amerikalı ve Uzak Doğulu sanatçılar ve düşünürler bu işlere yeterince kafa yorup ideal olan biricik düşünceyi ortaya çıkartmak için yeterince yoruluyorlar. Biz neden kendimizi yoralım ki bizim için bizim yerimize düşünen ve üreten birileri var zaten! Toplum olarak da baktığımızda atalarımızdan kalan en iyi mirasın bu olduğunu görmemek mümkün değil. Neyi üretmişiz ve dünya adına faydalı bir model yaratmışız hadi inceleyelim. Ta ki sanat gibi felsefe gibi yüce kavramlara gelene kadar sokaktan bakalım mirasımıza. Önünüzden geçen otomobillere dikkatli bakın lütfen. Her biri bir ülkeyi ve bir ulusu temsil eder, bayrakları gibi. Ben boğaz hattında her ülkenin gövde gösterisini önümden geçen saatte 300 bilmem kaç km hız yapabilen araçlarla görüyorum. Arada bir aralarına sıkışan Fiat’tan çakma bizim kuş serilerine gözüm takılıyor ve yüzüme tatlı bir tebessüm çöküyor. Bizden de bu çıkmış ne yapalım daha iyisini yapana kadar bununla övünelim(!). Yine sokaktan bakalım hayata. Mesela Vali Konağı caddesinde bir tura çıkalım hep beraber mağazaları gezelim. İnanılmaz derecede şık ve kaliteli ürünlerin etiketlerini çevirelim ve bakalım hangi ülkenin bayrağını taşıyorlar. Elbette Türkiye değil. Hatta en az uğranan bir yere girelim, burası da bir kitapçı olsun. En çok satanlara bakalım hep beraber, acaba bir Amerikalı mı yoksa bir İtalyan mı bayrağı taşıyorlar bu sene? Birkaç sanat galerisi gezelim. Kimler ne yapıyor yeni ne var, bakalım hep beraber. Gördüklerimizin fotoğraflarını çekelim ve google’da görsel arama yapalım. Acaba hangi Meksikalı veya Koreli sanatçı çıkacak karşımıza? Düşünce üreten insanlarımıza bakalım daha yazıldığı gibi okunmayan Foucault’yu telaffuz edebilmişler mi? Anlamasından vazgeçtim okuyabilmesine razıyım. Mehmet Siyahkalem’i günümüzde yaşayan bir kaligraf olarak bilen ve kendi senaryosunda bilmem kaç bin dolarlara resimleri satılan, alınan, alınmadan satılan, satılıp da yok olan, sanatçı(!) ve LW çantalarının halen çakma olduğunun farkına bile varmamış olan, bir dolu hatundan bahsediyorum. İnanın Picasso’nun hala yaşadığını zannedenler var aramızda. Şimdi bir de bunların birçoğunun Türkiye’nin Güzel Sanatlar Fakülteleri’nden mezun olduklarını hayal edin. Bence karşınıza çıkan içi karabasanlarla dolu bir kâbus üstü 14 olacaktır. Benim bildiğim kadarıyla evrendeki madde miktarı 10 üzeri 40’tır. Bu evren madde miktarının neredeyse yarısına denk gelen bir şaşkınlık ve hayretlik sayısına işarettir. Peki, bu çocukların hocaları yok mu? Var ise neredeler ne yaparlar kimler ve neciler? Adnan Çoker’in emekliliğinden sonra okulları mı kapattılar da bizim haberimiz yok. Evet, nihayet ki bir Adnan Çoker’imiz, bir Doğançay’ımız (nur içinde yatsın ve sonsuz saygılar) var da bazen gelecekte karakterde kime ve neden ona benzemek istediğine karar verebiliyorsun. Kısa bir anekdotla bitirmek gerekirse bir gün sevgili hocam Jale Nejdet Erzen’in atölyesinde resimlerine bakıyordum ve sanki resimleriyle ilgili bir açıklama istediğimi hissetti. Bana dedi ki “Serkan ben artık uçakta resim yapıyorum”, dedi. Ben de yüzümdeki kocaman bir soru işaretiyle baka kaldım. Bunu dediğinde ODTÜ mimarlık Fakültesinde doktora derslerine giriyordu ve benim de danışman hocamdı. (Bu arada ben mimarlık okumadım.) Şunu dedi o soru işaretine cevap olarak, “30 bin metre yukarıdan dünyaya baktığında fotoğrafın tamamını görebiliyorsun”. Ben günümüz genç sanatçı arkadaşlarımı bu kafaya davet ediyorum. Nerde sergi açtığın veya neyi çizdiğinden ziyade içini neyle doldurduğun önemlidir. Bunun için Japonya’dan İtalya’dan tarz almana gerek yok, etrafına biraz bakman yeterli. Sevgiyle kalın.

Serkan Bayer

info@serkanbayer.com.tr

____________________________________________________________________

Bir izleyicimizin göndermiş olduğu görseller

Turkish Art Market olarak yayınlarımız geniş bir kitlenin ilgisini çekmeyi başardı. Bu sayfalarda yer alan yazılar ve görseller ile ilgili olarak yanıt hakkı doğduğunu düşünen arkadaşlarımızın yorumlarına da yer vereceğiz.

Romy Rey

Romy Rey is a Swiss Artist (Romy Rey İsveç’li bir sanatçıdır)

1755901574

Bu çalışma ise Ekrem Yalçındağ adındaki Türk sanatçının. Romy Rey çalışmasının bu çalışmadan önce olduğu biliniyor. Esinlenme mi ve ne kadar esinlenme izleyicini takdirine bırakılmıştır. Yalnız Romy Rey çalışmasında bir takım semboller ve sembollerin vurguladığı zihinsel bir işlev içermektedir. Yalçındağ’ın çalışması ise sadece dekor amaçlı görülmektedir.

1998 Boundaries of Landscape Art, Small Mansion Art Centre, London – Battersea Art Fair, London – Society of Women Artists, London
Tommy G

Tommy G

_______________________________________________________________________________________

Contemporary İstanbul 2012 ve görsel sanatlarımız üzerine

07CumaAra 2012

Çağdaş sanatın etkilenenleri

Çağdaş sanat ve genç sanatçılar bugünlerde ilgi çekiyor fakat nedense kim ne yapıyor, nasıl yapıyor bununla ilgilebnen yatırımcı yok. Sadece birilerinin ağzına bakarak habire ucuz resim peşinde koşturan yatırımcı kesimi, gelecekte büyük paralar elde edeceklerini rüyasında darı gören aç tavuklar gibi düşlüyorlar. İşte size etkimi dersiniz, taklit mi, uyanıklık mı çağdaş sanatlardan bir demet.bir demet

Selma Gürbüz (Üstte) Renee Magritte (Altta)

________________________________________________________________________________

Duygu Yaşam

Medyaya ve sanat dünyamızdaki heyecanlara bakıldığında Contemporary İstanbul dünyadaki en önemli fuarlardan biri durumuna geldi… Fuarda dolaştığımızda, belleğimizde kalmış olan geçmiş ve içinde bulunduğumuz durum ayna gibi karşımıza çıkıyor: fuar giderek daha bir organize olurken, katılımcı yabancı galerilerin sayısı ve New York’dan Marlborough Gallery galerinin fuarda yer alması önemli bir artı olarak göze çarpıyor da, İstanbul’da da galeri açmış olan bu firma acaba Türk sanatına ne derece faydalı olacaktır, bunu zaman içinde göreceğiz… Öteden beri söylüyoruz, sanatın global olarak tanımlanması papağan gibi yapılmışların tekrarını yapmayı etik kılmaz…

d4940321r Chelsea-March-20122-300x225 studio

Tadasuka Kuwayama Japon-Amerikalı sanatçı 1960′lı yıllardan beri dairesel ve geometrik resimler yapıyor.

Contemporary İstanbul 2012 madalyonun kayda değer tarafından baktığımızda, ülkemizde son yıllarda balon gibi şişirilerek sanat piyasasına sunulan genç çağdaş(!) sanatçıların bir anlamda çöküşü oldu. Çünkü sanat yatırımcısı, fiyatları yıllarını sanata vermiş isimlerin üzerine çıkarılan dünkü çocuklara yatırım yapmanın, bir anlamda risk oluşturduğu gerçeğine nihayet varmış bulundu.

274 7033502458 EKREM YALCINDAG

Ekrem Yalçındağ son yıllarda ülkemizin yüzünü ağartan(!)  bir sanatçı olarak lanse edildi.

Medya tarafından fuarda büyük satışların olduğu duyuruldu da kimin ne sattığı kimlerin ne aldığı ise her zaman olduğu gibi gizemini sürdürmeye devam ediyor. Çünkü yayılan haberlerin doğruluk payı yok gibi. Balon şişirme modası sanatın fiyatlandırılmasında ve satılmasında da aynı şekilde devam ediyor. Akıllı sanat izleyicisi geriye dönüp baktığında, geçmişte şişirilen balonların sönmüş olduğunu ve yatırımcının yeni şişirilen balonlara yönlendirildiğini açıkça görecektir.

 

1 thought on “Home Page”

  1. Hüseyin YILMAZ said:

    serkan bey,yazınızı okudum,sanatçı görebildiği algılayabildiği gibi sanat yapar,fakat kapitalist düzen genç sanatçıyı istediği gibi yönlendirip kullanmaya kalkarsa sanatçı özgürlüğünü kaybetmiş ve ortaçağ kilise egemenliğinden farkı olmadığı açıktır.Bugün var olan durum budur.Keşke Adnan ÇOKER ve BURHAN DOĞNÇAY kadar özgür öz güven içinde sanat yapabilsek. GENÇ SANATÇILARA DERS VERMEK YERİNE ,SANATÇININ SORUNLARINA DİKKAT ÇEKMEMİZ GEREKİR.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s